7 Nisan 2017 Cuma

güzün apla!. yine ben!.

rüyamda rüya gibi bi rüya gördüm güzün apla!. inanılmaz bi rüyaydı, çok 'ormantik'ti; tıpkı filmlerdeki, romanlardaki gibiydi anasını satiiim!. yo, hayır; masallardaki gibi!.

anlatiim aplama!. ‘şehmuz’ adında bi oduncu vardı rüyamda; ormanındaki trajik sığınağında bi başına yaşıyan, odundan minyatür el işleri yapan... görsen, tam bi hilkat garibesi; ki sanırsın ki quasimodo.. öyle ki, korkutucu görünüşü bir horoza yumurtasını, bi öküze buzağısını, karnı burnunda bi kadına bebeğini bile düşürttürcek kadar.. yalnız, onca yüzüne bakılamazlığı, karşısına çıkılamazlığı karşısında hayret bi durum vardı; insanların ondan korktuğundan daha çok korkuyordu o, insanlardan.. o kadar ki, bi insan görse kaçıp saklanıyordu.. belkide bu yüzden insan, doal olarak da bi balta girmemiş ormanının en derinlerinde yaşıyordu..
ben az uzağında şehmuz'un nası bi adam olduğu konusunda düşüncelere dalmış, muhtelif yorumlar yaparken kendimce, a bide ne göriim, muhteşem güzel prensesin biri adamın kulübesine doğru yürümüyo mu?!!. meğer prenses saray hayatından, etrafının kalabalığından, eğlencesinden töreninden protokolünden, gördüğü olağanüstü ihtimamdan canı fena sıkılmış, sarayın ormana açılan gizli geçidinden gizlice gezintiye çıkmış, ceylan kuş böcek çiçek derken yolunu kaybetmiş, kulübenin ışığını görünce içinde insan yaşıyordur diye oraya doğru yönelmişmiş..

niye de yalan sööliim, prenses şehmuz'u daha görür görmez, oracıkta âşık olmuştu.. acaip şaşırdım, bi prenses hem de nası da bi prenses oduncu guasimodo şehmuz'a âşık olmuştu.. işte, rüyamın en can alıcı sahnesi gözlerimin önünde yaşanmıştı..

ekmek çarpsın ki güzün apla, aynen de böyle oldu rüyamda!. en başta dedim ya, çok 'ormantik' bi rüyaydı diye!.

uyandığımda uzun süre etkisinden kurtulamadım güzün apla!. düşünüyom da, hayret walla, helâl olsun prenses ablama, hakikaten hakikatli kızmış yani!. tam bi aykırı!. yok böyle delikanlı bir yürek terbiyesisim!.

güzün apla!. ben de görünüş, ilkellik, asosyallik, antipatiklik, "ııiiyyy!!!" konusunda quasimodo şehmuz'dan gıdım aşşaa kalmam.. hani diyorum ki, ben de mi gidip ormanda yaşasam?!.

2 yorum:

  1. En son bende ormanda mi yaşasam mihvalinde bir istekte ortaokulda bulundum. Bulunduguma da bi güzel pişman oldum. Nasil olduysa bi sekilde kompozisyon dersinde kaptırmışım, şehrin yaşanacak uer olmadığına, insanların çekilecek çile olmadığına dair epeyyy bi döktürmüşüm.tam detayları hatırlamıyorum geçmiş onca sene üzerinden:) bir sonraki kompozisyon dersinde cok sevdiğim ve adını unutmadigim nadir ogretmenlerimden olan türkçeci Selma hoca beni medensiz tahtaya kaldırdı, yazdığım kompozisyon kağıdını çıkardı veee. 'ben seni ormanda saklanasin diye yetistirmiyorum, bu kadar emek ona değil. Insanlarla var olacaksın diye azarladı. 11 yaşımda bana bi aydınlanma geldi.. Donakaldim..sonra da git otur dedi ve geçişli fiilleri anlatmaya başladı. (geçişli fiil var mı bilemedim biraz salladim..) yani bu kadar soylecek sozu olanin ormandan ziyade kentte olmasi gerekli sanki..biraz da cenem düştü sevgiler, saygılar..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ormana kaçmak, uzak dağlarda, ıssız bir adada bibaşına yaşamak arzusu… çoğu insanın ütopyası; mecburiyetlerine bakınca, çoğu insan için ütopya.. onu ütopya olmaktan çıkaranlar, artık son raddesine varmış bunalmışlığının verdiği kararlılıkla, zor ve son bir karar alıp çekip gitmeyi başarabilenler.. yani, zafer işaretine kalkmış bir elin parmakları kadar..

      insana böyle, şehirden insandan hayattan kaçmayı düşündürtmek için koca bir kötülükler ordusu gerekir..
      şehir medeniyet modernizm anlayan, anladığı nispette hemen her şeyden etkilenen, endişe sahibi, duyarlı insanları fena bunaltır, canını burnuna getirir.. en çok da onlar kaçmak ister.. hayat sana daha ortaokul yıllarında, henüz daha çocuk sayılacak yaşta şehrin yaşanacak yer olmadığını, insanların çekilir olmadığını düşündürtmüş.. o kadar canını yakmış ki, kompozisyonuna bile konu olmuş.. çok erken başlamışsın yani.. :)

      bişeylerden korktuğu, kendini korumaya almak için kaçar; akıl beden ruh sağlığını..

      geri çekilişi belli süreli, yaralarını sarmak, toparlanmak için yaptığında normaldir; de, sürekli bir kaçış, kaçaklıktan söz ediyorsak, bu da başka bir araza doğru evrilir; fobiye.. fobi mantığı olmayan korkuymuş.. fobi diyince, kendini tavuk yemi sanan, tavuk gördüğünde kaçıp saklanan adamın hikâyesi geldi aklıma.. :)

      belki bir süre için inziva, hicret; ki, bu insanoğlunun bütün acılarını ağırlıklarını çilelerini kahırlarını yüklenmiş, yine de onları terk etmemekle tefviz edilmiş peygamberlerin şiarı..
      hayat, anlam, devinim insanı bunaltan, canından bezdiren, kaçmak istediği yerin içinde yine..

      Selma Hoca’n doğru söylemiş yani!. her zaman bir çıkış yolu, umut vardır.. “umut” yazında dile getirmişsin; olmazsa olmazı “duâ”sı da beraberinde.. güzel yazı, her bunaldığında okunmaya namzet..

      bu arada; geçişli fiil diye bişe var.. yazdığın yorumun içinde biçoğunu saydım.. sallamamışsın yani!.
      teşekkür ediyorum, çok uzun bir karşılık yazdıracak, uzun bir yazıya konu olacak kadar ilginç yorumun için, eyvallah ve bilmukabele!. hoş kalın!.

      Sil