Cumartesi

nekrofili…

aynı analardan doğmasak da aynı acıların yoğurduğu analar doğurmuş bizi aynı şehirler büyütmüş kucağında aynı kenar mahallelerde geçmiş çocukluğumuz aynı bahçelerine dalmış gecekonduların ve aynı erik ağacından düşmüş aynı köpeklere dişlenmiş aynı anda bulanmış içimiz aynı anda kusmuşuz.. ellerimiz aynı sofralara uzanmış aynı zeytinlere çatal batırmış kaşık sallamışız aynı çorba taslarına aynı kepçeleri yemişiz kafamıza aynı anda azarlanmış ve aynı anda susmuşuz.. ve; büyümüşüz aynı başkent yağmurlarında ıslanmış delikanlı çağlarımız aynı güneşi ısıtmış içimizi aynı kızı sevmesek de aynı kızlara tutulmuş aynı kızlar bekletmiş ve sonra terk etmiş bizi aynı anda nefret edilmiş aynı anda unutulmuş aynı sokaklarında kaybolmuşuz.. aynı okullara girmiş sonra aynı anlamsız boykotları kırmışız, pervasız aynı öğrenci evlerinde, bi gecede devlet yıkmış, devlet kurmuşuz; sonra sıkılıp aynı yurtların koğuşlarında sabahlamaktan aynı fakülte 'hergele'lerine uzanmış aynı kantinlerinde çaya sohbete dalmış, sınıfta kalmışız.. ardından aynı 'eylül'ler gelmiş aynı karanlık ellerin, aynı düzme fezlekeleriyle aranmış aynı bekçiye enselenmişiz geceleri ayan beyan ‘netekim’ ‘netekim’, aynı coplarla ıslatılmış aynı 'askı'nın terazisinde tartılmışız, darasız ve okkalı aynı uzun ve ıslak ‘terapi’ yatı(rı)şlarından sonra soğuk betona... onca usta 'paşa' ellerce 'terbiye'ye rağmen yine uslanmamış yıllar sonra kuyruk ve kulaklarımız düşmeye yüz tuttuğunda aynı karanlık mahfillerden gelen aynı mâsûmiyetten süzülme tahliye raporlarıyla bırakılmış; iplerden aynı anda kurtulmuşuz.. yani aynı uçurumlarında dönmüş başımız hayatın gerçeğine aynı anda uyanmışız.. derken; aynı okulları yine bitirememiş aynı anda aranmışız askerlikten aynı anda bakâya kalmış aynı firarda yakalanmışız.. aynı kıtalarda tâlim etmemiş çıkmayıp eğitimlere aynı çavuşlara kafa tutmuşuz.. aynı mangalarda öğrenememişiz sağımızı solumuzu aynı 'disko'larda yatmışız; katıksız hapis kaçıp bir hafta sonu aynı çarşılarında kazıklanmışız aynı esnafa.. ... aynı yıllardan sonra büyümüş şehir, metropol olmuş aynı anda yapayalnız kalmışız aynı ışıksızlığa alıştırmış gözlerimizi aynı yarasaların gözlerinde büyütmüşüz nedensiz yaşama korkularımızı aynı anda sürgün etmişiz kendimizi bibaşınalığımıza.. aynı dehlizlerinde yürümüşüz hayatın ‘sonra’sına aynı hüznün agoralarına inmiş aynı kelimelerin ördüğü hüzün duvarlarına toslamış aynı sararmış teksir kâğıtlarına yazmışız bilinmez hikâyemizi ve şiirimizi.. yokmuşuz aslında biz hiç yaşamamışız ve aslında biz, nekrofilik bir ebenin eline çoktan ölü doğmuşuz; o 'uğursuz eylül'lerde 'onikisi’nde..

Hiç yorum yok: