18 Temmuz 2012 Çarşamba

tandoğan ağbiler üzerine berbat bi yazı

-şurda tandoğan abilere bi sataşma mutaşma ihtimali söz konusu olduğundan, kendilerinin ve fanatiklerinin cevap hakkı saklı olmak kaydıyla-

her kaavenin bi tandoğan abisi mutlak muhakkak vardır.. güzel ülkemin ve dünyanın hemen her kaavesinde kulübünde vardır ondan bi tane, mutlaka..
şu tandoğan abi, yahut abiler kim mi?!. tandoğan abiler, kaave demirbaş gündemlerinin, muhabbetlerinin nerdeyse yüzde doksanını oluşturan, futbol ve at yarışı gibi, uluslararası kutsallığı hakkında tek laga luga edilemez mevzularda acaip derinleşmiş, her bi bokunu eksiksiz bilen, “ne sorarsanız sorun; söliiim la!” marka, yerli bilgeleridir.. şurda maçayı biraz sıkar, mabadı az daha zorlar, hani biraz da azcık ileri gidip maksadı aşırı aşıcı abartmayı az biraz daha sürdürürsek;
piyasada at ve futboldan söz eden, yazılı sözlü, yazısız sözsüz, görsel görmesel, işitsel, ne kadar yayın varsa sıkı takipçisi tandoğan ağbiler, bir nevi at yarışı gurusu, futbol tanrısı kaave adamlarıdır..
şurda şööle tanrı munru, guru muru demek biraz abes kaçıyor görünebilir.. lakin tandoğan abilerin bu kutsal konularla ilgili hassasiyetleri düşünüldüğünde onlar için böylesi sıfatlar kullanmak az biledir..

bi tandoğan abinin hayatı nerdeyse kaavede geçer dense yeridir.. her bi tandoğan ağbi kendi kaavesinin imparatorudur, kaave ondan sorulur..
tandoğan ağbilerin tahtları iç dış en iyi manzaraya sahip, kaavelerin her bi karışına kimsesine olayına hâkim, en stratejik yerindedir.. burlara bi göz dikmek şööle dursun, düşüncesini bile aklından geçirmeye cesaret edemez en delikanlısı.. yani ki hem semte yabancı, hem kaaveden muuveden habersiz, kültürüne küllüm fransız bi dallamanın kazara yolu düşüp de, oturcak boş bir yer ararken hani kaaveye şööle bi göz gezdirmesi, boş görüp boş bulunup yaklaşması linç sebebidir.. bunu, tüm dünyanın tandoğan ağbi kaave imparatorluklarının yapısına vakıf, bi kaave kimsesi olan herkes iyi bilir.. tandoğan ağbiler salt erktirler; yani erkin ta kendisi.. bi tür diktatör yani, malûm mevzularda kaave milletinin karşısında tir tir titrediği bi tiran; keskin, kesin, geri dönüşsüz görüş, sıkı racon ve ilk ve son sözün sahibi.. bi tandoğan abiyi dinlemek, her kaave ortam ve durumunda kesinkes mecburidir ve lafının üzerine hayatta zinhar laf şey edilemez.. tandoğan ağbilere yapılacak en ufak bi itirazın iması bile büyük risktir.. en hafifi konuşma yasağı, kaaveden kısa ya da süreli tarddır.. suçun durumuna göre, tandoğan abilere bi ufak dikilme adamı aforoz, linç, kıyma, düğme edilme gibi daha hayatî tehdit ve tehlikelerle karşı karşıya bırakır.. hani bi hab-ı gaflette, ofsayta düşüp, boş bulunup bi herze yumurtlayacak mübtezelin infazı mucip olup, kaavede her daim haazır aslî taifesi ve diğer yardımcı seyirci kamuoyunca infaz oracıkta gerçekleştirilir.. akıllı bi kaave kişisi, kendini, yerini ve haddini bilir.. kendi fikir ve düşüncelerini kendine saklar.. hani fikrinin bi ince gülünün bırak bi diken kısmını deklaer etmek, yapraanın bi damarından bile söz etmeye kalkışmak, ağzını şööle bi açacak olmak büyük terbiyesizliktir.. hâl böyleyken bide karşısına çıkıp bi aşık atmaya teşebbüs etmek?!!.
zındık!. duymamış olalım!.

dediğimiz gibi; tandoğan abisinin tebaasından bir kaave kişisi, tandoğan ağbisiyle göz göze gelmekten bile kaçınır.. kendini bilen iyi bi kaave elemanı böyle yapar; hiyerarşik kaave düzeninde bakaya kalmış, kazaya bırakılmış, hususan ayrılmış yerini alır, tandoğan ağbisinin karşısında edebiyle sükutuyla kırar kıçını oturur, soru sorması gelince sırasını bekler, tutamayacaksa parmak kaldırır, mazeretini kaave ahalisi huzurunda beyan eder, öncelik izni ister, sorusunu sorar ve tandoğan abisinin gözünün içine bakar, sabırla heyecanla tandoğan ağbisinin gönlü olup tenezzül buyurup sorusunu cevaplayacağı ânı bekler..
tandoğan ağbiler genellikle ağır adamlardır, ağırdan alır, ağıra satarlar; genelde bu böyle bilinir ve sanki az buçuk da doğru gibidir..lakin kazın ayağı hiç de öyle değildir.. ortamın kıvamına bakıp, pek hoşuna gidip keyiflenen bi tandoğan abiyi bıraksan, bıkıp usanmadan, yorulmadan, hiç geri vites yapmadan ve hiç utanmadan günde on-on beş saat futbol geyiği, eşek kıritii yapar adi teres!.

tandoğan ağbilerin her üçünden beşi her konuda uzman olup, kargadan başka kuş, ıstanbulda barbaros balmumucu, ankarada çankayadan başka yokuş tanımamalarıyla tanınır..

uzatırsak eğer; benim ülkemin tandoğan ağbileri, tüm şu hak selahiyet ve yetkilere sahip, kaavelerinin tek adamlarıdır.. onlar ki, fitbolun ciğerini okumuş, yarışların ve atlarının iliğini sökmüşlerdir.. sanki tarihlerini bizzat şu tandoğan ağbiler yazmıştır ekmek çarpsın.. dünyanın çim sahalarında dop deptiren topçularının, çim ve kum pistlerinde koşan tüm cins eşeklerinin tamamının soyunu sopunu soyağacını mükemmel bilirler; hattâ babalarından, babalarının atasının soyundan soyağacından daha iyi bilirler, eşşooluları!. hani öyle de az uz da bi malumat sahibi değillerdir yani.. dünyanın en münasebetsiz, en futbol, en at yarışı evladına top ve nal toplatırlar.. tandoğan ağbiler, futbolun ve at yarışının beşiği şu ingilterenin bi ingilizinden, beşiklerine kerttikleri topla yatıp atla kalkan kolonilerinin, muz cumhuriyetlerinin her bir vatandaşından da ilgili ve bilgilidir.. çünkü muzluk cumhuriyetlerin en birinci kaliteli muzlarından birinde yaşamak, darbe, futbol, diktatorya şike vs konularında coğrafyasının en iyisi olmak öyle her tandoğana nasip olcak bişey değildir.. futbolu-u türkî’nin, atı eşeği yarışı, bahisinin emsalleri arasındaki mütâalaları yabana atılacak cinsten değildir.. bi tandoğan ağbi şu hususlarda ve daha diğer bi çok hususlarda dünyanın en lüzumsuzuna bile fena takar, on basar anam arvadım olsun!.

yaşayan efsanelerdir tandoğan ağbiler..

az önce otorite filan dedik de… tandoğan abilerin sahip oldukları şu yüksek otorite, babalarından kalma bi mirastır.. babaları da aynının tıpkısıydılar zatı.. mesela, semtimizin en yakın sipor kaave kulübünün tandoğan abisinin babası, yüksek bi rütbeden bi mütekait bi mütekait, ki sorma gitsin baha beyi ele alırsak, kendisi memleketin boğaz cumhuriyetinin en beyaz kesiminin en beyazlarındandı.. zamanında az bi küsuratken, düzeni bizzat kurup, nimetlerinin üstüne oturup, doğal olarak da iyi bi yerlerine pusu atıp ilelebet kapılanmış, hakkıyla ve layıkıyla tapulamışlardan, her bi boka maydanoz, her şeye muhalefet, hakkında tek kelime bilmediklerinin allamesi, mühim bi adam; hep üstte, hep güçlü, tek tipçi, tek partici zihniyetin yılmaz ve çetin müdafisi, tuzu kuru, dümen suları, düzen suları bayaa bi iyi, her devirde işlerini yürütüp gemilerini karada havada denizde gölde ormanda yüzdürmesini iyi bilen, usta kaptan ve dümenci, ilişilemez erişilemez, tenkit edilemez daimi şeflerinden biriydi..

çevresinin en saygın adamıydı baha bey; ortamının en usta kart karıcısı, en has kâât dağıtıcısı, iyi fayans döşeyicisi, en birinci okeye dönücüsü, yemesini içmesini üste çıkmasını, sıçmasını çok ii bilen, dünya cehennemmiş, yanmış yanıyomuş tek biyerinde olmayan, bayaa bi neşeli, bayaa bi piknik tip bi adamdı, betonu bol olsun..
tandoğan ağbi de tıpatıp babası sanki; hık demiş burnundan düşmüş.. tuttuğu takım, partiden tut, okuduğu gasteye ve daha da neleri nelerine kadar aynı tertip; tıpkı basım nüshası, babasının birebir kopyası deyyus.. normalde, semtin halka ait büyük parkının, en mutena, en müstesna, en sota yerine, kamu yararına faaliyet gösterecek spor kulübü kılıfı gibi geri çevrilemez bi gerekçeyle, devrin belediyesinden iç edilmiş, yavaş yavaş koca parkın nerdeyse yarısına yayılmış, etrafı yüksek çit, ağaç, sarmaşıklarla görünmez edilip zulalanıp, spor kulübü adı altında sabaha kadarana kumar döndürülen mekânda bugün, mahdumu tandoğan ağbi, babasının bıraktığı yerden sürdürmektedir saltanatını..
hani, bi iki ufak istisnayı saymazsak, tandoğan ağbiler için, nerdeyse tamamına yakını bi geçim müçüm derdi olmayan, mülk zengini babalarının iyi kira gelirleriyle tek sorunsuz, sıfır sorumsuz, tandoğanlar gibi yaşayan adamlardır desek yanlış olmaz..
tandoğan ağbilerde böyle babalar olduktan sonra?!.

tandoğan ağbi de gece dönen oyundan döner, uyur, sabah 1’de uyanır, günlük belli bazı, politik görüşüne uygun ceride-i mevkutelerini alıp son derece ergonomik klozetine def-i hacet için oturur, alttan üstten bayaa bi yüksek sesler çıkararak; bazen kahkahalar atarak, bazen de okkalı söverek okur, sonra kahvaltısını eder, sonra, öğleden biraz sonra kaaveye gelir, günün gelişmelerinin seyrini bekler..

bi toplum hayatının futbol ve at eşek yanında, kültür sanat, ekonomi, politika vb gibi, olmazsa olmazları vardır.. bu yüzden de, bi kaave ve kaave dışı aydını olarak tandoğan abilerin, bi toplumsal yaşamın vazgeçilemez kan ve can damarlarını ve üst yapısını oluşturan şu bitakım bazı şeylere bi ilgi alâka duymaması, bi haberinin olmaması düşünülemez..yani ki tandoğan ağbilerin, saydığımız o üstün meziyetleri yalnızca şu iki kutsal ve mühim konuyla sınırlı değildir..
şurda bi lüzumsuzluk örneği gösterilip, gereksiz bi ayrıntıya girilip boşboğazlık edilecek, sapla saman karıştırılacak olursa; toplumsal hayatın en en vazgeçilemezleri, sahne sanatları, sinema, müzik, konser, dans, pantomim, bale, opera, kantata, oratoryo, arya, müzikli oyunlar, güzel sanatlar yahut kişisine göre pek de güzel olmayan sanatların kalabalık dalları, resim heykel mimarlık, plastik elastik spastik sanatlar, moda etkinlikleri, defile podyum manken, faşing, kavun karpuz sarımsak, karazumbalak otu festivalleri ve vesaire şeyler dünyanın tüm tandoğan ağbilerinin yakın ilgi alanı dahilinde olan şeylerdir.. yapıları gereği besledikleri aşırı sevgiden çok, kaave dünyası halkının yoğun ve yüksek taleplerine istinaden ilgiyle ve fedakârlıkla takip ederler magazinel dünyayı.. malûm; arz talep ve dengesi meselesi.. tandoğan abiler talebi karşılamak için, en az futbol ve eşeğin olduğu kadar, az önce yukarda hususan sayılan kültürel ve sanatsal faaliyetlerin yan sanaii olan magazin dünyasının da kurdu olmak zorundadırlar.. zorunda olmak biyana, sözü edilen şu dünya, zaten de tandoğan ağbilerin hedef kitlesi, toplumun lümpen katmanlarıyla birlikte kurdukları, zaten de kişisel olarak da pek rağbet ettikleri, pek sevdikleri bi dünyadır.. e, hâliyle tıpkı at eşek futbol da olduğu gibi, şu dünyadan da kendilerinden kuş da sekmez tandoğan ağbilerin..

arz talep ve denge meselesi, çok alanın pazar çarklarını çeviren bi unsurken, eğlence sektörünün kalbinin pilidir.. her sektörde olduğu gibi, bu sektörde de yine bi tarafta aynı yığın vardır.. hani bu yığın da sıktıkça yağı çıkan nası da mübarek bi yığındır; yani kim nası ne kadar sıkarsa sıksın on numara kalite, bitmez tükenmez yağ, dilerse tulum çıkarır..
neyse!.

bi yığın, eğer yığınsa ve yığınca hareket ediyorsa, hâliyle pazardan tıpkı artık hıyar toplar gibi, önüne geleni seçmeden alır.. daha doğrusu önüne konanı alır.. yığının bu özelliğini bilen, sektörün yöneticileri, patronları, medya kralları, şu eşsiz kitlelerinin şu acaip teveccüh tercih ve psikolojilerini, garip zevklerini, beğenisini, talebini seve seve göz önünde tutar, ciddi saha araştırmasıyla ölçerek biçerek gıdım gıdım tartarak, ince ince de yönlendirir, yersen de yemesen de demeyeceği, tam da damağına göre bi menüyü hazırlar, önüne koyar; ortaya bayaa bi karışık.. bi şarkıyla, bi kliple, bi albümle, bi filmle, bi diziyle, bi defileyle, “işte o!” diyerek işaret ettiklerini, pastanın asıl görünmez kısmını bizzat götürmek üzere, yine yığın eliyle, ömür boyu krallar kraliçeler gibi yaşatmak üzere daha sıpa denecek yaşta zengin edip sosyeteye ve dolayısıyla, üstünden geçin, sırtı üstü yat modeli, magazin dünyasına ömür boyu tükenmez malzeme bolluğu içinde yüzmek üzere, katar..
yığının şu seçimsizliği her ne kadar başa çıkılmaz, önüne hayatta geçilemez bi ‘sanatçı’, artiz, film tv yıldızı, manken, şarkıcı vs enflasyonuna yol açsa da, lakin bu hiç de oralarında biyerlerinde olacak bişey olmayacağından tek bir sorun sorgu yaşamadığı gibi, her birini ayrım yapmaksızın, günlük güneşlik lümpen gündeminin başköşesine oturtur, her fırsatta öper koklar, tapınır, her gördüğü yerde de tuzunu alıp çılgın gibi koşar, üstüne atlar..

yığın, sektörün kalbini böyle tıkır tıkır attırırken, medyanın magazin tv.si ve basını, eğlence dünyası da bunu hâliyle hayatta karşılıksız bırakmaz, “gel seni bi yaşatiim de gör!” diyerek, onlara, göz zevklerine, acaip meraklarına hitap edicek, artiz, manken, sanatçı bozuklarından fosforlu yaldızlı bol yıldızlı, acaip renkli bi dünya kurar, bolca arz-ı endam ve seyran ettirerek
eğlenceye boğar, eğlencenden eğlenceye koşturarak bayaa bi ‘yaşatır’ hani..
işte, tandoğan ağbiler, magazin dünyasının, şu mugalata âleminin ekmeğini pastasını yiyen, boyasıyla foyasıyla geçinen, hem pazara sürücüsü, aynı anda hem de namısının da muhafızı, mezhebi geniş magazin medyasının kurtları kadar da iyi bilir.. yani artiz murtiz, ‘sanatçı’ munatçı, manken munken, gece hayatı, eğlence dünyası, magazin paparazzi dediğinde bi tandoğan abi, tıpkı footbol ve eşekte olduğu gibi, şunların da iciini biciini çıkaracak kadar iyi bilir.. yani şu âlemde de uçan kaçan kurtulmaz ellerinden; hani kim ne kazanır, kim nerde, kimle bi gecede neler yaşamıştır, kim kiminledir, kaç günlük, anlık, kaç zaman, ne kadar, kaçadır; alayını anasının nikâhına kadar bilirler.. yani git bi tandoğan abiden al, magazin dünyasının en taze en sıcak en renkli haberlerini; bu kadardır yani!.
yani ki kısacası, kaave hayatına yansıyan incir çekirdeği ceviz kabuu, günlük gündelik günübirlik mevzuu, vur patlasın çal oynasına bağlayan boş adam işi, ittir-i şeyden ne kadar şeyi varsa tamamı, kaavenin, doğal olarak da öncelikle tandoğan abilerin ilgi alanı dahilindedir..

kısacası tandoğan abiler, anlatacaz diye göbek çatlatmaktan ziyade, şurda bokunu çıkardığımız tüm şu hususî hususlarda yüksek yapmışlardır kendileri; gasteden okuma, tv.den duyma, sağdan soldan kulaktan dolma, kendinden olma, kuru yolma yoluyla da olsa... tandoğan abilerin, bu muasır tandoğan ağbi seviyelerine erişmelerinde sıkı takipçisi oldukları, bayaa bi köşe olmuş, fiks ve banko köşe yazarları vardır.. hani bayaa bayaa bi kutu kutu, kalıp kalıp, kelle kelle, kilo kilo mürekkep yalamış, gündem belirlemede ve değiştirmede harbi hüccet sahibi ademlerdir; 'âdem' değil 'adem'.. bi başka deyişle; ademoğlu dışkısı.. onların çızıktırdıklarından tırtıkladıklarıyla kendi kaave gündemlerini belirler, tandoğan ağbiler..
haklarını yememek lazım.. e, boru değil yani!. memleketin gidişatını, ahval şeraitini, gelmişini geçmişini de düz(enley)en öz hakiki en vatandaşlardır kendileri.. öyle az buçuk da değil hani; darbesinin dibine kadar.. çünkü halk ne cahil cüheladır; hiçbi şeyden anlamaz.. işler ona bırakılırsa ne olur sonra bu ülkenin hâli?!.

son ve sonuç ve e, ama artık da yeter be bilader olarak;
at eşek fitbol magazin, günlük anlık balçık politika, kıl kılçık kıytırık mevzulardan başka bi derdi meselesi olmayan, yalnızca kaave sınırlarına dâhil lumpen kaave kalabalıklarının duygu ve düşünce dünyalarına hitap eder tandoğan abiler..

lümpen yığın sınıfına dahil herkesler için çok şeyler ifade eden tandoğan ağbiler, yalnızca ve yalnızca futbol ve eşek geyiği sevmeyen, muhabbetinden kıl kadar hoşlanmayanlar için tam bi kâbusturlar.. öyle bi kâbusturlar ki, kaaveye mecburen, yahut kazara yolu düşmüş, bi bardak çay içmeye gelmiş bi adamı geldiine değil doğduğuna pişman, içtii, içecei bir bardak çayı zehir zıkkım eder burnundan getirir, kusturur.. lakin şunlar; şu, tandoğan ağbilerden gıdım haz etmeyenler, yeryüzünde nesli kesik, bi avuç bi dinozor kişi bile olmadıklarından, kan kusmaları, azap çekmeleri kimse için hiç de bi sorun değildir.. lakin yine de, bir avuç bile değil, zafer işaretine kalkmış bi elin parmakları kadar olsalar da, hani lafı bol kendisi hayatta olmayan demokrasi ve fikre ve görüşe saygı gereği, onların şu heyecansız, zevksiz zevzeksiz, geyiksiz, daracık, bidon kafa dünyalarından bakınca tandoğan ağbiler;
kıl, kılçık, kıl dönmesi, en sinir uçlarının ucuna ucuna dokunan, en sinir bozucu, en gıcık verici, en sinir tip, en sıradan bi lümpen kaave itleridir yalnızca ve başka da bi sıkım bişey de değillerdir..
..
sen neymişsin la böyle, tandoğan abi!.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder