20 Ocak 2015 Salı

kış ortası bir 'eylül' hikâyesi

(ı)
elbet aşka dair hiçbir söz, acının adresinden uzağa düşmez..
vakit dar; hızlı düşünüp, bir mersiyeyle salâsı verilip
bir ân önce kalkmalıydı hasadı, aşkın şu sebepsiz ölümünün..

aşk sonsuzdu ve anlık bir şeydi bir ölüm
ve her ölüm bir 'ân';
ne takdimi, ne tehiri mümkün
sonsuza dek bir daha tekrarlanmayacak olan..
bir 'ân' yalnızca 'kendi'ydi zeldâ;
teksir ve transkriptine dair içinden tek alâmet vermeyen
şifresi kendinden müthiş bir sır
ve saygıyı hep hak eden
kutsal bir tören
cenaze ve düğün gibi..

(ıı)
'ân' dedik ya bir an
en çok da geçtiğimiz yüzyıldan kalan
tarihten kaçmış, ben gibi vatanı gayr-ı sahih
üç beş romantik zanlı
artık anı olmuş bir ‘ân’ı aramıza alıp
haymatloslar gibi etrafına toplanıp
adaletle bölüştüğümüz bir anımı hatırladım..
orda biz, yanlış zamanlarda aynı ‘aşk’lara düşen vakitsiz cemrelerdik..

sanırım eylül’ün orta yeri ve yağmur mevsimiydi
yani, yeni bir göç öncesi..
Sen Petersburg, belki Viyana, Zagrep ya da Rijeka Peşte ve Buda şu âşıklar kenti Verona belki..
belki şu meşhur sonbahar parklarından biriydi..
yüzyıllık yalnızlığımızı dökülen yapraklar
ve yalnız çay bahçeleri paylaşıyordu bizimle, 'yalnız'ca..

herkes gibi benim de çıkınımda karınca kararınca o aynı azık;
şarkım, yalnızlığım, sigaram ayrıca kemanım vardı yanımda
ve fazladan da bir duâm..
lakin yine yoktu kadınlarımız
bu büyük eksiğimizle, yola hazırdık..

dosto’ydu masada oturan; önce o gelmiş
gözlerinde geçmişin o saf, pussuz gözlüğü
'suç'u, 'cezâ'sından ayırmaya çalışırken
romanı karşısında bir suçlu gibi duruyordu
bakışlarında bi 'ecinni' sabitliği
kitap kurtlarının aşk kemirmelerine henüz kapalı
o el yazısı müsveddelerine eğilmiş
tersinden, anakronik bir ön seyirle, dünden bugüne dalmış
oyundan çıkış saatini kuruyordu krillov’un..

gün uyanana dek hiç konuşmadı..
o, notlarıyla meşgûlken,
o ara Nastasya fırsat bilip bunu
Mişkin’le kararlaştırdıkları düğün günü, tam da
o uğursuz Rogojin’le kaçıyordu, gizlice ve budalaca
fırına henüz hazır ‘Budala’nın sayfaları arasından..
bu yüzden, çayı ders olsun diye
bir ömür aşkı arayan zavallı Prens'e ısmarlattı..
(ııı)
Oblomov’u bekliyorduk
gelişine dek sustuk üçümüz de; suspustuk..
o zaman diliminde, ben
miskinliğin o olağanüstü sihrini saklayıp masanın altına, ustalıkla
uysallığı iyilikle baş göz edip biçırpı ve törensiz
uçsuz bucaksız steplere, Sibirya’ya
benim dilimde o 'sonsuz bozkır'a
sürgün gibi bir seyahate çıkardım, balayına;
ki artık şu miskin adam bir kez daha aşk umup
boş yere, yerli yersiz aldanmasın..