Pazar

‘hayâl’

yine bir ‘hayâl’… bir ‘adı’ yok.. çoğumuz gibi!. tanıyor, biliyor değilim!. hep olduğu gibi yine bir hayâl ile konuşuyorum.. ve hayâl benim gerçeğim artık.. (hiç bilmediklerinin, tanımadıklarının satırlarının altına, bir adı olmadan, kalabalıklar içinde öylesine bir ‘adem’ olup, bir hayâl gibi gelip, isimsiz adressiz satırlar düşmek; tek yapabildiğini yapıp… kendilerini ‘hayâl’ kılanlar… geceleri yazarlar onlar.. kelimeleri, “fırtına vâdisi”nin sona erdiği yerde, yüksek, sık ormanlık tepeleri arasındaki o “güngörmez” suyu gibidir; hep geceleri akan, gün ışımasına yakın kesilen.. sabah olunca sayfalarına bakanlar belirli belirsiz bir iz görür ve fısıldardı; ‘gece biri geçmiş olmalı buradan?!’… bir isim yok, cisim yok; yalnızca bir kalem tutan bir el ve kendini kelimeleri ardına gizleyen sırlar yurdu bir kalp ve kelimeleri… yazmak böyle güzeldi.. bir kalp ki, kelimelerine bakılarak bilinirdi.. kelimelerin böyle bir sihri var..) kendini ‘hayâl’ kılanlar… iç çığlıklarını sonsuz boşluğa salar gibi yazanlar; aynı yolları yürümüşler, aynı kırılışları yaşamış, aynı yerlerden kanayanlar... sahipsiz gibi görünen her çığlık, hayatın sert fırtınalarında, sağanak yağmurlarında kanat çırparak, bir saçakaltı bulup sığınmaya çalışan, göç yolunda yolunu kaybetmiş kuş.. çığlık, annesiz bir kuş.. kim göçe kaldırıp gökyüzüne uçuruyorsa kelimelerini, konacak bir dal, yalnızlığa bakan bir pencere pervazında iki müşfik kelimeyle oracıkta çatılmış, ‘anlam’dan bir yuva arıyordur kelimelerine, kelimelerini gizlediği kalbine.. sesini duyurmak için çığlık atardı insan; hakikatte bir karşı kıyı, yankı bulup dönsün?!. insan, bir kalbe bunun için dayardı kulağını.. gerçektir yazmak; acılarımız kadar, katrana bulanmış uykularımız, sıçrayarak uyanışlarımız kadar gerçek, kendi çığlıklarımız kadar.. işte, yazmak hayâlî değil.. görünürde kendinden bir alâmet vermese de bir yazıcı, ‘hayâl’ değil; çığ gibi çığlıkları kadar gerçek o!.

Hiç yorum yok: