27 Kasım 2014 Perşembe

âşık olun lan...

...sevaptır!.

23 yorum:

  1. Bence de !

    Ses ver demissin, tevafuk, mailime bugun baktim ve bir ses vereyim dedim. Hani asik olsam bu kadar tebessum edebilirdim ama bence de asik olun demek ile yetiniyorum sadece . Burdayim ben sevgili nezirinbiri. Peki ya sen? Sen nerdesin ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. katılmana çok sevindim!. bide hani, mübalağa sanatını dibine kadar kullanmışsın demezsen ve tabir-i de caizse; katıla katıla öldüm desem yeri!. tebessüm ettirdi sözlerin!.
      “nerdesin?!!”… ne ‘çok’ bi soru, ne ‘zor’ bi soru; cevabı en zor soru!. cevabının içinden nasıl çıkılmaz olduğunu senin de iyi bildiğinden emin olduğum bir soru bu!. ama deneyeceğim; diyalektle mi, metafizikle mi, neyle cevap vermenin derdine de düşerek!. belki de en iyisi düşünmeden cevap vermek!.
      "nerdesin?!"; içten, lirik bir soru sormuşsun!. hani üç adım daha ileri götürse içselleştirmeyi üç hecelik bir sorunun cevabının nasıl sonsuz sınırsız, nasıl içinden çıkılmaz olduğunu da görebilir insan!.
      işte, biz ne çok 'hiç kimse'yiz biz ve ne çok 'hiç kimse' var?!. ve işte, bilmesek de birbirimizi, kimiz kimseyiz, vardır birer hikâyemiz.. çoğu zaman birbirimizden habersiz yazar, yaşar dururuz!..
      hayatı cürmünce kavrayıp, kendince yazıp okuyan olmak, kendince iyi bir dinleyici olmak demek, yazıcıların hikâyelerinin, içinde bir yerlerde kaybolmuş, dokunulmamış bir teli titretişi demek.. bu titreyişlerin bıraktığı terennümlerden anlamlar inşa edip, karşılığında şaşmayan tahliller yapabilmek, kalem yârânlarından birçoğunun gönlünü açıvermesi demek.. lakin kim aralamışsa gönül gibi kutsal bir kutunun kapağını, karşılığında çoğu zaman susuşun tebessümünden bir zamir bulmuşlardır hep.. zordur, içleri çok sonradan aşinası olduğun bir ulvî âlemin, ömür boyu unutulmayacak sesler çıkaran enstrümanlarıyla dolu bir nadide işlemeli sandıktan çıkan, binlerce satırdan müteşekkil bir hikâyenin bıraktığı eşsiz sesi iki cümlede hülâsa edebilmek; belki "işte o!" demekle çok şey anlatmaya yeten bir tek işaret gibi bir susku.. susuş, bir zamir olup, çözülmesi bir bilmecenin bütün boşluklarını eksiksiz ve doğru doldurur gibi, noksansız bir anlamı çağırır, anlam bir zaman sonra hikâyenin yerini alır.. hani, “isim bin harften müteşekkil de olsa, zamir hepsinin yerini alır” diyen İbn-i Ârabî sözü misali.. hani ola ki, onlardan birinin içime bıraktığı derin izi, kelimelerinin kurduğu, gölgesinde ağladığım hüzün çardağı altında gözyaşımla karıp karşılık yazabilmeye güç yetirebildiğim sayfalara döktüğüm gurbeti seksenlik garip anacağızıma anlatsam, sabahları izleyip izleyip ağlamaktan, kendi ifadesiyle ibret almaktan, bir türlü vazgeçemediği, vazgeçirtemediğim, ayrılanları kavuşturma üzerine kurulu çarpıcı hikâyelerle örülü kadın programlarından vazgeçip, benim gibi, gelecek iki satır bir mektubun yolunu gözlemeye başlayabilir..
      meçhul kalemler olup, kalem tutup, uzaklara, bilinmedik adreslere, karşılık bulmayacak mektuplar yazıp yollamakla hayata tutunanlar, yazmanın birtakım cümle elemanlarından, bağlaç ve imlâ işaretlerinden ibaret olduğunu sanmasınlar; onların ciltlere sığmayacak anlamlarını ben bilirim.. tebessümleri buraya kahkaha olarak ulaşır, dudak büzüşleri içli bir hıçkırık ve efkârla gölgelenen görmediğim bakışlarında binlerce soru ve cevap uçup gelir alnıma.. bi mektup bağı oluşup, her cümlelerine karşılık yazabildiğim cümle kadar, karşılık yazmadığım iki cümle, yazmadığım her cümleye yazamadığım en az beş cümle olduğunu ben bilirim burda.. bunu şurdan anlayabilirsin; bak, bu kadar kelime yaktım, yine bişey diyememiş oldum?!.
      hayata sırtını hep dönük gördüğümüz, yüzünü dönmüş; bir de tebessüm etmiş!. cidden de, burda ben de ciddî gülümsedim!. bu çağda, bu modern zamanlarda, bu çivisi çıkmış dünyada birini naçizane tebessüm ettirmek ciddî tebessüm ettiren bişey; ve şükrân ve gönülden bir yığın 'eyvallah'la dolu içi!. ve; hayırlı ramazanlar!.

      Sil
  2. Uzun uzun yazmistim ama gitmemis galiba. Saglik olsun. Hayirli ramazanlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. e, ama?!!. cidden üzüldüm ki ben şimdi!. hayata sırtını dönmüş, gidip sanki bir daha dönmeyecek yolculuklara çıkar gibi, araya uzun aralıklar, uzun suskular koymuş, bazen aylarca sustuğu olmuş birinin alışılagelmedik, uzun uzun konuşması teknolojinin gadrine uğrayınca üzgüyle karışık bir tür iç burkulması yaşamak kaçınılmaz oluyor..
      sağlık olsun elbet, şükredelim de buna; ama işte!..

      yine de sağlık olsun!. iyilik esenlik huzurla kalın!.

      Sil
  3. buralardayim ama yok'um iste . Blog'a bak(a)miyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bu daha iyiydi!. tek cümlede 'bi dünya' izah!. eyvallah!. biz bundan razı!. ve; tebessüm...

      not: (bknz) "tebessüm".. (sözlük); "gülümseme".. (ing: "smile")..
      gülümseme: ağzın iki kenarındaki ve gözlerin çevresindeki kasların hareketiyle oluşan bir yüz ifadesi..
      "mütebessim" yahut "güleç": gülümseyen kişi..
      örnk cümle: "dik dur ve gülümse.. bırak neden gülümsediğini merak etsinler." che

      Sil
  4. benim alfaben kisa ve devrik ama seversem uzun, cok uzun. her sey olsun tebessum tadinda. var olasin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. daha güzel anlatmaz mı meramı "devrik cümle"ler, kurallı cümlelerden?!.
      bu da bi devrik cümle!.
      madem de alfaben kısa ve madem de seversen uzun, çok uzun; bu da bulunsun o tebessüm tadının içinde:
      artık soruları başından aşmış, aşıp da tepesindeki buluta, ayağı dibindeki çimene bulaşmış biri olarak; bıraktım ben de kelimeler nereye uçarsa uçsun, hangi cümlenin başına yahut sonuna eklerse eklesin kendini!. kaldı ki, türkçe sondan eklemeli bir dildir ve hep sonradan gelir benim de cümlelerimin aklı başına; hep sonradan anlarım, kalbim eklenince yolculuklara, aşkın ve ölümün mânâsını!. senin de öyle değil mi gri?!. senin de kelimelerin ve rüyaların sonradan basmıyorlar mı çığlıklarını; yolcu gözden kaybolduktan ve yol bir çıkmaza saplandıktan sonra?!.
      varolasın, sen de!.

      Sil
  5. Renklerini coktan kaybetmis birine ne ask anlatilir ne de olum sorulur. Ne ak ne de kara, dehlizin tam dibinde, ya da ustunde. Ebelfezin acisinin Hz Eyyubun sabrina maruz kalmis Leyya gibi kovulmud basit bir gri, cumleler ucsa ne olur ucmasa ne olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sînezenim oldu iki satır yazı.. bir yanı feleklerin matem tuttuğu, meleklerin ağladığı kerb-u belâ toprağı, bir yanı kor ateş aşk meydanı.. hatırlattın; husayn’nın elleri, şâh-ı vefâ, leyl-i leylâ, eşk-i deryâ, zâr-u zeyneb, feryadı zehrâ ebelfezin acısını, yûsuf’un esefini eyyub’un hüznünü, leylâ’nın derdini.. vâhını tutuyorum.. üçüncü gündür bakıyorum, hece dökülmüyor.. hâlâ toparlanamadım.. onca kelimemi nereye yitirdim?!. yazmak, alabildiğine yazmak isterken düştüğüm kelimesizliğe bak?!. gerçi anası ölmüşe matem öğretme derler.. konuşabilse kelimelerim ne yapabilecek, renklerini çoktan kaybetmişe beyhude kelâm etmekten başka?.
      söz konusu yazmak olunca hiç böyle çaresiz hissetmemiştim.. bir tesellim var; ufukta bulutlar gri.. ve gri bulutlar yağmur habercisi.. sanırım çok geçmeden de yağacak..
      ..
      kelimelerin... ölüme düğüne gider gibi götürecek kadar anlamlı içli derin, cânı kafesinden asıl vatanına bin heves uçuracak kadar tesirli..

      o kadar 'öte'lerden bir şeye yazmamak olmaz.. o vakte dek gitmezsin bir yere değil mi?!.

      Sil
  6. Yanıtlar
    1. bak etrafına; ne kadar ıssız?!. o ‘grî cümleler’ de olmasa?!!.
      belki uzaklarda ufuklarda, gözlerini kırptığında kayboluverecek bir grî gölge, flû bir siluet, bir serap, en küçük bir sarsıntıda uçup gidiverecek ürkek üveyik belki.. fakat bir zamanlar buralarda hayat olduğuna dair artık hiçbir iz kalmamış, ömrünü çoktan tamam etmiş, yaşamak denirse de buna, hayatiyetini can çekişerek sürdüren, umursayanı zafer işaretine kalkmış bir elin parmaklarından da az sayfadan geçerken bıraktığı sesin nefes olduğunu, kanadının değdiği yerde kelimelerden bir pınar kaynattığını, viraneyi mamur ettiğini, ölü sessizliğini şehrâyine çevirdiğini nerden bilebilir ki?!. kuş uçmaz kervan geçmez çölde kimsesizliğe terkin, artık kervandan umudunu kesmiş bir kervansarayın kapısında bir tek yolcu, mezar gibi sessizlikte kanat çırpan cümlelerin bıraktığı büyük anlam..
      “leylâ gibi kovulmuş, basit grî”!. bir “kovulmuş”un elemli bir harfine, baştacı aziz konuk bilip bir dünya kelime yakan, tebessümle gelişine neler dökmez ki ayakları dibine?!.

      ilk damlalar.. sağanak sonradan!.

      Sil
  7. Bir insanin gidecek yeri her zaman vardir. Tuketmeyeceksin bos yere hic bir zamani hic bir seyi. Bu kez ben ne diyecegimi bilemedim. Sendelendim desem yeridir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. “bir insanin gidecek yeri her zaman var” mıdır?!.
      “gitmek” gurbeti hatırlatır hep.. gurbet, gittiğinde kendini götürdüğün yer
      gurbeti içinde olurmuş bazısının.. doğduğu gün başlarmış gurbeti.. gurbetini içinde taşıyanların meskeni mekânı vatanı olmazmış.. gurbeti içinde olanların gittikleri her yer gurbet, her günleri ayrılıktır.. “ben gurbette değilem, gurbet benim içimde” diyen bunu söylüyor olmalı..
      gurbeti içinde olanın bir yere gidişi, gidecek bir yeri, beklediği biri, olsa bile, beklediğinin bir gelişi olmuyor; her an, her yerde aynı gurbet hissi..
      bir gideni ayrılığı bekleyişleri özlemi olmayanlara ne kolay yaşamak, ne kolay uzağa ‘uzak’, güneşe ‘güneş’ deyip devirivermek saatleri, günleri, ayları?!. oysa ayrılık aşkın ve ölümün diğer adı.. ayrılıkla ölümü tartmışlar, ölüm ayrılıktan bir dirhem fazla gelmiş demeleri bundan.. ağır şeyler yaşatır gidişler; canından can koparır, burnunun direğini sızlatır, ardında kurumuş nehir yatakları bırakır..

      “bir insanin gidecek yeri her zaman vardır” demende sanki bir ironinin varlığını hissettim nedense.. bunu ben ‘insan ait olduğu yerde değilse gidecek bir yeri yoktur, her yer gurbettir ona’ anladım.. bu kadar kolay söylenemez yoksa bu söz..
      öylesine denivermiş sanki mimiksiz gibi dursa da ilk bakışta, gideninin ardından öylece bakakalan, firakın elemini içine atıp, kaderine razı olmuş birinin sözlerindeki itminana yordum sözlerini.. bunları çıkardım nedense.. hâtta uç uçuk yerlere de götürdüm, üzerinde uzun düşünüşlerle; ve gidip de ‘olsan da olur, olmasan da’ diyenlere, ‘sen olmasan da ben sende olurum’ diyenlere, ‘sensizlik yok, sen bendesin’ diyenlerin inandırıcılığından kuşku duyuşunun ispatı, bir tebessümle mânâlı tebessüm ettiğini düşündüm..
      bir şeyi bir şeye raptetmeyi seviyor olmam elmalarla armutları rahatça toplama serbestiyesini vermez elbet, ama böyle işte; bana bir kelime ver, ben ondan olmadık burçlara taşıyayım, olmadık anlamlar çıkarayım..
      işte, gitmek eylemi birinde mücessem olduğunda senin de sormadığını düşündüm gidenlerine gidiş sebeplerini ve dahî giden gitmişse, bitmiştir der, giden gitmeyi göze alıyorsa gidecek yeri vardır diyerek susturduğunu kendini.. eğer de öyleyse, dünyanın kalmanın gitmekten zor, beklemenin ateşten yakıcı olduğu ayrılıklar yurdu olduğunu, bunu idrak edeli vuslat dedikleri şeyi yakınlarda, yakınlarında hiç aramadığını ve buluşmaları kavuşmaları, hep öteye, asıl vatana ertelediğini düşündüm, tıpkı benim de yaptığım gibi..
      bak, nitelendirilen her şey, nitelemenin mâhiyetince görünüyor göze, aslıyla değil, giden gidiyor gitti diyemiyoruz, bahaneler arıyoruz sebep kılıfında..
      ah, işte; hiçbir gidişi yanlış anlamamalı!. kim, nereye, nasıl, kiminle gider, gidince giden döner mi düşünmemeli, giden gitmiştir, o kadar; başı sonu, önü ardı budur, gitmiştir.. gidiş gidiştir.. gitmenin öte adı ayrılıktır, önü ardı ayrılıktır.. ardı sıra eklenen hiç bir kelime gideni döndürmeye yetmez..

      bazen bir satırlık, bazen tek kelimelik mektupların sanal bir güvercin kanadında gidip geldiği bu tek pencere de kapanırsa bundan dolayı bir keder duymayacağımı söyleyebilmeyi çok isterdim.. fakat giden gider, ben hep kalırım; bunu gördüm, şu sayfaların doğumundan bu yana geçen, iki elin parmakları sayısınca senede.. anladım da her şeyi!. fakat heybesinde yığınla kelimesi, söyleyecek sözleri olup tek kelime bırakmadan sessizce gidenleri anlayamadım bir tek!. iki lafın başı gitmezsiniz değil mi demem ondan!. suskun sözü yükseltiyor mu ne; o kadar kelime sarfettim, ben de bişey diyememiş oldum bak?!. yapmaya çalıştığım şey, tıpkı, özgüveni tavan yapmış bi kekemenin spikerlik sınavına girişi, mülakatta derdini anlatabilmek için ter döküşü gibi.. insanın kendini ifadede çabalaması, zamanını da nefesini de böylesi şey için tüketmesi güzelmiş, farkettim..

      bi cümlene karşılık bi dünya söz işittin!. bu durumda kim sendelemiş, kim bilememiş ne diyeceğini; bunu da ben bilemedim ki şimdi?!!.

      Sil
  8. Laylay nenni bilirem, azeriyem men.

    Bir insanin gidecek yeri her zaman var, evet. Iki kelamin belini zir kuran gei, gelmis kapina. Var mi bundan daha buyuk tezat ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ne güzel; şehriyâr'ın şeherinden, ayyıldızlı seherindensin!.

      'laylay' derken tereddüt etmiştim.. bilme herkesler laylay'ı, leylâ'yı!.
      ...
      "Heydar baba yıldırımlar çaxanda
      Seller sular şakgıldayıp axanda
      Gızlar ona saf bağlayıp baxanda
      Selam olsun şovketiüze elinize
      Menimde bir adım gelsin dilinize"

      rahmet olsun şehriyâr'a..

      "sen yarimin gasidisen
      eylen sene çay demişem
      hayalini gönderipti
      besgi mene ah vay demişem
      ax geceler yatmamışam
      men sene laylay demişem
      sen yatalı men gözüme
      ulduzları say demişem
      herkes sene ulduz deye
      özüm sene ay demişem
      senden sonra hayata men
      şirin dese, zay demişem
      her gözel bendi gül alıp
      sen gözele pay demişem
      hemin gül batmağıydı
      ay batana tay demişem
      indi yaya gış deyirem
      sadıx gışa yay demişem
      gehvayılı yada salıp
      men deli naynay demişem
      sonra sene yasa batıp
      ağları hayhay demişem
      ömrü süren men gara gün
      ax demişem vax demişem", dr. y.gedikli; şehriyâr ve bütün türkçe şiirleri..
      ..
      gidecek yeri insanın... muhasara edilmiş olsa da mı; hayatın tutukladığı?!.
      büyük tezat, evet!. içinden çıkmaya vakti tayin edene, hekimler hekimi, hâkimler hâkimine müracaat etmeli;
      gelmek de gitmek gibi kader..
      hoş geldiğin gibi, hoş bulmuşam!.
      hoş gelmişsen!.

      Sil
  9. dedim ya; sen hep 'çok güzel' gidiyosun!.
    ?!.

    YanıtlaSil
  10. Yanıtlar
    1. burda yoksun!. olduğun yer neresi desem?!!
      sözündeki gibi; burda olsan?!

      yine de bi ses duymak ziyadesiyle mutlandırıcı!.
      esirgemeyin!.
      :)

      Sil
  11. Bir Leyla nerde olabilirse bir o kadar ordayim diyelim.

    Uzun seylerden sadece yol olani, mesafe olani dusmus payima.
    Bu yuzdendir serzenislerim. Ama burdayim iste, olabildigince buralardayim!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    2. bari gölgesi var olsun diycem; gölgesi mücessem olanın ispatı.. ışığa çıksa ikisi de zahir olacak zahir?!.
      yol, yolcu, yolculuk... yolculuğu kendi içine olanın mesafeleri, menzilleri en uzun.. dipsiz kuyu gibi..
      hayat en çok da bu noktadan vuruyor bizi; acının kör kuyusundan bakınca etrafa, sanıyoruz ki kim yaklaşsa düşecek o da içine.. olmuştur bu; belki tecrübedir bizi korkutan.. ama her gün başka bir yerinden tutuşan ömre bir serinlik.. ateşe kül lazım illaki..
      güvercinler uçurmalı kuyudan, beyaz güvercinler, mektuplar; ki, onları gökyüzünde gören kuyunu bulsun..
      içinde geri dönsünler diye bir ümidin arzunun uç da vermediği, boşluğa uçurduğun onca güvercinin akıbetini yine sorma; yolculadığını beklemenin yarasını bilirim çünkü.. kuyunda onca susuz kalsa(n) ve bundan şikâyetsiz, kimseden bir yudum da istemeyen, her şeye rağmen kelimeleri de ölmeyen biriysen, gelip başucuna, çıkarıp seni oradan avuçlarının arasına alıp su verecek, yeniden yola revan olurken ardından uğurlayacak, kimdir, hangi yoldan gelir, nere gider; bilmediği bir şefkat eli değsin bekliyor yine de insan..
      kendi yüreğindeki yangını başka bir omuzdan görmeli insan, bir kez de olsa ömründe, birlikte su taşımalı kuruyan, çatlayan çöle.. ömür çirkefinde nasır tutmuş, yürümeye takati olmayan ayaklar koşmalı bir kez.. kıymete bile değer biçilen şu dünyada insan, karşılıksız beklentisiz bir yürek bulmalı, bulduğunda da sesini esirgemeden, susmak nedir bilmeden yürütmeli kelimeleri o emniyetli limana..
      o kûy'u(n)?!!. kaç sahipsiz kelimeye yuvadır kim bilir?!.
      burda ol ve açık tut onu; çünkü yol üstüne çıkmış, bir 'gölge' arayan, yollara bakan sahipsiz susuz kalmış nice 'kelime' var!.

      Sil
    3. demiştik, bi daa diyelim!. bi daa geldi yeri!.

      "dost, kişinin ikinci kendisidir.”, hz. Ali

      mutluluk, bazen koyu bir aşka düşüp cânevinden vurulmak
      ve düşürdüğü ateşte deryâları tutuşturmaktır..

      bazen mutluluk
      her akşam soğuk bir yalnızlık için döndüğünde trajik sığınağına sessiz
      sabahında demir almak için yine kendinden
      usul usul demir atıp geceye, sarılıp kendine
      anne karnında cenin gibi, büzülüp
      bir sessizliği örtüp üstüne
      sığındığın yatağında öylece gecelemektir..

      mutluluk bazen
      gönlünce kederler büyütüp odanda
      ve pencerende menekşeler
      kar beyazı kedine dokunmak, ağlamaklı
      dökmek için içini, bir ezgi mırıldanıp
      bitiremediğin bir şiire beste aramak
      bazen açık tutup, sıcak zamanlardan kalma, lambalı, fildişi tuşlu radyonu
      eşlik etmek bir özlem şarkısına
      ya da bir gurbet türküsüyle giderken uzaklara
      biriktirdiğin buğu bulutlarını sessiz sağanaklarla
      gözpınarlarından yanaklarına indirmektir..

      (mutluluk
      uzak bi geçmişte, soğuk ve ıssız bir saatinde, Ankara garında
      İstanbul ekspresiyle hiç gelmeyecek olanın yolunu gözlemek
      bitap düşüp sonra
      sabahın ilk seferini bekleyen yorgun banliyö treninin
      uyuya kalıp son vagonunda
      gün ışıyana dek, rüyanda, beklediğinin geldiğini görmektir)

      bazen mutluluk, elinde soluk bir kandil, dünyanın öte ucu yollara düşüp
      sevdiğini köşe bucak aramaya çıkmaktır..
      bazen de mutluluk, kabullenip tüm gidişleri
      elinde bir ıslak mendil; buruk bir vedâya el sallamaktır..

      mutluluk bazen
      unutamadığın bi ismi dudağında ıslatıp, fısıltıyla anmak
      tuvalinde yarım bıraktığın resminden hâtırasına bakmak
      masanda hep hazır, sararmış sayfalara
      bir ayrılığın hikâyesini damlatmaktır..

      bazen mutluluk
      berrak bir suya durgun gözlerle bakarken duyduğun huzur
      tarifi imkânsız bir duygudur..

      mutluluk bazen
      yaşama dair, karınca kararınca direncinin tükenmeye yüz tuttuğu yerde
      içinde bir umudun filizini bin bir emek yeşertmek
      bazen, şehrin en işlek caddesinde, akşamları yürürken yapayalnız
      yahut otururken deniz kenarında bir çay bahçesinde
      hiç tanımadığın yüzlerde
      yüzündeki gizil kedere bakacak
      gözlerindeki derin hüznü yakalayacak
      bir heyecan, bir titreyiş; bir içten bakışı aramaktır..

      ve mutluluk
      önce kaybedip, yıllar sonra bulduğun
      müşfik ateşler gibi; yakmayan, iç ısıtan
      bir eski dostun gelişine için için sevinmek
      en güzel gülümseyişle ona
      'iyi ki varsın!' diyebilmektir..
      ..
      bunu demek eşsiz güzel şeydir de, diyebilmek için de bi 'sebep- ses' gerek!.
      :)



      Sil