25 Ekim 2014 Cumartesi

deli.. delilik.. deliler üzerine kendimizden menkûl saçmalamalar..

siz kaşındınız!. ii ozman; buyrun, size "deli", "delilik", "deliler"!. deli gibi severim deliliği, delileri.. ilgi alanıma giren bişey filan değil; ilgimin bizzat ta kendisi.. deliler soru sormaz, iddia etmez, deli delil istemez.. deli, aracısız, tefecisiz, perdesiz prensipsiz yaşar, tanrısıyla bile protokolsüz konuşur.. deliler doğaldır, doğal olanı sever; ve zaten de doğal olan her şey güzeldir.. deli, parayı bilmez; parayı, pulu, makamı, mansıbı, menfaati.. bu yüzden de bi gelecek kaygıları-maygıları olmaz.. deli, yaşamak dediğin şeyle tek irtibatsızdır.. delilerin ödenecek, gecikecek, bi faturaları yoktur; çünkü delilerin tüm faturalarını melekler öder.. bu yüzden de elektrikleri suları hayatta kesilmez, enerjileri hayatta bitmez!. delilerin başı dönmez.. delilerin modernizme ayak uydurma, baş döndürücü hızına yetişme problemleri yoktur; metropol hayatına alışma talimleri de.. deli deyince; bi özgürlük, bi biganelik, bi tam bağımsızlık, bi bibaşına buyrukluk, kafasına göre takılma, kimseyi iplememe filan?!!. en iyi özgürlük şarkısını delilerden daha iyi kimse seslendiremez.. “delinin ipiyle kuyuya inilmez” derler, yanlıştır.. delinin sahiplendiği bi ipi yoktur bi kere.. lakin böyle desek de, genelde, halk arasında, bi kimseyi takmama eylemine metafor olarak kullanılan yerleşik bi deyimle bi ipleri vardır aslında delilerin; "ipimle kuşağım..." şeklinde başlayıp, sonu biraz garip biten bi deyimle, bi "ip"leri, bi "kuşak"ları... işte, bu yüzden de dünyayı iplerine takmaz, ekseri insanoğlunun önünde takla attığı nimetleri sallamaz, hayatın bişeyini ihtiyat ekmeği, tedbir suyu falan olsun diye kuşaklarında saklamazlar.. bu yüzden de, bi ipi olup da, ufacık bi sorun karşısına karışıverip tip tip düşünenlere, “nerden inceldiyse ordan kopsun” sözünü delilerden başkası etmez.. delilerin bi ipi neyi yoktur dedik ama, şunu ihmâl etmişiz.. delilerin aslında bi ipi vardır; o da kendilerine ait olmayan bi iptir.. yani bağlandıkları bi ip!. hani merhametsiz ipnelerin eliyle bi yere bi hayvan bağlar gibi bağlandıkları zincir yahut ip.. işte, bilinenin aksine o ip delilere ait bi ip değildir.. o ip, delilerden gereksiz yere korkup, kendilerini emniyette hissetmek için onları bağlayan, kendilerini “akıllı” sanan 'delifobik! mi ne işte, ondan; o bi yığın mahlûk kısmısının ipidir.. deli korkmaz, korkuyu bilmez; ama korkulur insanlar da hiç değildir.. delilerden korkmak, 'deli, delilik' ne demek, uzaktan yakından haberdar olmayan, insan geçinen bazı gerizekâlı fodulların fobisidir.. fobi de malûm; mantığı olmayan korkudur.. yani sonuçta, ne bi ipleri vardır delilerin, ne kuşakları, ne de ince bakıma aldıkları, güzelleştircem, yakışıklılıklaştırcam diye acaip acaip harcamalar yaptıkları tipleri.. bi kere, öncelikle; delinin aynası yoktur.. deli delinin aynasıdır.. delinin aynası yine kendi gibi bi 'deli'dir.. gariptir; deliler en deli soğukta bile üşümezler.. çünkü malûmdur; “deli deliyi görünce değneğini saklar”.. bu da bizden bi ufak bi metafor olsun şurda!. deliler anlamsız, boş bakar, sebepsiz gülümser görünür.. onları böyle gören, böyle düşünen, diyen külliyen yanılır.. hakikatte deli, hakikati perdesiz gördüğü için güler.. insanlar bunu anlamaz, kendi kendine gülüyo der.. oysa deli, insanların gereksiz koşturmalarına, boş konuşmalarına, saçmasapan davranışlarına, problemler karşısında karışıvermelerine, olmadık şeyler için kaygılanmalarına, yersiz endişelerine, dünya gailesi için tasa çekmelerine, kaçınılmaza direnme çabalarına, uğradıklarında şaşkın hallerine gülümserler.. insanların en olgunu, en çaresiz kaldığı bir mesele karşısında soğukkanlı davrananıdır.. soğukkanlı davranmak, olgun insanların dolaplarında, zaman zaman çıkarıp giydikleri bi elbisedir.. deliler içinse, yalnızca şahıslarına has, delisine özel biçilmiş, giydirilmiş, üstlerinden ölene dek çıkarmadıkları, hiç eskimeyen doğal kostüm.. soğukkanlılık kavramı en çok bi deliye yakışır.. deliler paniklemez.. deliler her şeyi olduğu, bulduğu, takdir edildiği gibi, olması gerektiği gibi olduğu olgusunu bibakışta kavradığından, gerçeği oracıkta kabullenir, teslim olur, böylece dünyanın en rahat en huzurlu, her şeye en gülümseyen kişileri olup çıkarlar.. yani, deliler “ne varlığa sevinir, ne yokluğa yerinir”.. ne nimet ne de nikmet, delileri enterese etmez.. delilerin yüzlerinde varlık için bir sevinç, yokluk için bir yeis, bir keder ifadesi görülmez.. lakin istisnasız bütün delilerin yüzlerinde hüzün vardır; hüzünlü bi gülümseme.. en duru, en saf, en ikriciksiz, en masum gülümseme.. çünkü, deli ile çocuk arasında tek bi fark yoktur.. çünkü ikisi de hainlik kötülük çıkar bilmez.. deliler delirtici derecede müşfiktirler.. deliler pozitiftirler hep; bilmezler eksikliği, noksanlığı, eksilmeyi, eksiltmeyi.. tuhaftır ama, toplamayı, çoğaltmayı, biriktirmeyi de bilmezler.. deli kimseyi yabancılamaz; sanki kırk yıldır tanıyor gibi tanır.. buna, ‘doğrudan ruhlar âleminden tanır’ dense yeridir.. deli, kendiyle konuşur gibi konuşur ve yalnızca konuşmak istediğinde konuşur ve sanki karşısında biri yokmuş gibi konuşur.. oysa biri vardır; “O”, “tek” olan!. deli yalnızca O’nunla konuşur, O’na konuşur.. delilerin sözünü kimsenin kesememesi bunun içindir.. deli bi tek kapıyı tanır; tanrı kapısını.. “aptala malum olur” sözü galat-ı meşhurdandır.. sözün asıl anlatmak istediği ile toplumda yerleşmiş algısı tamamen farklıdır, hafızasına yanlış yerleşmiştir.. çoğu her bi boku bildiğini sanan, akıllı geçinen gerizekâlının sözün gerçek mânâsını öğrenme zahmetine girmemesinin nedeni, insanlar arasında aşağılayıcı bir ifade olarak, çok sık kullanması ve bundan aldığı aşağılık lezzetten vazgeçmeyecek oluşundandır.. "aptal" anladığı kelimenin aslı hakikati "ebdâl"dir, halk arasında “abdal” yani!. pir sultan abdal’a, hâşâ “aptal”?!!. töbe!!. "ebdâl" yahut "abdal"; "gönlü allah'a, ilhama açık, lakin bunun farkında olmayan, saf kul" demektir.. bu durumda sözün orijinalini “deliye mâlûm olur” şeklinde ifade etmek hiç de yanlış olmaz; çünkü "abdal” dediğimiz, delinin hâzâ kendisidir.. yani her deli “abdal”dir, her “abdal” da deli.. dediklerine göre, 'deli'lerle 'velî'ler arasında bi soğan zarı kadar bi perde varmış.. deliler ne cennet bilirler, ne cehennem.. ama yerleri hep cennettir.. çünkü deliler fesat, fitne, alay, aşağılama, nispet, kibir, enâniyet, bencillik, kin nefret, kıskançlık, haset, kötülük bilmezler.. hani dedik ya, deliler çocuk gibidir.. çocuklar gibi, deliler de kınayanın kınamasından da hayatta korkmazlar; doğru bildiklerini değil, doğrusunu yaparlar.. çünkü inişsiz çıkışsız engebesiz girintisiz çıkıntısız oylumsuz, dümdüz ve dosdoğrudurlar.. delilere kıvırmayı, kıvırtmayı, çarketmeyi, puştluğu hinliği aslâ öğretemezsiniz.. sonuçta; deli mümindir, mümin de deli.. çünkü deliler iki yüzlü değildirler; neyseler odurlar, münafıklığı hiç bilmezler.. deliler gerçeği örtmeye, hak hakikati değiştirmeye, bir şeyi ait olduğu yerden alıp, başka bir yere koymaya kalkışmazlar; bu yüzden ne zalimdirler, ne kâfir.. insanın adı deliye çıkınca deli gibi davranmaz, deli olur; delidir yani!. çivisi çıkmış dünyaya, dayatılan saçmalıklara, insanoğlunun puştluğuna bakınca "yaşasın delilik!. ne mutlu delilere!" dememek için bi sebep bulamıyor insan!.

4 yorum:

  1. Güzel yazı ! TEBRİKLER!!!!!!!

    Okuyuculardan, deli tarafından öpülmüşlük olanlar, benimle aynı fikirde olacaklardır , eminim !!!
    Beni de bir deli öptü vakt- i zamanında ve delilik saridir... Sonra da iflah olmadım:)

    Tımarhanedekiler soruyormuş zaten;
    ''Bizim burada sayımız belli de, ya siz dışarıdakiler, sizler kaç kişisiniz?''


    ...ve olmuş işte, bir de ypamam, teknoloji özürlüyüm falan, filan...
    Ben de bunları doğuştan biilmiyordum. Allah razı olsun blog arkadaşımız sevgili Recep Bey yardımıyla öğrenmiştim. İşte bir örnek oldu şu söze ne güzel :
    '' El ele, el HAK'ka''

    YanıtlaSil
  2. olaydı ne olur, delilik sarî de, dünyada hırs tamah savaş kan dökmek kötü, kötülük adına bidliğimiz ne varsa, olmayaydı, kalmayaydı?!!. ne yazık ki, değil!.

    YanıtlaSil
  3. yanlış hatırlamıyorsam Behlül-ü Dane, Allah a demiş ki ''cehennem olmasın, oraya gidecek kul da olmasın, kapat şu cehennemin kapağını'' Malum sevdiği kullarındanmış Behlül , ve llah isteğini kabul etmiş. Behlül mutlu mutlu evinin yolunu tutmuş. Yolda giderken arkasından ensesine kuvvetli bir şamar yiyince yıldızlar çakmış kafasında. Ne olduğunu anlamak için üç adım atması gerekmiş. Üçüncü adımda fehmetmiş ve Allah a ''daha senin işine karışmam ya Rab, demek orayı da hak edenler var, Sen yine bildiğini, bildiğin gibi işle'' demiş...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bide bi kabak hikâyesi var.. hani, kabağın sahibinin fena kızdığı..
      hâl ehillerine, gariplere, mazlumlara, gayretullaha dokunup zalimlik etmemek gerek!. kabakların sahibini kızdırmamak gerek!.
      cahil cühelalık zalimlik edip kızdıranların hâli ne mi olur?!. allah, ayaklarını kafalarından çıkarır, kafadan bacaklı olurlar, tepeleri üstünde, yürümekten çok, sürünmeye çalışırlar yeryüzünde..
      bide... zebânî abimlerimin, yeryüzünün bozguncularını düğmelemek için hasretle bekledikleri, kucaklarını açıp, gel adeleli kollarıma dedikleri bi öte taraf var ki, onu hiç demiyeyim şimdi!.

      Sil