23 Ekim 2014 Perşembe

tohum...

çiçek açıp, kıymet bilmez hoyrat ellerce koparılıp, ayak altlarında çiğnenmek yerine, hep tohum mu kalsam acaba diye düşündü tohum… kalıp, beklemek en uygun baharı, açmak bir başka bahara; incitip kırmayacak bir bahara.. sonra, her şeyi göze alarak yeryüzüne çıkmış, bir tecrübeli, bilge tohumun sözleri geldi aklına; hiçbir şey tam ortasından kırılan bir şeyin engin bilgeliğine erişemez.. kırılmak, yaşamın sunduğu en derin gerçekliklerden biridir; gerçeğin gözlerinin içine bakmaya zorlar adamı.. ve kırıla kırıla, bulana durula öğreniriz hayatı.. kısa lakin o zorlu yolu geçerek, gelip anlatabiliyorum bunları sana!. başka bahar bekleme; gelmeyebilir.. kırılmayı göze almadan, çiçek açmadan tohuma durulmaz.. yaşatmak istiyorsan kodlarını, senden sonra da yaşasın, nesillere aktarılsın istiyorsan, bi hikâyen olsun, anlatılsın istiyorsan, çok şeyi göze alıp, toprağını yarmalı, hayata durmalı, her şeye rağmen yaşamaya çalışmalısın!.

9 yorum:

  1. Bu çok güzel bir yazı olmuş nezir, tebrik ederim. Nihayet ''sen'' ortaya çıkmaya başladı.

    Ömürün, tek bir bahar şansı vardır. Tohum gibi, o da bir kez çiçek açar. Şeklen farklı görülse de, ilk açışından sonraki açıyormuş görünmeler, çiçek açmalar, hep yalancı bahar ürünleridir. O, ilk açtığındaki güzelliği, o rengi ,o kokuyu asla bulamaz sonraki açmalarında. Lakin genetiği çiçek açmaya programlıysa, her bahar çiçek açar görüntüde... Bu bir yanılsamadır. İlk açtığında gerçek bahara erdiyse, ertesi baharlarda katmerlenerek açmaya devam eder. Yok eğer gerçek sandığı yalancı baharsa , biyolojik yapısı da müsaid olduğundan açıyor sanılır. Tohum mutlu, çünkü çiçekler var yüzünde denir ona. Tohum için herşey yolunda, bakın mis gibi de kokuyor, rengi de çok güzel der insanlar... Oysa gördükleri tüm o olumlu ayrıntılar, gücü sırf ''bir kez''e yeten tohumun değil, ''öz''ündeki yaratıcının bitmez tükenmez enerjisidir. Tohum bunu bilir bilmesine de, diğer tohumlara nasıl anlatsın? Ego tohumu 'hadi canım sen de ' der, yalan tohumu anlamaz, güven tohumu dinlemez, öfke tohumu belki eline suçlayacak bir nüve geçer telaşıyla ilgilenir...Tohumu, sadece aşk tohumu anlar. Tam ortasından kırılmayı, eğilip bükülmeyi, toprakla bütünleşip çiğnenmeyi... papatyaların fal için yolunmasını, bir çocuğun sırf zevk için yoldan geçerken masum bir çiçeği koparıp, koklamadan bile fırlatıp atmasını...

    Toz olmalı tohum, toz tanesi !..

    O kadar küçülmeli, o kadar önemsiz olmalı, değeri olmamalı, hatta ondan uzaklaşmak-kurtulmak için hep temizlik yapmalı. Toz almalı her gün:)

    Evet toz olmalıtohum ki, rüzgarlarla uçuşup, kralın tacına, dünya güzellerinin gerdanındaki mücevhere konsun... ve onu hiç kimseler göremesin... ''hiç' tohumlarından, ''aşk'' tohumlarından başka...

    YanıtlaSil
  2. Nezir lütfen şu blogunun saat ayarlarını yap ve her seferinde bana robot olmadığını kanıtla diyip, doğrulama isteyen yorum gönderme pencereni düzenle. Saat 10:04 şu an ve senin blog epey geriden takip ediyor dünyayı 00:01 :))))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bak inan, ben de çok şikâyetçiyim yorumlardan vaktinde haberim olmayışlardan!. anca bi gelip bi bakınca görebiliyorum!. yani, günaşırı noolmuş acebaa diye uğramasam sayfaya bi, bu kıymetli yorumlar sahipsiz, gariban, bibaşına kalacak şurda?!.
      çok kızıyom kendime!. bilmezlik bi yana da, şu kalın kafa öğren(e)mezliğime, teknoloji özrüme!. inan bak, inan; daha bi yazıyı şurda nasıl şekillendirebilceimi bile öğrenemedim!. okunaksız, paragrafsız, başsız başlıksız; dümdüz bi yazı çıkıyo, hiç istemediğim halde!. nası okunur bi hâle getircem, nası yapçam, kime de sorcam?!. gülerler adama, "bu yaşta?!. yuh yani!" diye!.

      madem de geldin, açtın konuyu masum masum, başına gelceei de bilmeden;
      bu yardım-destek işi kesin sana düşçek gibi görünüyor gibi sanki sanki?!!
      soru 1: saat olayını nası çözer, düzeltirim?!.. burda yazdığım ve gündüz de olduğu halde, sanki dünyanın öbür ucuna, gece yarısından geliyomuş gibi şu geç kalışları nasıl önlerim?!.
      soru 2: şurda, ne güzel; okunası yazılar yazıp, onu en usta bi editörün elinden geçmişçesine, mükemmel sayfa düzenleri, en güzel yazı stilleriyle yazı kurallarına uygun hâle getirip yayınlayanlar arasına çaktırmadan, sessizce nasıl girebilirim?!.

      kısaca diyorum ki;
      bu kalın kafayla ben en fazla ne yapabilirim?!.

      yorumlar ve gelecek muhtemel yardım ve destek için, şimdiden eyvallah!.
      selâmetle!.

      Sil
  3. şimdi... yazıyı sekize katlayıp bi kenara koyan kıymetli yorumuna ne diyebilirim ki ben?!. ne diim, ne yaziim de layık bi karşılık olsun?!. teşekkür etçem, kuru kalcak!. yorum yazıdan güzel olmuş diycem; iltifat ediyosun diye kızcan!. iltifat değil; hakikati teslim etmek.. güzel işte!. çünkü içinden "aşk" geçiyo!. hayatın özü bu eşsiz kavramı duyup da irkilmeyenlerden, sanki bi sıradan bişeyden söz ediliyomuş gibi, sağır kalbinin kulağının üzerine yatanlardan olmaktan rabbim muhafaza etsin!.

    demek yazıda, yerin altından yeryüzüne, ışığa bi çıkış emaresi gördün.. itiraz damarım buna da isyan edip, yersiz kabarıp duruyo!. her ne kadar da ama bu kez dinlemiycem onu desem de, duramaz o, kendini tutamaz, biliyorum!. illa bi boşboğazlık edecek?!!. oysa şurda ne güzel de, bi barış, bi huzur, bi detant, tohumdan filize, filizden ağaca, ağaçtan meyveye durulcak bi bahar havası gelmiş!.

    dedim ya; illa da ters bişe demese çatlar?!. ve diyo; buyur?!!.

    bir zamanlarımdı
    bugünkü gibi yine isimsiz
    evsiz, barksız, kelimesiz
    dilsiz ve kandilsizdim
    yar kucağı bilirdim sokakları..

    ben, kış ortası ilk güneşe aldanıp
    erken bâdem ağacı gibi erkenden çiçek açıp
    gelecek baharları atlatmayı seviyordum..
    ben, yaralar açıp içime kelimelerle
    beyaz sayfaları kanatmayı
    zarfında isimsiz adressiz mektuplar sarartıp
    yanılmış kuşlar gibi uçurup yuvasından
    bilmediğim posta kutularına göçe kaldırıp dönüşsüz
    yapayalnız bırakmayı seviyordum..

    ben ki her söz edildiğinde aşktan, gözümü karartıp
    suları tersine akıtmayı
    bir ismin uykusuzluğundan sıyırıp kirpiklerimi
    bakışlarıma kıymık kıymık saplamayı
    bir dikenken hep kendime batmayı
    hançerler daldırıp içime aşktan
    içimi için için kanırtmayı seviyordum..

    ben uluorta yan(ı)lışlarıma ağırlıklar asıp fazladan
    okkasız, arşınsız, endâzesiz kalıp
    en hafifini terazisiz, göz kararsız tartmayı
    benliğimi tertemiz atıp önce içime
    ve sonra en kirlenmiş hâlimle çıkartmayı seviyordum..

    ne sabır timsâli Eyyûb, ne imtihan eri Yûsuf değilken
    ve yiğitler yiğidi Alî
    gitmek için okların üstüne, zırhlarımı çıkarıp
    dikilip en kanlı savaşların en orta yerine
    ellerimle kazdığım kuyularıma salıp kendimi
    sabırsız kanlı bitlerime etimi sarkıtmayı seviyordum..

    ben
    Hallac gibi, ayakaltıma alıp avam tanrılarını
    Cercis gibi, derimi on dokuz kez soydurtup
    cesedimi darağaçlarında sallandırtmayı
    sonra ateşlerinde ıslattırıp, güneşlerinde kurutup
    küllerimi rüzgârlarına savurtmayı seviyordum..

    ben, gülerken ağlamayı, ağlarken gülmeyi
    ağlamayı gülmeyi böyle şaşırtmayı
    ve böylece anamı mezarında ağlatmayı seviyordum..

    belki ben, kumaşımdan lif lif sökülüp
    dökülüp üryan kalana dek, kendimi kendimden yırtmayı
    her bir ilmeğimi asıp aşkın bir dalına
    her leylâ çengelinde bir parçamı bırakmayı seviyordum..

    lelia!. sevdim de uslandım(mı)?!.





