... kimse gözü kapalı atlamazdı hayatın bilinmez uçurumlarına..
Salı
Pazartesi
vallaa da dediğim buydu... bizamanlar..
... 'ben, kendim, yalnızlığım ve battaniye'..
geçmişten... gönül diyo ki...
aynada düello...
her karşılaşmamızda suratına tükürüyorum aynada gördüğüm sûretin..
işte,
sahipsiz bi piçtim ‘insan’ çölünde.. açtım; ve susuz ve uykusuz..
ıslıkları değildi aldanmaya çağıran; uzattıkları avuçlarının içlerinde var olduğunu sandığım bir kırıntı sevgi, bir yudum serin suydu..
serapmış..
sahte de olsa, azcık bir ‘insan’ sıcağına çağırana ben yine aldanacağım; çünkü yine sahipsiz kalacak piçliğim..
canım cehenneme yani!.
...
(lavuk!. bi kerede güzel bişey söyle, güzel bişeyden bahset be?!.)
gönül diyo ki...
... insan sokaktaki pavarotti bozuğu, basbas, bambas, basbariton anırtılara, insanı insanlığından edici cıyım cıyım ciyaklamalara bakınca, ırzına geçilen kulağının bozulan piskolojisini tedâvi için operaya yöneliyor..
operasever bi 'ademoğlu' hiç olmasam ve hiç anlamasam da çivi çiviyi söker deyip, operaya, eğitimli, terbiyeli seslere yöneldim..
reklâm olur diye şurda adını da söylemiyorum; bi radyoda sabitlediğim bi kanaldan arya dinlemeye başladım..
…
vurgun yemiş bi dalgıç, kan basıncı normale döndürülmeden öyle hemen pat diye su yüzüne çıkarılmaz; belirli derinliklerde belirli aralıklarla bekletilir, alıştıra alıştıra, yavaş yavaş çıkarılır hayat ışığına..
ömür geçer, farkına varmazsın...
... baştan beri burnunun ucunda duran eşsiz hazinenin..
farkettiğinde yaşadığın; kendini ağır paralayacak üzgü, pişmanlık?!.
...
ve
öte yandan, beraberinde eşsiz güzel bir şey gelir
sonsuz şükür dersin; allahım korusun, kaybedecek, yaşamanın en zoru o kaybetme korkusunu ölüm gibi yaşayacağım bir şeyim var artık!.
batı'nın...
... bokunda boncuk aramak?!. hem de "mâvi"?!!.
bulamazsın!.
pis görüntü, kesif koku; miden bulana bulana, için dışına çıka çıka bok karıştırmış olursun sâdece!.