22 Mart 2012 Perşembe

adanmış

1
(adını ‘nezir’ koymuştu nenen, hani; 'adanmış'; göbek bağını yollara atıp..ondan olmalı serseriliğin)
yağız bir küheylan gibi eşinip durma, bağlısın işte, prangalı; bir kuş gibi çırpınmasın yüreğin..
dün, başkent sokakları, dikimevi, cebeci, hacettepe, üniversite, topraklık, yine dikimevi; talebe evleri..yıllar sonra bugün; beyazıt, üniversite, ortaköy, kadırga, öğrenci yurtları, lâleli;
artık burdasın, hani şu adam yutan, yedi tepeli şehirde)
..
bu şehirde dile gelmeyecek ne sözlerin vardı
hayat, herkesten bir parça kendinde bulduğundu
şimdi mükerrer birisin
asırlar sonra ırmaklar dökülür içine şelâlelerden
ve bir kez daha yenilgi
çözemediğin tek soru; hayatın gizi neydi

düşsüz, ağır ölümlerdi uyuyup uyanamadığın
hayızlı bir kadının ara bezinden beter
isyana teşne târifsiz ruh halleri
cesetsiz cenâzelere gıyâbi namaz
ve köprüde kanatsız uçuşlar
başarılı intihar girişimleri
..
seslerini dinle şehrin
korku sayhalarını bastırma ninnilerini
ayrık hayatların özel havuzlarına dal
yan, her insan hikâyesine
dert yağarken üstüne şehrin
aç(ma) şemsiyeni açıl(ma) güneşlerine
sen kendine geceyi mekân seç
cılız ışıklı bir sokak lambası altında
bir parkın yorgun bir kanepesinden
müşterisiz bir sokak kadınını izle acıyla
kafanı, saçına taktığı karanfille masumiyetine tak
nöbetini tut, şehrin ve soğuğunun
taşlara park etmiş dilenciyle
ve yine nöbetini tut
ar(k)a sokaklarından birinde beyoğlu'nun
izbe bir evde yalnız bıraktığı
yüksek ateş nöbetindeki çocuğunun

bu eski istanbul evinin çıkmasında mevsimlik çiçekler büyüt
akşamları dönüşünde, yılgın yorgun
ahşap gemiler yap minyatür, çocuksu
salmadan kirli şehir sularına
gezdir gün görmemiş denizlerinde içinin
çalışılmamış ders notlarının aralarına bırak
mahzenlerinde küflendir yüreğinin
yokluğunun gelişine yazılmış
kadın kahramanı olmayan romanlarını

tepene bir bulut indir gözlerinden
yağmurlarını içine akıt
yeşerttiğin dikenlerini sula
büyüt ve kendine batır
kimseyi gözlerine iliştirmeden
diz üstü çök ve ağla
insana

sigaranın isinde karart lambanı
alnında biriktirdiğin secdeleri
gecenin ikinci yarısına sakla
bırak burnundan gelsin her şafak
gündoğumunu görme
ne çıkar, üç satırlık dost havası girmemişse
sitemle doldurduğun, perdeleri hep çekili odana
bütün mevsimler kış olsa ne çıkar
sen, kendi şarkının bestekârısın ya her akşam
kemanın dört tel, karaduttan bağlaman

haydi, bir şarkının en içli yerinde partisyonları parala
hüzünler düşür kemanının tellerine
türküler geç bir, bir en hüzzamından
ve bağlamanın göğsünde inlet derdini
boş ver, kimsenin ruhu duymasın
seni damla, damla eritir de bu şehir
sen tükenmeden daha bitmez bu şiir!
2
yine sıkı, sıkı ört perdelerini, yüreğine çekil
ıssız yataklara sığınmadan uyuma
boykot et, tek perdelik, göstermelik müsamereleri
tozpembeyi sil renk kutundan
kazık gibi gerçeklere demirle
sen, üzerinde toz, alnında ter biriktir
dilinde aynı pas tadıyla yaşa

kızma apartman sahibinin işveli kızına
aldırma kafana attığı mandala
ders notlarına tependen damlattığı çamaşır suyuna
göz ucuyla da olsa, gizlice bakışma
kiracılarından birinin serseri oğluyla kaçana dek
kaldırma kafanı, bakma yüzüne

sevme yine lüzumsuz kalabalıkları yürüdüğün yollarda
vurulma hain bakışlara
alıp götüren, öteye beriye savuran her birini
yine isyan et, gündeliği ucuz
ayaküstü, fastfood aşklarına
uzak dur, şuursuz kafelerden
ezeli düşmanı ol, muhallebicilerin

bir türlü bitemeyen okullarının sonuncusuna git
kendine en zula köşelerini seç
amfilerinin, 'hergele'lerinin
müdavimi olduğun fakülte kantinlerinin
çay sırası dahil, girdiğin tüm kuyruklarda hep sıra dışı ol
yine fark edilme
kalbin yine kırık olsun; notların gibi
hayattan da sınıfta kal

bölümden göz aşinası olduğun, uzaktan
‘ırmak gözlü’ dediğin, anlamlı bulduğun
güzel gülen, aslında ağzı pek kalabalık
yüreğine hiç bakamayacak
okulun o en güzel kızını
ve çenesinin dibine sakız gibi yapışıp
anlık heyecanlar toplayan
o kadınsı delikanlıyı meraklısına bırak
yazma hesaba
(o kız, merhametten prematüre, milli şef azgını
haramizâde yalısı sahibi suphi bey’in kızıymış
sâdece sevgilisine 'kız'mış
-bir gün ellerde manşetti tekmil sekiz sütuna birden
gelinciklerin ayçiçeği tarlalarında
su içtiği saatlerde çiy damlalarından
bir elinde sylvia plath, bir elinde nilgün marmara
acılarından miras olmayan bir nedenden
bir sabah vurulmuş intiharlarla-)
sen, gönlünü çal(amay)an güzelleri
içinde büyüttüğün özlemlere kezzap dökenleri
durak, kantin ve amfi aşklarını unut, öylece, yapayalnız
gözlerinde umursanmamış sevdaların nemi olsun
söylenmedik sözler, dilinde
ve heybende geçmeyen güzellikler

haydi, artık, senin de olan şehrin
piyasa yap meydanlarında; bahtın(a)çık
açıl yazlarına, sonbaharlarına asıl
uzayıp giden caddelerini arşınla, gelişigüzel
uygun olmayan adımlar at, öylesine
kaldırım taşlarını say, ritimsiz
duyduğun kaprisli telefon sözcüklerinden
ahizelere takılıp kalacak olanları seç
bir kulaktan girip ötekinden çıkmayacak
derdest edip ötekileri
sevdalın olmayacaklara bırak

ucuz tarife vapurlara bin
hiç kalkmayacak trenlere el salla
selamsız aşmaya (ç)alış mesafeleri
seferler düzenle uzaklara, yerli yersiz
atsız, eğersiz
bir çay bahçesinde, akşamları yine hep yalnız ol
ki bu en pahalı zevklerinden biri olsun
oturduğun masada üç sandalyeden ikisi hep boş
ve küllükte sigaran hep yanık dursun
çay söyle kendine ilk demden
aç, yanında gezdirdiğin, gasteyle kaplı kitabı
dosto’yla tost ye
iç, akşamdan kulağında kalan çaykovski eşliğinde
duyulmaz burada ney ve neyzen

yine şarkılar yaz adisyon kâğıtlarına
bestesiz güftelere dokun
eşlik et rossini’ye içinden
ve bir zampfhir flütüyle sükut!
varla yok arası, belirsiz, yoksul/n/ bir varlık ol
böyle yaşamaktan da hep zevk al
henüz bitmeden bu şiir
daha ne gizlerini açacak, sana bu şehir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder