17 Mart 2015 Salı

aynî

ey tenhâ ruh, ey bakmadan gören göz
ey bilmediğim, 'âh'ından tanıdığım
ey en iyi bildiğim yabancı!.
senin yağmalanmış yakılmış
ve yıkılmış ve unutulmuş
ihmâl olunmuş kalbin ve kimsesizliğin,
sessiz ve yorgun nefeslerden geçerek usulca
yanıbaşına konar kimsesizliğimin!.

2 yorum:

  1. Aşk tezatlıklar ülkesi; hem bilip hem bilemediğimiz, en iyi görüp ama bir türlü göremediğimiz, şah damarımız kadar yakın olup yine uzaklığından donduğumuz, bir kuş gibi kanat çırpacak kadar özgürleşip sonra bir kurşunla yere yığılacak kadar esir, yüzlerce kelime kadar fazla ama bir ah kadar eksik...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. doğruydu aşk’a vurduğunuz o damga.. aşk ki, kulun kalbinde duyacağı, kulca en saf terennüm; gönlünce hayâl, gönlünce gerçek, kopkoyu mâî, kan pıhtısı, yakıcı, titreten yalın bir çığlık, yatağında ayışığı kadar mâsum, yetim bir niyaz, aşk en mâsum günâh...
      gökyüzü perdesini nasıl çekerse çeksin akşamdan, sabaha aynı çıkıyor kelimeler.. hiçkimselere yazdığım mektuplara karşılık beklemeyişlerin âh'ı tutmuş olmalı..
      kelimeler, bir müddet konaklatıp göçe kaldırdığımız kuşlar gibi... içimde geri dönsünler diye bir arzunun uç verdiği, boşluğa uçurduğum onca kelimenin akıbetini yine sormuyorum.. uzaklara yolculadığını beklemenin yarasını bilirim çünkü.. onca susuz kalsa da, kelimeleri ölmeyen biriysen, gelip başucuna, avuçlarının arasına alıp su verecek, yeniden yola revan olurken ardından uğurlayacak kimdir, hangi yoldan gelir, nere gider; sormazsın.. insan, bilmediği bir şefkat eli değsin bekliyor yine de, kimsesiz kelimelerine..

      Sil