21 Ağustos 2015 Cuma

zelâl!.

hayatla kavga eder gibi yaşayıp, kelimeleri sanki olup bitmiş, olup bitecek, olup da bitmeyecek şeylerden intikam alır gibi söylemek?!. bakma dilimde uzun uzun dolandırdığıma; bir gereksizlik değil bu.. eğer biri olsa, sorsa, bir diyeceğim elbet var; zor günlerin ihtiyatı, bir kenara ayırdığım.. kelime deyince; nerde ne bulduysam kalbimi işaret eden, işe yarar, benim ya da değil demedim, aldım yol heybeme, gün gelir konakladığım bir su başında açar, hâlleşirim diye..

kelimeler... ilk gençliğimde dişlerimin arasında sıktığım mermi çekirdekleri gibi, zehrini son zerresine kadar emip, sonra ezip, yutuşuma bakıp, artık benim de olan, kurşundan beter kelimelere yüz de buruşturabilir insanlar.. lakin ben, kelimeleri o acı kurşunları tükürür gibi tüketmedim.. ne garip değil mi; kelimeyle intiharın 'ne'cesi bu!. açlığa açıklığa aşksızlığa susuzluğa sözsüzlüğe soluksuzluğa uykusuzluğa
mahkûm edip tuhaf bir şekilde ölüme direnen bedenimle gelip geçen her şeye kader deyip ilişmemek?!. yazarak yaşıyorum intiharımı.. bir tek de tesellim var; kimliksizlik, isimsizlik, adressizlik... zevahiri kurtarıyorum, günü kurtarıyorum; günümü yazarak kurtarıyorum ve bu yaşamak değil, yaşamaktan alıkoymak... alıkoyuyorum kendimi yaşamdan, yazdığım yere, inime trajik sığınağıma gönüllü hapsederek kendimi, kalbimi; kendimce..

sana yazışım kurtuluşum.. sana da yazmasam ben, ölürüm zelâl!

4 Ağustos 2015 Salı

zamir...

... 'o'!

“isim bin harften müteşekkil olsa da zamir onun yerini alır”; muhyiddin-î arâbî


ey tenhâ ruh, ey bakmadan gören göz
ey bilmediğim, 'ah'ından tanıdığım
ey en iyi bildiğim yabancı!.
senin yağmalanmış, yakılmış ve yıkılmış
unutulmuş ve ihmâl olunmuş kalbin ve kimsesizliğin
sessiz ve yorgun nefeslerden geçerek usulca
yanıbaşına konar kimsesizliğimin..
...