3 Kasım 2014 Pazartesi

“hiçbir saz uymadı sâz-ı ahengi şevkime/sâz-ı ahengi istiğnayı çaldım yalınız”

bir şair, leliâ; en çok bir yalancı, en az bir kuştur.. susabilmeyi beceremeyen kişinin vebalidir bir şair.. taştan yontulmuş kentlere ruh aşılayamadığı için, ruhu olan her şeye karşı içinde yükselen öfkeyi kelimelerin sırtına indirdiği haşin kırbaç darbeleriyle dindirmeye çalışmak?!!. ben leliâ; susabilenlerden olmayı ne çok isterdim.. sesin karşında susuşumu ve ikrarımı ve sana, hayâline bakışımı ve akışımı, bir defa da dünyaya yöneltebilseydim, belki de o kanlı ayine koşmaya lüzum görmeyecektim.. beni çağırmadılar.. üstelik sırtımdan henüz okul önlüğümü çıkarır çıkarmaz, kendim katılıverdim aralarına.. besbelli karanlığa meylim vardı.. aydınlıkta cümle kusurlarım, zaaflarım, eksikliklerim, çirkinliklerim aşikâr olmasın diye karanlığa karıştım.. sol yanımda ezelden mühlet verilmiş bir melek, iyilik ve güzellik namına ne varsa hepsinin sözcüklerde varolduğuna ve sözcüklerle varolabileceğine inandırmayı başarmıştı beni; ne acı!. yaşamanın tıpkı bir elmayı iştahla ısırmaktaki haz gibi, çarçabuk elden kaçıveren ve fakat an be an yinelenmesiyle devasa ve önüne geçilmez güçte olan akışını, böyle böyle kaybettim.. kaybettiğimi aramayı bile kelimelerin emrine verdim.. tellalı kalbim olmayan şeyi nasıl bulabilirdim, söylesene?!. şimdi davullar yitiğimin ne leziz, ne erişilmez, ne düşsü, bulutsu, ne elvan bir şey olduğunu haykırıyor etraftan geçen şairlere.. garip ki, tapınak yolunda omzu omzuma değen, etekleri paçama sürten şairler de ayrı yitikler peşindeler.. ne ben onların derdinden, ne onlar benimkinin tasasından haberdar.. çünkü davullar çaldıkça, ahengin, yitiğin de belki yitirilmişi bir şeyden başka bir şey olmadığını söylemekteler.. koşarken etrafına çarpan, yalpalayan, ayağı sürçen bir şairin yitiği ahenkten ziyade ne olabilir ki?!. leliâ!. âhı, âhengi olur musun sesimin?!.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder