3 Ekim 2011 Pazartesi

baltacan'a mektuplar-ı

baltacan!. senin, şu beş para etmez siktir-i boktan hırsların heveslerin hâkim olduğu şu üç günlük dünya hayatının şu geçici sahnesinde öyle vurdumduymaz, öyle bi ses vermez bi mahlûku, sanki sağır bir duvarı, yani ki kendini, yaşayarak öyle bi kusursuz oynayışın vardı ki, bu kadar olur yani!.hani menfaatin gereği başkalarını anlamayı, dertleriyle dertlenebilmeyi büyük bi ağırlık sayıp, sanki bi zıkkımınının kökümününden anlamıyormuş gibi yapmana yol açan, insanın temel erdemlerinden bir olan şu fedakârlık duygusunu ânında tımarhanelik eden şu olağanüstü bencilliğinden söz ediyorum sana baltacan; şu müthiş bananeciliğinden, kendinden başka bi allahın kulunu düşünmeyişinden, hâttâ dünya insanlığının en canını yakan bi meselesinde bile gösterebilmeyi mükemmelen başarabildiğin şu poker surat, sıfır kayıtsızlığından, en ve çok kutuplu bi dünyada tek etkilenmesiz nötr tavrından, insanlık dışı şu davranışından, bencilliğinden.. hani en azından bi kütük bile kendince bi ses verir icabında..

baltacan, bi kere öncelikle bilmen gereken, bencillik duygusunun beni son derece incittiği, huzursuz ettiğidir.. Düne kadar baya bi üzülüyordum buna da hani.. ta ki, etrafta tek tük de olsa, Allahtan insanî umdelere duyarlı, doğruları söyleyen ma'şerî vicdanların sesleri gelip neticede senin bi hayvan bile olmadığını kulaklarıma fısıldayana dek..işte, şu son derece itici, lakin senin pek tınmadığın keyfî bencillik keyfiyetinin artık bundan sonrasında beni zerrece etkilemeyeceğini o zaman fark ettim.. bu bana, sen ve senin gibiler adına şu endişe edişlerimin ne kadar da yersiz olduğu gerçeğini getirdi..
Emin ol, bencillerin yaptıkları bencilliklerin karşılığında başlarına kötü bi şey gelecek, gelir diye hiç endişelenmiyorum artık.. hem böylece, kendimi yatırdığım o iyi niyet kış uykularından, günün sonunda vaktinden evvel bi uyanışı, hasılı, sonuçta da sürekli kendime kızmak zorunda kalıyor oluşlarımı bir daha dönmemek üzere, kesin bi terk edişin de emniyetli eşiğinde durmuş oluyorum..
Kısacası baltacan; başına bir şey gelir diye, nâm-ı hesabına tek bişey düşünmüyorum artık ve artık, merhametten doğan marazın verdiği intibah adına, sana ve sen modellere ne olduğu, bundan böyle ne olacağı endişesi gelip artık doğruca beni bulmayacak..
Hem şu endişe, bi endişe olmaktan çıkıp, hani senin de benim de, insanlığın da 'kendisinden hayatta kaçılmaz kaçınılmaz şey' diye tavsif ettiğimiz, hani mahiyetini hiç bilmediğimiz, şurda söylemeye şu kadar ıkınıp henüz bi türlü de söyleyemediğimiz, lakin adının 'kaza bela kader' olduğu fikrine kuvvetle ve ittifakla itibar ettiğimiz şu şey tarafından hiç beklemediğimiz bi anda, hiç bilmediğimiz bi şekilde, yani ki hani sen, insanoğlundan herhangi birine, böyle izanı merhameti bi kenara koyup bi zulmetmeye filan kalkışınca yani, başına ciddi bi iş rahatlıkla gelebilir artık..böyle bi durumda ben, ‘kahretsin!. sana ne yaptılar Baltacan, sana ne oldu böyle?!' diyerek derin bir üzüntüyle karşılamak zorunda kalmayışıma artık bırak hiç şaşırmamayı, hayret ki hayret yani, sana rahatlıkla ‘cehennemin dibine kadar yolun var Baltacan!” bile diyebileceğimi bile kuvvetle hissediyorum hâttâ!.

üff!. ne uzun, anlamsız, gereksiz cümleydi bu böyle lan, Baltacan?! ama hepsi senin şu adî bencilliğin yüzünden, bunu bil!.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder