21 Mart 2017 Salı

sevgili, sanal ‘dün’lük!.

‘yazmalıyım!’ dedim sana kıvrana kıvrana ve döndürdüm durdum dilimi sağa sola, sınırsız imkânlarının ihatalı hisarından içeri nüfuz edebilmenin yollarını arayıp durdum; bir gediği, bir kapısı var mıdır acep, cürmümüze münhâl diye..

buldum da… tarama cihazı diye bişeyi varmış…
ardından siyah inciler gibi harfler döken, mis gibi mürekkepli, eski dolmakalem, güzelim el yazısı, ‘ipek tozu’ndan mamûl, âherli kâğıdın imaj diye bişeyi falan alınıp, sanalın yüksek de müsaadeleriyle; öyle kaydedilebiliyomuş..

yani, bi şekilde bi yol buldum bulmasına da, tam da içeriye adım atacağım, yine tuttu şu bildik ‘ilkel’lik, ‘eskikafa’lılık hastalığım, âniden..
başım döndü, içim bulandı.. korkarım doğuştan tutulduğum şu ‘aptal hastalık’ modernizmin fevkalâde steril sınırlarına da (b)ulaşa, kalın, yüksek, muhkem ihatalı, ‘eski’ye, ‘geçmiş’e yasaklı duvarlarına dayana, yıka?!.

farkettiği yerde de yaşatmayacağını da biliyorum..
yani; belaya tırmık, ecel(im)e el ense çekiyorum; bit pazarına nur yağacak olma tehlikesi pahasına, ‘eski’ye rağbet ediyorum..
zaten de öküzün ahmağı kasabın bıçağını yalarmış..
fakat, işte;

“geçmiş güzeldir” diyo bi ârab atasözü” ve ‘mâzî’ de unutmaz, uyu(t)maz, susmazmış!.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder