15 Şubat 2017 Çarşamba

daha onaltıydı...

... hayatın vızır vızır otobanında ne ölümlerle ne harmandalları, ne misketler oynadıydı..

korkusuz, kıvırmasızdı; ne korkuyu ne kıvırmayı öğretemedilerdi.. zaten de zavallı gariban anasını hayatın en dip yerlerinde, uçurum kıyılarında dolanıp, bilmez korkusuz, en tehlikeyi dibine kadar yaşamak gerçeği öptüydü; zekâ kıtlığından değil, aşırı serseri, yöneltilemez bi ruhtan.. ama aynı zamanda, duyduğu ilk ‘insan’ sese koşacak imkânsız da bi salaklıktan..
böyle bi salak olunca, hep birilerinin oyuncak ayısı olursun; soğuk korkulu karanlık gecelerde ihtiyaçları olduğunda, aramaya da gerek yok, hemen ellerinin altında; bulur, sarılır uyurlar mışıl mışıl, gün ışıyıp korkuları gidince de, bi dahaki ihtiyaçlarına dek kaldırıp bi kenara atarlar.. bu, mecaz falan değil, gerçek anlamda 'bazı insanoğlusu azcık da puşttur' demek..
ve;

ele avuca gelmez, boyun eğmezken sırf şu angut 'insan sevgisi', orozmu 'romantizmi' yüzünden birilerinin oyuncak ayısı olmuşlara ben kadar da üzülen yoktur..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder