17 Nisan 2017 Pazartesi

ortak bi yaraya dokunmuş...

... yazılarını okuduğum biri; ne kadar canını yaktılarsa, “şerefsiz” demiş ‘şerefsiz’lere.. bu yazı ona..

sövmek, ruhun yelpazesidir, ara ara serinletmek gerekir..
elbet rastgele sövülmez, sövülmemeli de.. iyi bişe değildir de.. ama yeri geldiğinde de koyvermek gerekir; yakasını... zaten de bakla da ağızda mezara dek de tutulmaz ki.. hem öyle ayıp günah bişey de değil sövmek.. hâttâ yerinde sövmek ibadettir..
insan, haksızlığa uğradığında, canı çok ama çok yandığında, canını yaktığında iki ayaklı bi mahlûkat sürüsü yahut birisi, su serpip yürek soğutmak, yahut ruhu serinletmek için şu yelpazeyi rahatlıkla kullanabilir.. yani ki bi insan, canı burnuna getirildiğinde, fena yakıldığında, isyana, ağız ve yürek dolusu sövmeye, haykırmaya, çığlığa ruhsatı vardır; hem de Mevlâ’nın ta kendisi tarafından verilmiş.. hani ben gibi, toplumun son derece gereksiz bir ferdi de olsan, kurban olduğum Yaradan tarafından verilmiş bir hayat hakkı vardır, zararsız her bir canlıya..
kimsenin canını yakmaya kimsenin tek bi hakkı yoktur.. kaldı ki, ayak altında, kalabalık içinde, kimseyle de bi tek işi olmayan, hayatın en iddiasız, istemsiz, en uzak bi kıyısında yaşamaya çalışan birine?!. ayıp yani!.

şu yavşaklara dolu yavşaklık dünyasında yeri geldiğinde iyi de sövmenin ruhu teskin edici, strese musiki kadar iyi gelen bişey olduğuna inanan dallamalardan biri de benim; ama bazen, hani canım çok yandığında, hani şu valdesinden zalim mahlukatın yaptığı gereksizlikler yüzünden..
sövmem gerektiğinde söverim; hem de iyi söverim!. yani, böyle olunca şu “Bizim Yunûs, Derviş Yûnus” kategorisinde makbul bi adam olmadığım kesin..
rahmet olsun, Yûnus abimiz,
“dövene elsiz gerek
sövene dilsiz gerek
derviş gönülsüz gerek
sen derviş olamazsın” demekle noktayı öyle de bi koymuş ki, insanda üstüne söz söylüycek hâl kalmıyor..
ben hayatta derviş olamam yani!. çünkü dövene de sövene de, can yakana da fena gönül koyarım.. fakat bişey de var ki şurda, kendime azcık bi çıkma yaptığım, bi ufak kıvırma payı; dikkat buyrulursa şurda, Bizim Yûnus’umuz söveni ayıplamıyo, sadece “derviş olamazsın” diyo!.
tamam, sabretmek, içine atmak, kalbine zehir akıtmak, dişini sıkıp mukabele etmemek, sabır göstermek büyük incelik, büyük nezaket ve büyük erdem, buna bi itirazımız yok!. lakin, karşındaki duvarsa, odunsa, zil gibi sağırsa, af buyrun, iki ayaklı şehir ayısıysa, ona karşı sevecen tavır artık bi nezaket bi incelik değil, düpedüz salaklıktan öte geçmeyen bi şey olur..
“odun, duvar, taş kafa” filan dedim demin, gerçekte bunların bile bi ruhu vardır metafizik âlemden bakılınca; hani, tuzun, sirkenin bile ruhu olduğu gibi.. şurda doğru kelime “ruhsuz” olacaktı.. e, bi adamın da ruhu yoksa geriye de neyi kalır ki?!!. yani, bi kalbi kırma onursuzluğunu gösteren ‘ayı, sığır, öküz, odun’ ya da ‘başka bi vesaire’ bile değilse, ona kırılmak, gücenmek, incinmek bi salaklık, karşısında bidünya acı çekip sükût etmek apayrı bir sapsalaklıktır bu durumda..

acıyı anlarım da lakin şu kuyruk acısını anlamam!. çünkü böylesi bi acı çekmemenin ilk kuralı insanın bi kuyruğunun olmamasıdır; varsa da hani, ondan bişekilde kurtulmasını bilebilmesidir..
böyle dediğime bakmayın aslında; kimse kuyruksuz değildir ve benim dahi, her ne kadar, gözden izden hayattan en uzak yerlerde yaşamaya çabalasam da, üstüne basılan, ciyaklatan, hem de bayaa bayaa bi uzun ve hem öyle bi tane de değil, bin kuyruum vardır.. yani kimse kendini kuyruktan vareste kılamaz, çünkü dört bi yanı hayat ve kalabalıklarla çevrili bi insanın bi kuyruksuz olması düşünülemez.. lakin acısını minimal seviyede azaltabilir, şöyle ki;
az ‘insan’ az problemdir, az varlık az problemdir.. yani çevren ne kadar yoğunluklu ‘insan’ ve ‘varlık’sa o kadar problem, o kadar muhatap, o kadar yüktür.. kuyruğun kısa yahut uzun oluşu buna bağlı bişeydir..
kuyruktan kurtuluşun bir yolu da, kestirmeden gidip kestirtmektir.. lakin, bu da en az, kazara bi yere kıstırmak, yahut da birileri tarafından üzerine basılmak yoluyla acı çekmek kadar, hattâ ondan daha da beter acı veren bişey olacağından, iyisi mi kalabalıklarınla, kuyrukla beraber, fazla darbe almadan yaşamamın yollarını öğrenmek daha tutarlı bi davranış olacağı aşikardır..

hayret; konu sövmekti, nereye geldi.. gerçi konudur; konduğu yerde durmaz, dağılır..
neyse, hâsıl-ı kelâm;
kuyrukla daha az zararla yaşamanın bi yolunu bulan bilen varsa, hayrına söylesin, bi hayrı dokunsun şurda bize, bi hayır duamızı alsın..

yani ki, kısacası;

az insan, az problem..

2 yorum:

  1. her daim nezaketle,uygun usturuplu kelimelerle derdini,öfkesini anlatmaya çalışan bir insan olmaya özen gösterdim. Fakat nezaketten anlamayan,nezaketi yanlış anlamlandıran, dahasını yapmayı kendine hak gören mahluklar olduğunu göre göre,dünya denen hayatta insan görünümlü mahlukların varlığını kabul etmek ve ona göre tavır almak zorunda kaldım. :)
    acısı yine kimsenin gözlerine bakarak küfretme ya da incitme cesaretim yok,anca yazarak ifade edebiliyorum. ki bence bu korkaklık ve dürüst olmayan bir davranış..
    o nedenle hak edene hak ettiğini yüzüne yüzüne söylemeyi kendime görev edindim,neyse o. kıvırmanın anlamı yok.
    umarım başarırım,çok zor! yolda yürürken karıncaya basmadan geçmeyi öğütleyen bir babaannenin ve ailenin içerisinden,kötüye nasıl tavır alacağım ile ilgili tecrübesiz bırakıldım,o da yaşaya yaşaya :) bu nedenle insanları daraltmaya gerek yok,bence kendimizi genişletmeliyiz,epeycene incinmiş biri olarak söylüyorum..
    "güç içimizde" ve nice iyi kalplerle karşılaşma ihtimalini,bu saçma mahluklar yüzünden iteleyemem,bence siz de itelemeyin!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. selâm olsun, hz. ali, “anlamayana hikmetten söz etmek hikmete zulüm, anlayandan esirgemek anlayana zulümdür” der.. mevlânâ, “ horozun önüne inci atma, öküzün boynuna mücevher takma; biri yem sanır, öteki çan” der..
      söz, sözü dinleyene, anlayana söylenir.. hikmet ve irfandan nasipsizlere söylenecek tek kelime yok..
      “güç içimizde”, doğru!. inanç, aydınlık, umut da.. incindiğimizde, en çaresiz bırakıldığımızda ona bakmalı..
      eyvallah!. tam da insana olan inancımı umudumu yitirdiğim zaman karşılaştığım iyi insanlar da olmasa, kaçtığım trajik sığınağımdan ışığa, dünyaya, hayata, insan içine hiç çıkmayacağım..
      esenlik ve huzurla kalın!.

      Sil