6 Ocak 2013 Pazar

bi eylemin anatomisi; sonuçlar

ve sonuçlar...
bir:
doğal, kendiliğinden, spontane tepkiler sonuçları hesap edilemeyen tepkilerdir.. kontrol edilemeyen tepkilerden doğacak toplu eylemler, özellikle halk hareketleri, süper güçlerin, istihbarat örgütlerinin en çok tırstığı, üzerinde hassaslıkla durduğu, nerde nasıl duracağı, nasıl sonuç vereceğini önceden kestiremedikleri, böylece risk, tedbir, çıkara matuf yönlendirme haritasını çıkaramadıkları için bi taşla yüz beş kuş vuramayıp çıkarları doğrultusunda bi sonuç kotarıp faydalı bir dönüşüm sağlayamadıkları, fevkalade olumsuz niteledikleri, ceza sahası içinde, gözlerinin önünde, dokuz kusurlu hareketin dokuzunun da yapıldığı, çaresiz, bikenarda eli kolu bağlı seyrettikleri eylemlerdir; de lakin konumuz ‘öğrenci eylemleri’ olduğundan, şimdilik bunu bi kenara bırakmalıdır..
iki:
dünyanın tüm istihbarat örgütlerinin gizli demirbaş kayıt defterlerinde, bu türden sert çocuk, öfkeli genç, öğrenci eylemlerinin kayıtlandığı yığınla sayfa vardır.. bu sayfalarda, bir çok eylemin, “plan, ajite, yönlendirme ve kolay gerçekleştirme” oranı itibariyle, istatistik tabelalarında, beklenen faydaları kesin sağlama hususunda sürekli yükselen bir grafik çizdiği bir gerçektir.. zemin, zaman ve duruma göre yönlendirilip de bi sonuç alınamamış, başarısız olunmuş bi girişim sayısı da yok denecek kadar azdır.. vakta ki, nihai hedeflerine ulaşmış olsun ya da olmasınlar, bu derinler için çok da mühim bişey değildir; vurulan kuş sayısı, atılan tek taş sayısının her zaman, yine üstündedir.. kumandalı eylemlerle, zamanının derin şebekelerine bilmeden mükemmelen hizmet etmiş, sonunda işi bitmiş nice samimi angudun ipinin çekilip, bazen asılsız yargı yahut yargısız infaz yoluyla açık açık yahut fail-i meçhul edilerek itlaf ve bertaraf edildiği de, dünya kamuoyu önünde tarih boyu sık rastlanan ve toplumlarca da iyi bilinen bi hakikattir.. oyun başarıyla bitip perde kapandığında bazı oyuncular sahneden tamamen alınır, bazıları gelecekte başka bir oyun için el altında tutulur..
üç:
bi zamanlar yelkenlerine tüm dünyada iyi rüzgârlar alan, marksist-leninist, komünist düzen bi zaman sonra yemeyince takla attırılıp, yumuşattırılıp “sosyalist”leştirilen söylem ve eylem ve o dahi, sonunda halkların hiç orasında burasında olmayınca “sosyal demokrat” gibi hilkat-i garabeti yumuşakçası üzerinde karar kılınıp, zamana zemine en uygun bi 'yumuşak' hâline getirilmek istendiği halde, yine içinde en koyu faşizmden de faşist amiller taşıyor olması, başka düşüncelere sıfır yaşam hakkı tanıması gerçeği önümüzde, günümüzde hâlâ lök gibi durmaktayken, kaldı ki odtü okulumuzdaki bi takım güçlerce ‘hakimlettirilmiş’ gücün, kendinden başkasına hayatta tahammülsüzlüğünden söz etmek?!!. “sosyal demokrat” düşünce bile, farklı düşüncelere, dünya görüşlerine, inanca, aykırı bakış açılarına müsamaha göstermezken, odtüdeki şu hakim güç uygulamaları, geçmişten beri hâlâ bas bas “tam bağımsız, özgür mözgür bi üniversite” iddiasını sürdüren şu güruhun neresine sokulmalıdır?!.ayrıcana, sağın önde gelen isimlerinden kimilerinin, 70’li yıllarda, en cavcavlı dönemlerde odtü okulunda reislik yapmış, yaşamış, sorunsuz okul bitirmiş kişiler olduğu, bugünkü eylemcilerin yakın ataları sayılan zihniyetin 98’li yıllarda 28 şubat, öğrenci kılık-kıyafet katliamlarında, “ikna odalar”ında bi türlü ‘iknâ’ edilmeyen, okulundan eğitiminden, hayatından edilen on binlerce kız çocuğu bi hatırlanırsa, şu ‘özgürlükçü’ biladerlerimin ay ne kadar da demokrat, ne kadar da düşünceye saygılı, ‘iyi çocuklar’ olduğu kolayca anlaşılabilir..
dört:
doğal olarak, her ateşli gencin, eylemcinin gönlünde, en kalabalık seyirci toplama, önünde sahne alma, podyuma çıkma, sahne önünde topladığı gonu gonşu, yandaş yahut dangalak seyirci kamuoyusunun dikkatini, yerinden yayın tv, canlı haberci, projektör, objektif, kamera ve flaşları üzerine çekip orada o ana hazır bulunmayan kitlelerin gönüllerini fethetme, böylece toplumu bilinçlendirme, eylemini toplum katmanlarına yayma, sonunda topyekûn halka mâl etme, devrim yapma ve aradan da kahramanlar gibi çıkma gibi bi aslan yatar.. lakin, halkların nazarında öyle her aslan da aslan değildir işte.. çoğu sütten ağzı yanmış halkın, sonradan, yiycekse eğer, sunulan bütün steril yoğurtları septik düşünceyle üfleyerek yiyişi bundan ötürüdür.. halkın kayıtsız kalması, böylesi şeylere hiç itibar etmemesi, hâtta şeyine bile takmaması karşısında, öyle lafını sözünü bilmeyip, yok “bu halk sürüdür kardeşim!. bunlar bi boktan anlamazlar.. bunlara bi keskin bilinç kazandırmak, aydınlatma sürecimize sokmak olanaksızdır; sallayalım gitsin!” diyerek, topunu tamamını “bidon kafa göbeğini kaşıyan adamlardan oluşmuş, mal, animal bi yığın” diye niteleyip ileri geri, aşağılayıcı laflar edilmemelidir.. halk, sabreder sabreder, vakti gelince de çilesinden çıkıp bulduğu yerde karnınıza çocuğu koyar!.
sonuç itibariyle; halkın şunlara ilgisiz kalması bir kınama sebebi değildir..
beş:
‘öğrenci’ye, bi empati yapmadan duyulan bi sempati, başıboş bırakıldığında ya davulcuya ya zurnacıya kaçacak kız gibidir..evet, elbet; öğrenci genç müsamahası tüm dünyada yaygın bir şeydir.. memleketimde bu sempatinin arkasında, “okumak” olgusuna farkında olmadan, genel olarak atfedilen bi kutsallık yatmaktadır.. lakin, ne şekilde ve ne adına olursa olsun, “müsamahayı bi istismarın sonunda onun kaybına yol açacağı” gerçeği de aklın bi kenarında tutulmalıdır.. hem eylem dediğinin de bi kere bi amacı olmalı, ortaya konduğunda herhangi bi şeye değmelidir.. sonuçta bi sike değmiycek eylemler ta baştan bi ciddiye alınmamalı, bilinçsizlik katsayısı bilinçsizce yükseltip de azdırılmamalıdır.. geçmiş kuşak hareketleri dikkate alındığında şu eylemciler, davaları, iddiaları ve eylemleri sosyalist suya bi tirit bile değildir.. yıl 2013lere gelmiş hâlâ heyecan hız macera, ağızlarına yüzlerine bulaştırdıkları bi rüşt ispatı, bi öykünmecilik, bi nostalji puştluğu?!!. hayret yani!.
altı:
çok nedenden dolayı şurda eylem çok bi ciddiye alınmamalıdır.. doğru ya da yanlış, eksik yahut fazla, kusurlu veya kusursuz her bi şeye hoplayan, faydalı faydasız her bi şeye muhalif, muhalefete de muhalefet bi grubun eylemini hedefine ulaştırma çabası, “yumuşak g” harfinin, alfabeye girdiği tarihten bu yana ne kadar ıkınsa da bi kelimenin başına hayatta gelemeyecek oluşu çabasından farksızdır..
yedi:
kabul edelim ki bi okul idaresi olası bi mevzuu karşısında polis çağırmakla, polis de olaya sert yahut yumuşak fark etmez; bi müdahalede bulunduğunda ve hele ki de bu okullar odtü ve benzeri işgal okulları ise, idare bilinçli bi yanlış yapmakta ve polis de idarenin bu tatlı tezgâhına gelmektedir; yememeli!. bakınız, ciddi ciddi; bi kere bi okulda polisin ne işi vardır?!!. yani, polis zaten o okulda bulunmakla ve eyleme de bi karşı koymakla idarenin, eylemci örgütlerin, arkalarındaki güçlerin sinsi sinsi gülmelerine, ellerini ovuşturmalarına vesile olmuştur..
polisin ateşli gruplara müdahale mantığında ayrıcana da bayaa bi problem vardır.. bilinçsizce yapılan müdahaleler sonucu, menfur neticeler elde etmemek için, eylemci grubu, “hangi devirdeyiz?!!. bırakınız yapsınlar yaa, bırakınız geçsinler kardeşim!” demek suretiyle yaptıklarında yapacaklarında tamamen özgür bırakmak yoluylan, kırkın üstüne çıkmış, havale geçirmeye hazır ateşini bi boka yaramadan kendi kendine düşürttürüp ziyan etme yoluna gitmek, beter bi tahribatın, bazı bitakım iç-dış güçlerce aylarca sürdürülecek çok amaçlı, uzun uzun bıdı bıdıların daha başlamadan önünü kesmek adına, daha mantıklı, daha akıllıca ve manidar bi davranış olacağı kesindir.. şöyle ki yani; babaları dibine kadar tutup, yakıp yıkma, kırma dökme, yok etme arzuları azmış bi topluluğun heyheylerinin daha ayaklanmaya ilk adımı atmadan geçip, heveslerin kursaklarda kalması için, karşısına herhangi bir güç çıkarılmaması lazımdır.. karşısında bi güç bulamamaktan dolayı sıkılan eylemci, eyleminden, bi anlamı kalmayacağı için, kendiliğinden vazgeçer.. daha doğmadan ölen bi eylemin eylemcisi, “ne yapsak da bi ses getirsek lan?!” diye, et kafasını şöyle bi önüne alır, düşünür, gerçekte ne istediklerini aralarında mütalaa edip mantıklı bi karar da alıp, mantıklı eylemlere yönelir.. bu gerçekleşene kadar eylemcilere hiç ellenmeyerek beklemek, böylecene de hani arayıp da bulamadıkları şey olan karşı müdahale yahut karşı şiddet uygulamak, zaten kavgaya kaosa karışıklığa kurt gibi aç bi eylemci sürüsüne tadından yenmez, yanında yatılır aperatifler sunmaktır.. bırak bi sert müdahaleyi, bi yumuşak müdahaleden bile kesinlikle kaçınıp, eylem mahallinden üç beş bin kilometre uzakta durmak, son derece zararsız, sonuçta büyük fayda sağlayacak, bi nevi bi pasif müdahale biçimidir.. yani ki, karşısında karşı koyacak bi güç bulamayan, doğal da olarak bi etme-eyleme, eyleme gitme, meylem yapma gerekçesi kalmayan bi eylem, eylemcinin, eylemci güruh yahut grubun, eylem öncesi havale geçiren o kırka yakın ateşinin kendiliğinden düşüp normale döneceği tarihi, sosyolojik hakikati gözünün önünde durup dururken, üstüne üstüne gidip, ateşe benzin döker, ekmeklerine yağ sürer gibi, üstlerine biber gazı sıkıp, olayları daha da beter körüklemek de neyin nesidir?!.
diyelim ki, bunlar akıl edilemedi, öyle böyle bi halt yenildi, olan oldu; peki ya eylemcileri çıkışta göz altına almak neyin nesi?!. zaten bi müdahale etmekle, hazır ekmeklerine sürülmüş mis gibi bi yağ dururken, ayağa, ondan daha nefis bi muz orta yapmak da ne iş?!!. kimden yanasınız?!.
sekiz:
akıllı olalım!. biber gazı sıkmak hem pahalı bi sistemdir, hem de adamların zaten gazdan şişmiş karınlarını daha da beter şişirmektir, iş değildir!. polisi molisi okul kapısından içeri kesinlikle adım attırtmayıp, çıkışta eylemci ağbilerimizin, ablalarımızın ellerine aranjman çiçek buketleri tutuşturulup, gülsuyu, kolonya, kahve, yanında fıstıklı lokum ikram edilmesi, emin olun çok hoş, acaip şaşırtıcı, sapıttırıcı bi karşı eylem olur.. ne yani, yoksa bu önceden akıl edilmiş bişey olup da, üç beş kilo lokum, beş on bidon kolonya, bi iki şişe gülsuyunun hesabı yüzünden mi vazgeçilip müdahale edilmiştir?!. koskoca bi devlet için üç beş kuruşun bi lafı olur mu?!.
son sonuç olarak, dünyada güç savaşları, uzay parselizasyonu, istikbalin bi göklerde möklerde oluşu, bi uzay muzay davaları pek de bi yerimde de olmayarak;
devlet yetkileri, şu toplantıyı odtü okulunda değil de, bizim mahallenin kaavesinde yapmış olsalardı çok daha iyi olur, en azından, polis molis, kavga patırtı bağırış çağırış gürültü kopmaz, uzaya uydu gönderme olayı perdelenmez, olay, uzaya sanki ‘içi boş bi boru’, ‘bi kağıt parçası’ndan yapılan, kâğıttan bi uçak gönderiliyomuş gibi bi muamele görmez, basında, hakkında, kasıtlı olarak bi haber-maber, bi yorum-morum bulamama gibi durumla karşılaşılmaz, kaave kamu oyu vasıtasıyla diğer kaave kamuoylarında çok daha bi gündem bulur, uzaya gerçek bi uydu gönderildiği rahatça anlaşılır, aynı zamanda da bu kadar kapı cam pencere pervaz, okul, kamu millet malı, devlet hazinesi bi şekilde az da olsa bi zarara uğramaz, ülke ekonomimize ek bi masraf getirmez ve zaten de sürekli, “yetkililer böyle bi gaflette bulunsa da, odtümüze gelse de bi şenlik çıkarsak, bi yerli gibi görünen taşla, uluslar arası beş yüz on beş, bin kuş vursak?!!” üstüne hayal kuran örgüt, öğrenci iç-dış mahfillerin ekmeklerine böyle halis yağlar sürülmesini iştahla ve aport vaziyette bekleyen klasik eylemcilere böyle bi gün doğurulmazdı, ekmek musaf çarpsın ki!. zaten de müdahale, şenlik çıkarmak için eylemcilerin arayıp da bulamadığı bişeydir.. sonunda bi rakip, bi müdahil, bi sebep bulamayan eylemci, yapacak başka bişey de olmadığından, kendi kendine oynamaktan bi süre sonra sıkılıp bıkacak, kırıp dökme yakma, işgal işlerine kendiliğinden bi son verecek olma kesin gerçeği göz önünde tutulmalıdır..zaten de, iki cismin bi sürtüşme, sürtme, sürtünme, sürüşme, sürtüştürülmesinden, hele ki cisimlerden biri hidrogen kadar yanıcı, öteki oksijen gibi yakıcı özelliğe sahipse, bu muhavereden çok yüksek, kuvvetli ısılar doğacağı sadece odtü fizik bölümüsü öğrencilerinin değil, herkeslerin malumu olduğu, basit bi fizik kanunudur..
öğrencinin yapılan bi etkinlikten, hazır bulunan etkinlik kişilerinden hiç hoşnut olmamak, protesto gibi doğal bi hakkı vardır.. lakin engellemek için şiddet kullanma yoluyla, etkinliği de kişilerini de, davetlilerini de, sahibi ve hakimi olduğunu düşündüğü okul mekân bina ve ortamdan uzaklaştırmaya çalışma düşüncesi sakattır..
bi etkinliği şiddet kullanarak bertaraf etme yerine, tüm dünyada çok tehditkâr bi davranış olarak algılanan, işaret parmağını karşı olduğu hazirûn topluluğa karşı tutup hızlı hızlı sallama, orta parmak gösterme, protokole kıç dönme, hâtta tumanı donu indirip geri dörtlüyü fora etme, çoğu durumda son derece etkili bir eylem türüdür.. özellikle yabancı ülkelerde çok yaygın olan bu tür eylemlerin bi sonuç alma grafikleri, istatistikleri bunu gösteriyor.. kendini “çatık kaş, gergin yüz, asabi bakış, sert çocuk”la ifade etmenin, biyeri, yerleri yakmak, yıkmak, harabeye çevirmek yerine ortaya konulacak bu tür soft eylemler, ötekinden çok daha etkili, getireceği getiriden çok daha getirisi olan, çok daha bi sonuç alıcı eylemlerdir..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder