hayat bana hep it yüzünü gösterdi.. inzibat kültürlüydü..
habire 'dibinden keserim haa!!' modeli, bi sünnetçi korkusu verip, gün yüzü
göstermeyecek, bi yaşatmayacaktı güya?!!.. oysa büyük iyilik yapmıştı, çok da
bi yerimdeydi dediğim, o yaldızlı yanını benden saklamakla..
yaşatmadığı doğru; yaşamasına yaşamayacaktım.. lakin
yakasına, öteki yüzünün yüzüne bir kez bile bakmayarak yapışacaktım.. hani ‘beşkenar
bi üçgen’ kadar saçma da olsa mantalitem, tavşanın dağına küsüşü, dağın da hiç
de orasında olmayışı gibi olsa da şu küsme eylemim, hayattan bu şekilde bi
intikam en azından benimdi, orijinaldi; ve ben orijinal şeyleri seviyordum
hep!.
steril hayat, konforlu kafa sağlığa zararlıydı.. en zayıf
mikrop bile yere sererdi.. biraz dişli olmak lazım, azcık dirençli yani!.
sokaktaki en sıradan bi adam bile, çoğu allâme, bilge geçinenden
çok daha derin bi felsefeye sahipti..
konuyu derinine araştırdım;
hayatın en dibinde yaşamaktan bayaa kıdemli bi sokak adamı, “sokak hayattır, çok şey öğretir, sokakta hayat vardır; sokağa inmek
gerek, sokak tozu yutmak gerek.. kargaşasına ayak basmak, lağımında akmak, vitesten
attığında da şöyle sövmek, usturuplu ve ama okkalı da!.” diyordu, iddiayı ispat
kabilinden..
tuttum kendisini!.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder