... hayatın vızır vızır otobanında ne
ölümlerle ne harmandalları, ne misketler oynadıydı..
korkusuz, kıvırmasızdı; ne korkuyu ne kıvırmayı
öğretemedilerdi.. zaten de zavallı gariban anasını hayatın en dip yerlerinde,
uçurum kıyılarında dolanıp, bilmez korkusuz, en tehlikeyi dibine kadar yaşamak
gerçeği öptüydü; zekâ kıtlığından değil, aşırı serseri, yöneltilemez bi
ruhtan.. ama aynı zamanda, duyduğu ilk ‘insan’ sese koşacak imkânsız da bi
salaklıktan..
böyle bi salak olunca, hep birilerinin oyuncak ayısı
olursun; soğuk korkulu karanlık gecelerde ihtiyaçları olduğunda, aramaya da gerek
yok, hemen ellerinin altında; bulur, sarılır uyurlar mışıl mışıl, gün ışıyıp
korkuları gidince de, bi dahaki ihtiyaçlarına dek kaldırıp bi kenara atarlar..
bu, mecaz falan değil, gerçek anlamda 'bazı insanoğlusu azcık da puşttur'
demek..
ve;
ele avuca gelmez, boyun eğmezken sırf şu angut 'insan sevgisi', orozmu 'romantizmi' yüzünden birilerinin oyuncak ayısı olmuşlara ben
kadar da üzülen yoktur..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder