31 Ocak 2017 Salı

zaalim bi prenses sevdim...

... adı 'aşk'!.

bakın prensesim, hayatı artık suçlamıyorum, dönüp kendime bakıyorum; gördüğüm yine hayata yabanî, dünyadan bihaber ilkel bi sıır, yine sobalık ya da zopalık bi ‘odun’?!!. yani daha önce de dediğim ve yine gördüğünüz gibi, iğneyi de çuvaldızı da kendime batırıyor, kendimi nodulluyorum şurda.. bu da kimseyle tek bi derdim, meselem yok demektir..

yalnızca koyunlar mı kendi bacaandan asılır?!!. sıırlar da!. işte, bakın gözünüzün önünde kendi bacağımdan asıyorum kendimi hayatın çengeline ve hem de artık insan içinde!. bakın, artık insan içine de çıkıyorum inimden!. artık kendi kendime konuşmuyorum yani!.
denedim, çok iiiymiş, insan kaçırıyomuş.. gören kaçıyo.. asosyal sosyopat ilkel görgüsüz kılıksız kaba serseri görünümlü tiplerden de kaçılır yani normal olarak, boynuna atlıycak değiller ya?!. çocukluğumuzda kız kaçıran diye bişe vardı, onun gibi..

böyle hem kel hem fodul olup prensesim 'aşk'ı yargılamak mı?!. töbe, ne yargısı, yargıcı, vargısı?!. hayattan tek bildiğim siyahın yılmaz müdafii neslihan yargıcı.. yani yargılama şööle dursun, nerdeyse yalvarıyoruz; niye de bakmıyonuz yüzümüze prensesim?!. gece demedik gündüz demedik, sırf siz dediniz, öyle istediniz diye çalıştık, çabaladık, çapaladık, şu çorak sanal aşk toprağımızı güllük gülistanlık edelim dedik yaza yaza, küllükten beter oldu?!. yani insan bi kafasını çevirir, ne bu gürültü, bu rezâlet, kepazelik, nooluyo burda diye bi bakar?!.

aşk apla!. elbet bilmez kimse kimseyi; de,anlamak dinlemek öğrenmek için hani, bi tenezzül buyursanız şuraya, bi iki dakikalığına bi ziyarette bulunsanız, bi acı kaavemizi içseniz n’olur yani, kıyamet mi kopar?!. buyuran yerleriniz mi ağrıyo, yoksa sosyeteye rezil mi olursunuz, yüksek yüksek tebaanız, etrafınızda pervane yakışıklı yalakalarınız, ne arıyonuz bu sokak serserisinin pis-pasak mekânında diye ayıplar mı?!. mesele serseri kılığım, saç-sakal karışıklığım, kayık tipim mi meselâ, bulaşırım diye mi korkuyonuz?!. korkmayınız prensesim, kendimden başkasına zararlı bi mikrop değilim, biraz ‘yaşamak’ özürlüyüm, o kadar!.

yani siz de?!!. bi peşin hükümlü olmayın, yüksek dilinizi bilmiyor oluşuma hamletmeyin şurda gak guk edişimi, kaba saba konuşuşumu.. dilerseniz saray dilinizle de konuşabilirim, ama sevmiyorum bunu, içten değil!. diyorum ki; siz de sevmeseniz?!.

yani, vardır sizin de içinizde azcık bi doallık, yani, özlüyosunuzdur siz de yağsız balsız kaymaksız yapmacıksız, içinizden geldiği gibi bi konuşmayı!. tamam, bi prensese yakışmaz makışmaz ama, hiç mi bişey ifade etmiyo sokak dili, hayatı, hiç mi merak etmiyonuz; n’apar lan bunlar sokak hayatında, ne yer ne içerler, ne konuşurlar, neye içerlerler, neye sevinir içerler, neye üzülür içerler, hangi havayı çalar ağlarlar, hangi havaya güler oynarlar?!.
tebaanızdan bihabersiniz, hiç umurunuzda deil de, niye de sokak insanı hayatını yansıtan romanlar hikâyeler öyküler okuyonuz gizli gizli, filmler seyrediyonuz, yapımcılar niye de bizim sokaktalar sürekli; setler metler kurup aylarca, dizi-film neyi çekiyolar, yazarlar çizerler dolanıyo duruyo, haftalarca aramızda yaşıyolar proje çıkarmak için?!. madem de bu kadar değersiziz, malzemenin kralı sizde deyip ne halt etmeye evlerimize konuk oluyo, soframıza oturuyo, ortadan kırıp bölüştüğümüz ekmeğimizi yiyip, aynı tastan su, aynı güzelim cam bardaktan mis gibi demlenmiş çay içiyo, koyu sohbete koyuluyo?!.

diyorum ki; yapımcılar sektörden sokaktan paranın anasını ağlatıyo, malın kralını götürüyolar.. gözümüz de yok; adilik yapmasınlar, adam gibi yansıtsınlar perdeye ekrana, yeter!.
çözmüşler ama işi işte sonuçta; hayat sokaktadır, sokak hayattır.. ve sokak 'beleşten para' demektir, sektör dilinde!.

prensesim!. balkondan locadan filmden romandan hikâyeden, öyküden senaryodan izleme, sokağa gel, korkma yemeyiz!. hem, hayatında görmediğin içtenliği bulursun burda!. hem, yaş şu yaş olmuş, sarayda aslâ sökemeyeceğin şu sokak dili okuma-yazmayı da öğrenirsin, doğrudan, kaynağından, fena mı?!. öyle kurs murs ders mers de icab etmez; sokak açık okuldur, ücretsizdir!.
hem, büyüğü küçüğü, yaşlısı genci, kadını kızı delikanlısı, tüm mahalleli, seferberlik ilan eder, belki bi yardımımız dokunur diye ellerinden geleni yapar, etrafınızda pervane olur kendinizi bi rahat hissedin, mutlu olun gülümseyin diye.. yeter ki sen bi azcık gir aralarına, azcık bi ilgi göster?!. insanlık bizde ölmez!.

lan seviyoz işte be aşkı!. ona prensesim bile diyoz şurda!. diyoz da aplamın umrunda mı?!. gerçi bi sokağa çekebilsem dikkatini, kendisini, düşer kesin!.

napçam lan ben bu sığır kalbi.. aşk maşk diyince bi türlü susmuyo işte, teres?!.