Çarşamba

yani diyosun ki lan gönül...

... ilkelim, dar görüşlüyüm, geri kafalıyım, kendimden menkulüm; anka'dan başka kuş, hayattan zorlu yokuş tanımam.. utanmadan bide, kendim çalıp kendim(e) söylerim; şurda bir allahın tek kulundan bi iltifat beklemeyen şu bet sesimle, karga gak demiş düzensiz besteler de benim.. yani, kendim doldurup kendim içiyom şu zıkkımları, “bi baht-ı karayım kullar içinde” de demiyom, gülüyom hallarıma..

zannımca da böyle bi acaiplie tevessül edebilcek bi akl-ı önce daha olmadığı için yeryüzünde, tek rakibim de kendimim.. bu demektir ki, şu erişilemez megalomanimin başka egolara geçme ihtimali sıfır..

elimde değil, çok mütevazıyım; ve mütevazılığımı da yiyim!. ve bak, ‘ne iş lan moruk; hem mütevazı, hem megaloman?!!. buz gibi çelişki işte!’ özeleştirimi, sorgu-tenkidimi de, peşin peşin bizzat kendim yapıyom şurda huzurunuzda; hani olur a, duyanın görenin bilenin bi itirazına teşne olabilir diye?!. ve sonunda, zevahirimi düşmesi muhtemel zavallı durumlardan kurtarıp, yüzde yüz selamete eriştircek beynelmilel bi söze dayanarak, karşılığını da kendim veriyom..

yani, kısaca, anlıycaanız; bakın hem kelim, hem fodul şurda!. ne güzel işte; ikisi bi arada, tara ve çık modeli!.

(bak, kelime/kavramları yerinde kullan!. zaten galat-ı meşhur bidünya şey var; güya en okuyan, en gelişmiş, en falan filan dünya toplumlarının hayatında!. yani ki ve sanırsam da farsça şu "fodul" hiç de öyle gelişigüzel kullanılacak bi kavram/kelime değil!. git kendine başka bi sıfat bul!. çok teelikeli!.)

Hiç yorum yok: