30 Temmuz 2011 Cumartesi

komutanlar..istifa..kriz-mriz muhabbetleri üzerine salvosuz sallamalar...

görülen bi lüzum üzerine bitakım istifaen emekliye ayrılma durumları; ardından çıkacağı sözylenen bazı kriz-mriz durumları ve bunların da üzerine, bazı haddinden korkmaz kendinden utanmazların ileri geri, lagaluga lakırdıları, salvosuz sallamaları.

Şurda, gündeme tüy gibi düşen şu gayet de sıradan bi şey olduğu halde fırtınası koparılmaya çalışılan, bi saatte de kendiliğinden çözülüveren bi mesele üzerine, bulandırdığı suda balık avlamakla geçinen bitakım bazı medya yahut dışı mensubu ince ve derin ayarcı derin şahsiyetin acaip garaip görüşleri gırla gitmekte.. kamuoyunda, şu tür gelişmelerin gidişmelerin ve durumun, dünya standartlarına göre gayet de normal, pek de sıradan şeyler olduğunu söyleyenler olduğu gibi, "hüoop!.yok öyle yağma!.bu öyle, 'herkesin krizi kendine!' durumu filan değildir!. Bu, ciddiye alınması gereken, çoook tehlikeli, çook büyük bi krizdir, inanmayan da 'keriz'dir.. tıpkı muz cumhuriyetlerinde olduğu gibi, şurda böylesi patlayan bi kriz sonrası büyük patlamalar olur, ortalık savaş alanına döner, ekonomi felce bağlar, kredi notları önce sarpa sarar, sonra sarp bu sarmayı yemez; düşer, yerli bankalar yabancı bankalarla batak oynar, öz sermaye gavur tefeciden para alır ödeyemez, salı pazarında atlet-don satmaya başlar, tuzu kuru, en beyaz türk, en öz boğaz cumhuriyeti sakini, elinden erkinden uçan kaçan kurtulmayan, en kurt bi kurt önderliğinde tanrı dağından inip 'engerekon' yurdundan pasaportsuz vizesiz çıkış yapmak için piste yanaşan kahraman ergenekoncuların uçuş takımları bi daha bi iniş miiş, çıkış-mıkış, kalkış-mulkuş yapamaz hâle gelir, devlet yağına sorti sona erer, "malı deniz, yemeyen domuz!" darbe-i mesel'i ebediyyen rafa kalkar, görevsizlikten depoda çürümeye terk edilmiş hortumlar yanar, devlet olduğu yere adeta çöker, sosyal ve en sosyal demokrat soycul kancık kediler minik boncuklarının farkına varır, yara sanıp ayılıp bayılır, 'a, bakın buramda ne büyük bi yara var!" deyip, aihm kadısına şikâyete gider, aslan sosyal demokrat erkek kediler holding, banka kasarlının yakınlarına konuşlanan yönetim kurulları koltuklarına vaziyet olur, şişkin 'huzur hak'larıyla, millet malı, kurum yağmalarından, dişten tırnaktan artırılarak, büyük fedakârlıklarla oluşturulan minicik birikimlerin bi araya gelmesiyle şöyle ‘ortacık’ çaplı, şöyle üç beş milyar dolarcık bi servet oluşur, lakin bu bi ‘avuççuk’ birikim bile kem gözlere fena batar, en yüksek memur maaşıyla nasıl üçbeş milyon dolarcıklık willa, yazlık, yat, apartman sahibi olabiliniyor olmanın sihirli formülleri, gizli ve özel yolları herkeslerin geçtiği yollara düşer, sıradan insanlar üstünden geçer.. karnı tok, sırtı pek, devlet şeyiyle damızlık boğalık taslayan kudretli fino ve çomarların kıçında şirpençe çıkar, emekli olanları prostat olur, musluk contaları damlatma yapar, altlarına kaçırırlar; bu da onların ‘prostatlı moruk ibneler’ olarak anılmalarına yol açar, ana muhalefet yemeden içmeden kesilir, sütü çekilir, yavru muhalefet sütsüzlükten zafiyet geçirir, daha da neler olur!." diyenler olduğu gibi, "aman, daha da neler! hiç de bi bok olmaz!. üç memur emeklilik istemiyle istifa etti diye, öyle devlet-mevlet yıkılmaz.. gerçi arkadaşlar, zaten iki gün sonra görev sürelerinin dolup taşıp, mevcut işleyiş gereği zaten emekli edileceklerini pek de ‘bilmeden’, cumhuriyet mitingcilerine, oda tv.cilere, tek partililere, tencere tavacı, ıslıkçı alkışçı çamur sosyal demokrat karılara, engerekoncu kimler varsa daha, işte onlara fena güvenip şöyle bi aşka gelip, erkenden basmışlar tepkiyi, emeklilik istemiyle istifa etmişler.. hani aslında çok da iyi etmişler!.zaten de zamanlamalarının harikalığı da mükemmel..böyle yapmakla neyi amaçladıkları hususunda zaten denebilecek tek kelime bırakmamışlar.. daha ne olsun; tebrik ediyorum kendilerini!" diyenler de vardır..
lakin şurda mühim olan halkın ne dediğidir, gerisi hikâyedir..e, bizde bi halk kişisi olarak, ne yani şimdi, şunlar için "a, nasıl da acaip bi erkeklik yaptılar azizim, di mi?!" filan mı diyecez?!. bi kere, bu bi erkeklik filan değil!. bu, kendilerini vazgeçilmez sayan, bulunmaz haki renk, türk-ergenekon kumaşı gören üç beş böbrek kafanın giderayak yaptıkları bi şark kurnazlığı denemesinden başka bişey değil.. buna halk ve adlî ve adî tıp dilinde ‘şecaat yumurtlamaya çalışırken, mabadı fazla zorlayıp kazara sirkatini çıkaran, merd-i erkgenekuncunun erken lâle erkekliği’ denir; başka da bi sikim denmez..
krizcilerin, şu kriz dedikleri şey, 'herkesin krizi kendine' modeli bi krizdir.. bizzat bulandırdığı denize, minicik oltasını atıp, hem ucuna öyle ciddi-middi bi yem-mem de takmadan, devasa kriz yakalama rüyası gören bazı fırsatçı gerzek dingiller, en balık hafızaya sahip minik balıkların bile dalga geçip kıçlarıyla güldüklerini bilselerdi, öyle her önlerine gelen, yahut getirilip konan şeylere hoplayıp krizim hıyar diyene bi avuç tuz alıp koşmazlardı..
bu, bi kriz-mriz değildir.. durumlardan sürekli vazife çıkartan, çatık kaş, asma surat, kavgacı, muteriz, seksen doksan yıldır, koyduğun günden beri, koyduğun yerde otlayan, katışıksız gerici, mal, satükocu, hâlâ eski rüyaları tekrar tekrar görmek için ısıtıp ısıtıp önüne koyan , lakin artık milltin, tek kimsesinin iplemeyişinden en sosyal demokratlık kavesinden çıkamayıp, ancak orada kendini fasulyeden sayan, kendi çölünde kendine çalıp söyleyip, nereye gittiğini bilmeden yürürken, tutup, komünist faşist kapitalist ezintiye maruz bırakılmış dünya halkları için artık vakti gelmiş özgürlüklerin temsilcisi kutup ayısına toslama başarısını gösterebilen, dünyanın statüko bahtsızı tek bi devesinin içine düştüğü acıklı ve o malum akıbetten kurtulamama durumları olup başka da bişeyim değildir..
tarihi boyunca, hem miyop, hem hipermetrop, hem astigmat, şeşi sürekli beş görme kusurlu, nerdeyse hem bakarkör, hem zil gibi sağır, hem topal, yani hepten ayıplı, zırcahil, tek tipçi bi zihniyetin olura olmaza hoplayıp kıyameti koparması bu durumda çok normal bişeydir.. çünkü çamurluk cazgırlık, balçıklıktan başka bildiği bişey yoktur.. bu, onların tarihten gelen yegane özellikleri, dolayısıyla biricik vazifeleridir; ayıplamamak gerekir..
ortada fiili bi durum filan yokken, kendi kendilerine yeşillenip, "biz aslanız, fena sosyaliz, en sosyal demokratız, kartal gözlüyüz, bi baktı mı fena görürüz; bu bi kriz diyosak krizdir!.hem bu sefer de bizim dediğimiz olacak, biz kazanacağız!" diyerek ortaya fırlayıp ortalığı velveleye veren şu zavallı bahtsızlara kızmak yerine acımak daha akıllıca bi şeydir.. altmışlarca, seksenlerce yıldır, ülkemin en güzel, en namlı, en beleş, en zengin proteinleriyle beslenip, lakin bi türlü, beyinlerine karbonhidrat algısı dışında bi etki yaptıramadıklarından, gelişmemiş bakla kafa, nohut beyinle kalmışlardır..bu yüzden, memleketimin vaziyetlerinin gidişişatı sırasında normal yahut anormal bi şey olup, ne zaman şöyle bi kaos-kriz-darbeye aş erip umutlansalar hep aynı şey olmakta, barsaklarında oluşan gaz ve kazurat, hilkat garibesi mahluklar odluklarından, her zaman olduğu gibi, anüsleri yerine ağızlarından çıkmakta, bu nedenle dediklerinin, yaptıklarının, planladıklarının tam tersi olmakta ve sonra da, ortada bişey yokken durduk yerde ortalığı şu velveleye verişlerinden dolayı, kutuplarda kendi halinde yaşayıp giden kutup ayısı, şunların ta çöldeki kuru gürültülerini, çamurluklarının, kavgalarının seslerini duymakta, ta oralardan kalkıp gelip bulmakta, bi güzel altına alıp defalarca fena kaymakta..
demek pek memnunlar ki durumlarından bi şikâyetleri de yok ki, şu enstantanenin defaatle devam edip ilelebet sürmesini istemekteler.. zaten değişip anlamak, çağı günü gündemi yakalamakla ilgili bi meseleleri olsa, bu kadar zaman düştükleri bunca komik durum, sebep oldukları karamizahî hadise sonrasında, sanki hiçbi şey olmamış gibi sosyal demokrat mahalle kavesine çıkıp, yine o aynı "tek akıllı, tek bilir, tek parti" triplerine devam etmezler..
insan bi an için yaptıkları şu inanılmaz gaflara, basit bi zekanın bile kolayca çözebildiği en basit bi meseledeki isabetsizliklerine, fena çuvallayışlarına bakınca, şu zihniyetin, hani çölde imkânsız bi şekilde rastlaşan bahtsız deve-kutup ayısı durumlarına pek alışık oldukları düşüncesine kapılmadan ve hani şu meşhur avcı-ayı hikâyesindeki ayının, onca modern mükemmel donanıma sahip, vurabilmesi için verdiği her türlü izne, sağladığı imkân ve kolaylığa rağmen yine de her seferinde ıskalayan ve ama da anlaşma gereği altına alıp defaatle kaymak zorunda kaldığı avcıya, sonunda bıkıp isyan edip, “afedersiniz bilader!. siz avcı mısınız, ipne misiniz?!” diye soruşu gibi sormadan da edemiyo..
bu modellerden biri, ara ara lider değiştiren ana muhalefetin şu en son liderinin, güney ege sahillerimizin en güzel en sakin beldelerinden birinin, memleketin en bi kısım seçkinlerinin yaşadığı en korunaklı koyunda güzel güzel, şu ömür boyu ana muhalefet tatilini geçirmekteyken, birden gelişen ve daha o duyup mahalleye gelmeden doğal olarak, kendiliğinden, normal seyriyle bi saat içinde kendiliğinden gidişen şu istifa olayları ile gündeme gelen, normalde pek normal durumdan kendince, anormal bi kriz çıkartıp, tatilini yarıda kesip, ani bi mahalleye dönme kararı alıyo, gelene kadar beklentisi yüzünden heyecandan hop oturup hop kalkan yüreciği daha kapakçığını bile açmadan bi de bakıyo ki ortada hayalini kurduğu gibi bi fırtına, bi kriz-mriz durumu belirtisinden eser yok; morali fena bozuluyo, zaten bozuk kimyasını biraz olsun tamir edebilmek için, kendini gerisin geriye denizin kucağına atmak için yeniden tatil yollarına koyuluyo.. zaten de, görmemişin krizi olmuş, tutmuş şeyine su kaçırmış..

bıktık şu filmi kaç kuşaktır seyretmekten.. artık şurda, birinin kendilerine, "bırakın lan şu kuru gürültücü, içi boş teneke kafayı, olura olmaza hoplayıp gürültü çıkarmayı, vatan elden gidiyor ciyaklamalarını da!. sırt üstü yatın, şu kaçınılmaz şeyin tadını çıkarın!" demek suretiyle, yapabilecekleri en münasip işi, hayrına hatırlatması gerek.. ha, bu arada, şu hatırlatmayı yapan kişinin, yine insaniyet namına, şu iki gün erken, emeklilik isteme kahramanlığını gösteren canlarım benim, emekli komutanlarımıza emekliliklerinin tadını çıkarmaları için bodruma, dünyanın en meşhur darb… pardon, ‘nü’sel tablolarına imza atan o büyük ustamızın yanına gitmelerini de salık vermelidir..ustamız, şu kıytırık manzaraların kıytırık ressamı çırağı bob ross amcamız bile, “bak, elli yüz; ne istersen veririm abi!” deyip kendisinden ders almak için aylardır kapısında yatıp kuyrukta beklediği halde yüzüne bakmamaktadır.. lakin şu taze emekliklerimize hiç bekletmeden, beleş ders vereceğinden kimsenin bi şüphesi yoktur..hani, ne de olsa aynı ligde, aynı takımlarda top koşturmuşlukları vardır; en azından bunun hatrınadır.. ha bi de... şu yazıya, "konunun kıçının, başıyla bi ilgisi yok ki kardeşim!" filan diye itiraz edebilecek duyarlı vatandaşlar olabilir şurda.. o zaman, zeki mürenden, “gitme!.sana muhtacım!.hakkaten ya, gitmeseniz?!. size muhtacız!.siz olmadan ne yaparız, ne yapar bu ülke?!.halimiz n’colur!" şarkısı onlara gelsin..

hakkaten de gitmeseler; daha karpuz kesecektik!. Gerçi, her ne kadar bi Anadolu atasözü “karpuz kesmeyinen yürek soğumaz” filan der ama, yine de kesmeli!.
bu arada... hani kriz karpuz marpuz dedik ya şurda; şu kıymetli emekli büyüklerimiz bi ufak bi lüzum müzum daha görüp bi de giderayak istifaları sırasında sitelerindeki şu e-bildirgelerini de giderayak kaldırıp, boyunlarına üstün hizmet madalyaları olarak gururla asıp, öyle gitselerdi şişine şişine, şu kelek çıkmış vakti çoktan geçmiş malum kriz karpuzu tam da o zaman tadından yenmezdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder