10 Mayıs 2017 Çarşamba

gönül bi daha dio ki...


gönlün canı piyaz çekmişti.. niye de çekmişti, bilmiyordum; çünkü ortada bi sebep yoktu, ortada köfte yoktu.. yine de kırmadım gönlün gönlünün gönlünü etmeye koyuldum, ama gününü gün etmesine de izin vermedim öyle..

piyaz için önce soğan lazımdı; sonra da soğan lazımdı.. ama pilakide olduğu gibi, sarımsağa gerek yoktu..
az önce soğan dedim ya?!. neyse, gittim aldım, getirdim, mutfak tezgâhının üstüne yatırdım.. aklımda sarımsaktan kalma havanı görünce içine atıp dövcem sandı, korktu.. oysa niyetim yalnızca, akşamdan kalma havanı havayla yıkayıp, duru sabunla durulayıp, suyla kurulayıp yerine kaldırmaktı.. birden duygusallaştığını fark ettim ortamın.. ben soğanı soyup soğana çevirmeyecektim, ama o bunu anlamadı; gözlerimi yaşartmaya hazırlandığı için çok utandı.. ne de olsa kendisi utangaç bi soğandı.. acıdım kendisine, öylece kendi hâline bırakmaya karar verdim.. iyi kötü, bi karar vermek zorundaydım di mi; ve en kötü karar, kararsızlıktan iyiydi ve sonradan iyi karar geldiğinde zaten kötü kararı kovardı.. hem, vaktinde veremediğin karar kocaya-mocaya kaçabilirdi.. bu tehlikeyi göze alamazdım..
oysa tehlike benim en birinci sevgilimdi; o bensiz ben onsuz yapamazdık.. biz iyi bir ikiliydik, sanki birbirimiz için biçilmiştik, hiç ayrılmazdık.. o da ben de çok çekiciydik; ben onu o beni iyi çekerdik.. ben ona ‘canım partnerim!’ derken, o bana ‘biricik paratonerim!’ derdi; fenâ sevişirdik..

birlikte çok yaramazdık, yerimizde duramazdık, başımızı sürekli derde sokardık.. bu yüzden bi türlü az gidip uz gitmeyi öğrenemedik.. kendisine olan düşkünlüğüm belamı sikmeye yetiyordu.. ama kendisiyle az zamanda çok büyük işler de yaptık.. ‘boni end kılayt’ çifti bizi fena kıskanıyordu..
böylece yıllar geçti.. gençlikte iyi gidiyordu; da, yaş ilerledikçe sevgilim tehlikeyle birlikte yaşamak zorlaşmaya başlamıştı.. eskisi gibi değildim, eski tip dayanıklı tüketim malları gibi dayanıklı değildim artık.. artık kendisinden tırsmaya başlamıştım.. bu yüzden kendisine karşı sürekli kontrol altında tutmaya başlamıştım kendimi.. neticede, neticeyi kollamak gerekirdi.. neticede, tüm dünyanın kafasına muhayyilesine hayret ve dehşet salsa da, coşkuyla kabul edilmiş, hâlâ da yürürlükte olan, yeryüzünde gelmiş geçmiş tüm medeniyetlerde trilyon sene arasan eşine menendine hayatta rastlayamayacağın, yalnızca ulusuma has, ulusuma özel bi şapka kanunumuz vardı ve aşkın kanunu gibi de değildi hani.. yani takmasam olmazdı..

böyle muasır medeniyet görülmemiştir; ilelebet yürürlükte kalmak üzere anasının yasasına dört kök, zorlu bi azı dişi gibi yerleştirilmiş bi şapka kanunu olan bi muasır medeniyet?!!. ekmek çarpsın yok böyle bi muasır medeniyet!. çıkarana şurda çağdaş bi toplum olarak ne kadar teşekkür etsek azdır.. şahsen ben kendim dibime kadar şükran doygularıyla doluyum kendisine.. bi bulsam oracıkta boşaltçam üzerine.. şükran duygularımı yani!.

kanun diyoduk!.  kanun; işçiler, öğrenciler, köylüler, memurlar, erkekler, kadınlar, herkes içindi, muhalefet eden herkes asılabilirdi.. ‘netekim’ kanun herkesedir; ayrım yapmaz, yapmamalı yani, ayıp!.
yani;
aradan yıllar yıllar geçmiş, kendisi anayasamızda hâlâ koçlar gibi yürürlükte ve sapasağlam duruyor, üstelik de örtmenlerimiz tee ilkokulu birinden üniversitenin sonuna kadar yurttaşlık bilgisi, ilke inkılaplar dersinde  hâlâ da ve o kadar da öğretip ezberletiyor.. bunu da geçtik, rahmetli yıldırım gürses “çal kanunum çal”, mazhar fuat abimiz, o kadar da “şapkasız çıkmam ağbi” bile diyordu..
işte, uğruna ne kelleler gittiği, ne başlar düştüğü, hâttâ, erzurumda bohçacılık yapan bi kadın bile kendisine muhalefetten asıldığı da hâlde, bi kanunumuzun böyle hafife alınması, daha düne kadar kanunun gereği olan şeyi başının üstünde gezdiren halkımca artık iplenmemesi çok ağırıma gidiyordu.. keyfî takanlar hariç, artık tek bi vatandaşımın bile, zemin ve şarta bağlı kalmaksızın, giymenin takmanın yasa gereği ve zorunlu olduğu şapkamızı artık biyerine takmadığını gördüm ya, şahsen çok üzüldüm.. ne yani; her şey bu kadar basit miydi, boşuna mıydı?!. yazık oluyordu.. saygısızlar!. kanuna karşı geliyorlardı.. ben olsam gelmezdim.. icabına bakar, allah yarattı demeden, kamyon çekiciyle bigüzel döver, kendisine getirirdim kendilerini.. ayakkabı çekeceği ile kulaklarını bir miktar çekmeli bunların..


ne demek “kadın şapka giye ki asıla?!” demek suretiyle, kanunu sorgulamak, şapka giymemekte direnmek, böylelikle de kanuna karşı gelip acaip siyasal bi suç işlemek?!!.
zaten de çok geçmeden, kimliği gizli tutulan zürriyeti belirsiz bi ihbarcının ihbarı neticesi, durumdan vazife çıkaran kıymetli bir türk büyüğümüz olan, ç. altan’ın da dedesi tatar hasan paşa’mızın yüksek himmetleri ve fevkalbeşer gayretleri ve kat’i emriyle ‘altı ok’ka derdest edilip tutuklanmış, devletimizle davalık olmuştur kendisi; duruşma sırasında da ‘güzide’ mahkeme reisine “ben bir hatun kişiyim.. şapka ile ne derdim ola ki?!!.” diye şaşkın şaşkın sormuştur.. şalcı bacı’ının acısından önce, şaşkınlığına ben de biraz ortak olur gibi oldum.. fena da zarar ettim ama; çünkü düzenim böyle resmî tarih dışı, kayıtsız ve ama gerçek olaylar karşısında bu tür saçma sapan şaşkınlıkları sevmiyordu.. bu yüzden beni de kanun karşısında bi muhalif neyi görüp, ibret-i âlem olsun diye, beyazıt meydanında iliklerimden düğmeleyebilir, cevizlerimden asabilirdi.. baktım vaziyetler kel, kelle gidecek, ben hemen, büyük sorun yaratmak üzere olan şu şaşkınlığımı, bu tür olaylar karşısında şaşkınlıksız kalma pahasına, oracıkta geri çektim.. ben çekilince şükrü saraçoğlu stadı ayağa kalktı.. ayağa kalkan bir stat?!!. allahım, ilk kez görüyordum!. çünkü ben maç seven, maça giden bi insanoğlu değildim.. soranlara, maçlarda çok olaylar oluyor, maçam yemediğinden gitmiyorum filan diyordum, ama asıl sebep tamamen duygusaldı.. cebim bana karşı çok hassastı, delinmek istemiyordu.. ben de ona karşı hiç dolu değildim.. bu yüzden kendisiyle aybaşları dışında biaraya gelemiyorduk.. zaten de aybaşlarında da kadın gibi adet görüyordu.. bütçem, acısından ve memleketimizin dirlik düzen sıhhat ve selameti açısından, cebimle aybaşlarında bi ilişkiye girmemin sakıncalı olduğunu söylüyor, ben çok istekli olmama rağmen aslâ müsaade etmiyordu.. ne tuhaf, elbisemden nikahlı kendi cebimdi, ama ben ona elleyemiyordum.. çok duygusaldık ikimiz de, çok utangaçtık; ikimiz de bi sarhoş olmadan bi halt edemeyeceğimizi biliyorduk.. ama her şeye rağmen yine de sürekli ayık gezmek durumunda olan bütçemi seviyordum.. işte bu nedenlerle, maçsever takım tutar, koyu taraftarlar arasında, bırak insanın oğlu olmayı, insan bile sayılmama pahasına bunu kamuoyunda hiç dillendirmedim.. kamuoyum bana ters ters bakıyor, bi açıklama bekliyordu, ama onca ısrarına rağmen ben gene de, maça gidip açığa düşmemek için direniyordum.. bu yüzden, meseleyi müdrik, ben gibi maç sevmeyen, futbol fukarası bir avuç angut arasında adım ‘diren maça’ya çıktı.. maçam cidden sıkıymış, beni bile şaşırttı, çok iyi direniyordu.. özellikle de ‘maça bey’im.. direnmese ‘kupa kızı’nın ayartmaları karşısında oracıkta teslim olcaktı.. kupa kızı fena orospuydu.. kumar masalarından inmiyor, elden ele geziyordu.. kendisini üçüncü sınıf kaavelerde bile ellemeyen kalmamıştı.. ama yine de kızamadım kendisine.. çünkü kızan yerlerimi kör etmiştim.. bu yüzden, gönlün canının çektiği piyazı pazardan, piyazcı piyale abladan almaya karar verdim.. günlerden salıydı, pazar yoktu.. ben pazarı bekleyen kumrular gibi düşünmedim, sonuçta ben bi arpacı kumrusu değildim.. bu yüzden gönlü alıp tarihi merkezefendi köftecisine götürdüm.. en iyi piyaz kendisinde bulunuyordu.. bigüzel buluşturdum ikisini; çok sevindi garibim..

ara ara çıkarcam gönlü sığınağından.. yüzü gülüyo çünkü ve sırf bunu görmek için ininden dünyaya çıkmaya değer..

3 Mayıs 2017 Çarşamba

"içinizdeki öküze oha diyin!"

insan tepeden tırnağa zaaf..
tespitini iyi yapmış, içimizdeki hırslı 'mal'lar üzerinden trilyon götüren, dünyanın gelmiş geçmiş gelecek tüm kişisel gelişimcilerini, milyar satan kişisel gelişim kitaplarını battal-yalan edip itin gerisine sokan kitap; kişinin efsunlu sahte sahneye bakmaktan yitirdiği kendini gönlünü içindeki eşsiz dünyayı keşif kitabı..