    YanıtlaSil
  4. vay, vay ve VAAAAAAAAAAYYYYYYYYYYYYYYYY!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

    Yorum ve yardım için yine uğruyacağım ama şimdi çıkmam gerekiyor!
    Görüşmek üzere , sevgiler

    YanıtlaSil
  5. Selam :)
    söz verdiğim üzre buradayım.
    Blog sayfanı açtığında sağ üst köşede tasarım ı tıklarsan bie menü açılacaktır. O sayfada alt alta yazılı seceneklerden Ayarları tıkla. Sonra yorumlar ve yayılar başlığını seç. onu tıklayıca sağ tarafta Yorum denetleme? yi göreceksin. Her zaman, bazen hiçbir zaman şeçenekleri var. Bunlardan her zamanı seçersen, bloguna gelen yorumlar şak diye sayfana geçmez şimdi olduğu gibi. Bakarsın okursun, dilersen yayımlar, sayfana kabul edersin. Malum bazen rahatsız edici yorumlar da alabiliyor insan:) Bunu öneririm. İkincisi yine aynı sayfadayken, Kelime doğrulaması göster? satırı vardır. Bu biz yorumcuların robot olmadığını kanıtlla diyen otoriteyi ortadan kaldırmak için hayır ı işaretliyeceğin bölümdür. Evet ve hayır var seçeneklerde.
    Yine aynı sayfada yani Ayarları tıkladığın zaman açılan menüde, Dil ve biçimlendirme var. Onu aç, ve Biçimlendirme başlığı altındaki saat dilimi yazan yeri (GMT+ 02:00) İstanbul olarak ayarla.Sanırım senin blog şu anda Tazmanya 25:00 a ayarlı :))))

    Hadi bakalım , kolaylıklar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. talimatnâmeni yazı tahtamın sol tarafına aldım, ilkokul bebeleri gibi, sanki gözüme yapışçak kadar da eğilip, bi ona bi sayfaya baka baka, adım adım takip edip, orda ne diyosa yapmaya çalıştım.. bi yandan da, harfleri henüz şekil olarak görüp, örtmeinin tahtaya çizdiği örneklerin aynını defterine özenle geçirmeye çalışırken dalıp, dünyadan, zamandan kopan yine o mini mini birlerin en sevimli hallerinden olan, hani o dillerinin ucunun acık dışarı çıkışı gibi çıktı..
      napıyom ben; örtmenim ne demişse, ne tarif etmişse anlayıp, aynını yapmaya çalışıyom!. bi yandan da, kulağımın dibinde bi kendi iç sesim son derece kararlı kararlılığımı sarsmaya çalışıyo habire;
      'gene anlamıycan!. anlamıyon işte sen bu teknoloji dilinden!' diyerek dengemi bozmaya, vazgeçirmeye çalışıyo!.
      ama yılmadım!. yanlış yapçam korkusuyla boncuk boncuk da terleyip, tırsa tırsa da olsa, inatla sürdürdüm, harfi harfine uygulamaya çalıştım sayfaya..

      okuma yazmayı henüz öğrenme zamanı gelmemiş bebelerin bile anlayabileceği kadar özenle hazırlanmış, o kadar da basite indirgenmiş, teferruatlı anlatılmış bi prospektüsü de çözemediysem eğer, yuh bana!.

      "tazmanya, 25.00" he?!!. o kadar dünya, zaman dışı?!!. yakıştırmasına yakıştırım da kendime... fena da güldüm burda!. hâlim cidden de acınası komikmiş..

      teşekkürler örtmenim!. şimdi test-kontrol-not zamanı..
      çuvallamış mıyım?!!!.

      Sil
  6. ...ve şiir yorumuna gelince yine bir VAAAAAAAAAAAY ki ne VAAAY diyorum.

    Blogundaki diğer paylaşımlarınla benzeşmeyen, açıkçası benim beklemediğim bir performans bu !
    Olumlu yönde şaşırmayı hep sevmişimdir. Yüreğin dert görmesin. 5 yıldızlı olmuş!:)

    Merakımı mazur görürsen, bu şiir spontan mı ortayaçıktı, yoksa zaten var mıydı?
    Gerçi çok da öbemli değil. Güzel her şeklilde ve her zaman diliminde güzeldir.
    Çok değerli şair bir arkadaşım var. Arkadaşım, yani en az ben kadar delidir kendisi. Bana onun şiir tekniği ve yazım şeklini çağrıştırdı bu şiir. Zira o da en vurucu cümleyi son mısraya saklar hep!
    Sen de öyle yapmışsın... Sevdim de uslandım(mı)?
    Seven uslanmaz da, sevmekten usanmaz da...
    Ha ne olur? Kafayı yer mı ? YER !
    Deli olur mu ? OLUR!
    Olgunlaşır mı? EH AZICIK !
    Akıllanır mı? ASLA
    Büyür mü? YOOOOOOOO ! Tersine çocuklaşır!
    Eeeeee Ne olur?

    DELİ OLUR, D E L İ ! :)))))))

    Her Leyla çengelinde bir parça bırakmak! O kadar parçalama bence kendini, toparlayamazsın!
    Madem dikenlerini kendine batırmayı seviyorsun, er olan gibi her Leyla çengelini yüreğine tak. Her çengel asıldığı yerden kanatsın, acıtsın son nefesine kadar seni... Kolaysa tabii...
    Demem o ki; kopup gelen her Leyla parçasıyla yüreğinde bütün ol ! Gelen parçaları bütünle yüreğinde.Tüm kahra, acıya, yangına rağmen...

    Zaten ayrılarak-parçalanarak geldik dünyaya, bir kez daha parçalanmaya ne hacet?

    Az'a sormuşlar 'nereye gidiyorsun?'
    'Çoğun yanına ' demiş..................

    Bugünkü masal da burada bitmiş :))))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yorumlarını okuyunca ben hep vayyyy diyorum?!!. bi tanesini de bi 'vayyy!'sız geçiim, ne var?!!. benim de beklemediğim, şu kendi çalıp kendine yazan sayfanın hiç alışık olmadığı şeyler oluyor şurda çünkü!.
      şiir, çekmecelerde kalmışlardan!. aklıma getirmese 'tohum-çiçek-açmak-ışığa çıkmak, vs', küflenip gitçeklerdendi, tozlu tavanaarasında, eskimiş sandığında, küflü defterlerin sayfalarında..
      bunun için de sağol!.
      şurda üç-beş günlük bi mükâleme; bakıyorum, çok sık "deli" diyorsun?!. deli, deliler, delilik; hastası olduğum kişiler, kavramlar..
      mâdem de, günümüzün modern dünya ve insanının geliştirdiği o sitkom tarzı, en fazla üç-beş sn süren odaklanma, ilgiden çok uzak, bugün çoktan terkedilmiş, artık unutulmuş uzun soluklu, zor zahmetli, göz nuru isteyen derinine okumalar yapıyor, yetmiyor üstüne bide binbir emek zahmet, satıraralarına dalıp kelime kelime ayrıştırıyor, en kıyı köşe dip; tozuna teleğine dokunuyor, değerlendiriyor, satır satır karşılık yazıyos, bizim en sevdiğimiz, en takdir ettiğimiz, yapmaya çalışıyosun...
      ve madem de "deli" dedin; yeri gelmiş, düşmeden olmaz şuraya, o uzun 'deli, delilik' yazılarından bi iki satır..

      delilik... deliler... seviyorum delileri.. deli, aracısız, tefecisiz, protokolsüz yaşar.. o, tanrısıyla bile protokolsüz konuşur.. delilerin ödenecek bi faturaları, banka eksterleri, borçlar kanununa ya da, Yaratıcının koyduğu kanun dışında başka bi kanuna tabi bi borçları alacakları hayatta olmaz.. delilerin faturalarını, borçlarını melekler öder..

      deli parayı bilmez ve sadece deliler bilmez parayı... pulu, makamı, mansıbı, menfaati bilmez deliler, o yüzden de bi 'gelecek'leri hiç olmaz.. deli dünyayı ipine takmaz, kuşağında sallamaz..
      delilerin bi gelirleri olmadığı için bi giderleri de yoktur.. eh, bi de üstüne yaşamak dediğin şeyle tek irtibatsızlık, modernizme ayak uydurma, baş döndüren hıza yetişme gibi bi dertlerinin, metropol hayatına alışma talimlerinin olmayışı eklendiğinde?!.

      bu uzunca uzun o 'deliler' metninden bi pasaj..
      ve kısaca;
      tabi, insanın adı deliye çıkınca, desinler diye deli gibi davranmaya çalışmaz.. zaten de deli olduğu için deli olmuştur o..
      dediğin gibi; bi deli başka bişey olmaz, "DELİ OLUR, D E L İ !"..
      deli delidir yani..

      yorumunun kalanına karışmıyorum.. karışamıyorum yane!. soluğum yetmedi.. acık bi nefesleniim bi kenarda, bi topliiim bi, toplayabilirsem...

      Sil