Salı

lelia!.

... sen gibi değilim ben, sen gibi aşkı kutsal bilen; bilip, yerinden yücelerden yeryüzüne, candan kana, ruhtan tene, tere indirmeyen.. sen derûnî, lâhûtî anlamını olması gerektiği gibi bilirsin aşkı ve dahî eşsiz kıymetini, ben yerlerde süründürürüm, bağışla; alüfte gibi.. gönül batakhânemizde aşk bir alüfte..

‘ne’ ile arandaki fark dağlar kadar değil, yerle gök arası mesafe kadar.. bu yüzden eğilir kalbi kalbin karşısında, kaldırıp başını bakamaz yüzüne utancından.. baksa, oracıkta o ân geçiriverir kendini yerin dibine.. aşk yüksekte, 'ne' yerin en dibinde..

bilenle bilmeyen bir değil!. 'ne' ne buraya ait, ne 'öte'ye; ne öteyi yâr bilir, ne burayı yâran eder gönlüne, ne uzaklarda kutsal ateşine yanar, ne yakınında; dokunur, terine batar.. bi med-cezir, cerbeze, şiddetli sarsıntılı; bir hayat, kendine zarar veren, kanayan, başkasına kıyamayan, kendinden başkasını kınamayan.. bu dünyada yaşamak ki; susku-çığlık, itaat-isyan, günah-sevap, cennet-cehennem arası.. 
.. aşk göksel şey.. göktekini yere düşürüp sek sek oynayana âşık denmez..
işte,
hâlâ ne’yi "âşık", "adam" bilirsin?!. kalbin ne müşfik, ne yüce!.




Cumartesi

gönül diyo ki...

ölümün var olduğu yerde, aşk da mutlak vardır; her yok oluş bir varoluşa tutunma isteği, hâtta ihtirası yaratır çünkü ruhta.. baktın, aşk mor örtüler altında sıtmalı ateşler içinde titriyor, onu kucaklamaya hevesli kollarında derman bulamadın, ne tabip bildin ona şifâ verecek, ne mezarını kazabildin acını erteleyip, uzaktan bak biraz aşka.. hem uzaklık eşyâyı daha güzel gösterir, biliyorsun!. hani dağlara da uzaktan bakılırdı, heybetini anlamak için!..
yani uzak dur!.