Çarşamba

zeldâ!.

kelimeleri tutuşturan dil, dili de kalp.. asıl yanan kalp.. bunu en iyi sen bilirsin.. alevlerinin seyirlik şehrâyinine takılan ardındaki yakıcı ateşi göremez, görse, mecrâsına mezrâsına mahrecine; tutuştuğu ilk yere bakmaz.. bakmışım ben... meğer el gelinine gönül düşürmüş bîbaht ozanmış hâlimin haldaşı derken o bîbaht ozan benmişim, ben olmuşum?!. zeldâ!. şu 'ne' dediğin adam?!. sevdiği kelimeleri içer, içince başı döner, içi bulanır kelimelerden ve birdenbire bastırır söz sağanakları.. eğer boğacaksa nâif kalbini kendini bilmez kelimeleri, içinde birbirine karışacaksa zâten hep 'hüzün' sesleri ve ayıramayacaksa uğultulu fırtınalarla tatlı meltemlerini birbirinden, darlanacaksa, durma üzerinde ve ‘sarhoş sözü gibi sözlerin!.', ‘kalbim alışık değil, hazır değil buna!.’ de ve geç!. geç, şu ne dünyanın ne hayatın hiçbir şeyi olmayan 'ne'den, serseriliğinden ve bağışla!. ve bil ki eğiliyor kalbim asil kalbin karşısında!. bunu bir ihtiram sunuşu olarak da alabilirsin.. lâkin hakikatte sekîr hâlidir; kendim gibi bir aşk sarhoşuna çarpmışım ya yürürken yalnız, ıssız yolumda, 'ölümüm'ün hemen ardında!. gün bugün olmuş yürüyorum... arayı hiç açmadan?!.

Hiç yorum yok: