28 Şubat 2017 Salı

gönül diyo ki...

... ‘biri okusun endişesi olmadan yazmak, terk edilmiş bi istasyonun duygusal inei-öküzü olmayıp, oturup saatlerce, hiç gelmeyecek bi treni beklememekle aynı şeydir’
tek bişe anlamadım sözlerinden ama, gönül böyle diyo kestirmeden gidip..
sanırım aslında demek istediği;
birinin bi yazar bi şair, bi iddiası neyi, dolayısıyla birileri gelsin, uğrasın, okusun derdi de olmadan, kendine çalıp kendi söyleyeceği, kendi dinleyeceği, kendini dinleyeceği, şu sonsuz sanal dünyada sebil bi ‘günlük, bilog’ sayfası edinip oraya yazıyor olması..
bi başka ifadeyle, bu sayfalar;
bi kimi kimseyi de bağlamadan, kişinin dilediğince karalayacağı sınırsız bi şahsî duvar, 'bilog'u geldiğinde içine gönlünce 'biloglama' imkânı veren, uçsuz bucaksız bi arazidir..
‘kimse üstüne alınmasın şurda, kendime yazı(lı)yorum!.’ modeli bişey yani!.
tüm bunlar aynı zamanda 'marifetsizsen hayatta, doal olarak bi iltifat neyi beklentin de hayatta olmaz!.' anlamına da gelir..
...
hangi gaste, dergi ya da bu tür başka bişey, hiç de bi yazar-çizer olmayan bi ‘yazar’a kapılarını ardına kadar açıp, köşelerinde bi yer ayırıp, böyle boş beleş bi imkân sunabilir ki?!.
bu insancıl yaklaşımları, üstün, üstelik de meccanî hizmetleri için fena kutluyorum kendilerini burdan!.

27 Şubat 2017 Pazartesi

sonra, sustuk..

... isyan ateşi, 'insan' kaygısı, yaşamak acısı, ne varsa biriktirdiğimiz içimizde, içimize kusar gibi sustuk..

hedef gözetmeksizin, salvo sallamalar..

kendimle iyi kafa yapıyor, iyi de buluyorum.. insan kendiyle dalga geçmesini bilmeli; yaşamaktan yıpranıp gün gün de eksilen çeyrek aklım böyle diyor..

niçe, “herkes sevdiğini öldürür ennihâyet!” demiş!. sahiden de böyle değil mi?!.

ama hiç sevmediğini daha çok öldürüyo!.
meselâ, kendi wudubebeğime kendim batırıyorum dilimin en sivri yanının en keskin kelimelerini; tam kalbine ve ama kansız.. her gün, günde milyon kez yaparım da bunu zavallı gıkını bile çıkarmaz..
alışıktır yani.. gerek duyup bişey diyceksen eğer, esirgeme bu yüzden sen de en kanlı, en zehirli, en keskin kelimelerini.. ve pekâlâ da muktedirsin de buna!.
kelimelerinin göze göz dişe diş, kaçınılmaz vuruşmalarda, gerektiğinde nasıl da kan dökeceğini iyi bilen, kınından sıyrılmış keskin bir kılıç, dokunduğunda nasıl da zehir akıtabilecek bir bıçak da olduğunu biliyorum.. 
bir kehânet de değil bu; dilin sen dilediğinde nasıl da yakıcı kelimelere hazır.. bunu hissedebiliyor, anlayabiliyorum..
bu kadar değil elbet!. sanki adım gibi bildiğimden sanki emin olduğum, sanki de hiç yanılmıyormuşum gibi hisse kapıldığım bişe daha var; en ölümcül yaralara merhem, hayat iksiri gibi kelimelerinin de olduğu, dilinin bi prenses lisanı kadar zarif, anne gibi müşfik, bazen onun da ötesine geçmesi gereken zamanlarda anne merhametinden de elzem bir cerrah neşteri olduğu hissi..
yani; hepsine eyvallah!. hadi!.

15 Şubat 2017 Çarşamba

daha onaltıydı...

... hayatın vızır vızır otobanında ne ölümlerle ne harmandalları, ne misketler oynadıydı..

korkusuz, kıvırmasızdı; ne korkuyu ne kıvırmayı öğretemedilerdi.. zaten de zavallı gariban anasını hayatın en dip yerlerinde, uçurum kıyılarında dolanıp, bilmez korkusuz, en tehlikeyi dibine kadar yaşamak gerçeği öptüydü; zekâ kıtlığından değil, aşırı serseri, yöneltilemez bi ruhtan.. ama aynı zamanda, duyduğu ilk ‘insan’ sese koşacak imkânsız da bi salaklıktan..
böyle bi salak olunca, hep birilerinin oyuncak ayısı olursun; soğuk korkulu karanlık gecelerde ihtiyaçları olduğunda, aramaya da gerek yok, hemen ellerinin altında; bulur, sarılır uyurlar mışıl mışıl, gün ışıyıp korkuları gidince de, bi dahaki ihtiyaçlarına dek kaldırıp bi kenara atarlar.. bu, mecaz falan değil, gerçek anlamda 'bazı insanoğlusu azcık da puşttur' demek..
ve;

ele avuca gelmez, boyun eğmezken sırf şu angut 'insan sevgisi', orozmu 'romantizmi' yüzünden birilerinin oyuncak ayısı olmuşlara ben kadar da üzülen yoktur..

3 Şubat 2017 Cuma

güzün apla'ya açık mektup!.

rüyamda rüya gibi bi sevgilim vardı güzün apla, adı da 'rüyâ'!. kendisini doğru dürüst bi göremeden daha, rüyamda terk ettiydi beni.. sonra, duydum ki en yakın arkadaşımla, en yakın bi zamanda, en yakın bi yerde dünya evine giriyomuş.. etiler’de eltimlerin hemen yanında ev bile tutmuşlar..
ona tıvıttırdan, taverna müzüğümüzün taçsız kralı ümit besen abimizin o çok ama çok etkilendiğim, koli koli selpak ıslattığım meşhur bestesi eşliğinde mesaj attım; “sevgilim!. nikahına çağırmazsan beni, inan çok kırılırım bak, âhım kalır terbiyesizim!” dedim..
hâttâ, istesin; şahidi bile olurum!.

ayıp etmiş miyim?!