25 Şubat 2015 Çarşamba

fantezi

bi bardak ilk dem sabah çayı ve yanında bi dal sigara, bazılarını fethin en kolay yoludur..
(bi sabah, uyanıp gözlerimi açtığımda, başucumda, elinde bi bardak çay, bi sigara; gülümseyerek bekleyen birini bulduğumda, kim ve ne olduğunu, beni nereye götürdüğünü sormadan, arkama bile bakmadan onunla kaçacam lan!. kaçmazsam da ahan da ne oliim?!!)

sayıklamalar

gelse diyorsun, baktığın pencerenden
radyonda serap mutlu akbulut “hatırım için” derken..
çıkıp gelse, sokağın köşesinden
ay bir parça eksikken yüzündeki tülden..

gelse; kar düşmeden dalına
saçların üşüyüp, düşmeden
beyaz bir şal gibi, omuzlarına..

...

bekletme, üşümesin ocakta çay
dilde kelimeler
bekledikçe daha üşür ateş
soğuk külünden..

18 Şubat 2015 Çarşamba

temennâ...

(şimdi içimde piç bir sürgün, uzun bir yalnızlık var)
allah kabul etsin cümle yalnızlıklarımızı!.

15 Şubat 2015 Pazar

"el-intizâr, eşeddü min-en-nâr";

beklemek, ateşten şiddetlidir.. "dile kolay; kaç yıl?!" der insanlar, takvimlere işaretledikleri tarihlerin üzerinden geçen uzun zamanlar için.. bir gidişin ardından, kalplerine yeni bir isim almadan, yeni bir anı kazımadan, geçen her güne, her saate, her saniyeye bir mim koyarlar, sessizce bekleyenler.. artık yeni bir merhabası olmayan kalpleri elvedasızdır da.. geçip gidenler, göçüp gidenler, küsüp gidenler olur, kaç sevdada nice bağbozumları, eylül ayrılıkları, nice aralık kesikleri yaşanır.. yıllar bir bir devrilir, mevsimler geçer; kavuşanlar ayrılır, ayrılanlar kavuşur.. böyle olur; hayat kimine çatık kaşlarını gösterir, kimine tebessüm eder.. sonra... sonra, anlamak gelir.. aynı göğün altında, kalplerinde aynı yangının izleri; nice yolcu birbirinden habersiz aynı yolu yürürken bi mola yerinde farkederler birbirlerini, daha ilk bakışta tanıyıp kelimelerinden.. aynı yolu yürüyenler yol sormazmış birbirlerine.. karşılıklı baştâcı, aziz konuk bilip, yürek kapılarını ardlarına kadar aralayıp, mezara götürmeye ahdettikleri yaşamak derdini, ayrılık acısını, izi hep taze yaralarını, yaralı kelimelerini araya alıp yoldaş olurlarmış, her biri yine kendi kaderini yürümeye; yol, bir kıstakta ayrılana dek... hikâye böyle köpürür gidermiş..