19 Temmuz 2011 Salı

‘deli arif’ten mektup var; lili’ye!

tüküreyim, her daim herif görünmek zorunda oluşun verdiği ağırlığa!. acıyorum lan bunca zaman direnebilmek adına, karşı güç uygulamaya çalışmakla hebâ olan karşı güç çabalarıma, kuyruğu hep dik tutma bahanası harcadığım ömre, boşa giden zamana; tüküreyim, hayata direnmek adına beni yiyip bitiren ne varsa!. bunca zaman sonra kendime biçmeyi hiç düşünmediğim ve fakat o bi mecburiyetten üstlendiğim şu hayata karşı ağırabilik rolüme isyan edip ‘oynamıyorum lan!’ diyebilmeyi ne çok isterdim!.hem o zaman ‘adamlar da ağlarmış!’ unutulmuş repliğini son bi kez de hatırlatmış olurdum, unutmuş âleme, hem de canlı performans; ama öyle, sulusepken, salya sümük bi vaziyetlere de düşmeden, sessizce.. hem, orhan baba misali, ‘kaderimse çekerim’, ferdi tayfur abim edilgenliğiyle “hem ağlar, hem giderim, ama mutlaka da giderim” derken lisan-ı hâl ile ve ağlamaklı ve bu minval üzre yola revan olup çile çekmeye devam ederken, aynı zamanda da biraz da, bol acılı, sular sellerce gözyaşı dolu bir küçük emrah klasiğine de öykünerek… onun, çocukluktan gençliğe adım atma yıllarında, başrol oynatıldığı filmlerden, anası bazı türk filmlerinin unutulmaz kötü adamları erol taş ve açık-kapalı tüm tribün; ortak kanaati ve coşkusuyla, tecavüz coşkundan sonraki sıranın, perdelerin en kötü adamı sinsi nuri alçoya gelip, onun tarafından hunharca öpülmüş çocuğu oynadığı bi filmindeki ağlama sahnelerinde, kaşlarını aynı anda ve kolayca, iki yandan, biraz da çapraz ve yukarı doğru öteleyerek az ilerde bekleyen kaş birleşim yerine bi gıdım kala durdurma başarısını gösterebildiğini bilir seyirci ve bunu ustaca bulur ve küçük emrahın rol kabiliyetine yorar.. oysa emrah, sanki yönetmen talimatı ve sahne ve replik gereği rolünü gerçekleştiriyor sanılmasına karşın, kaş yapısı zaten yaradılış icabı, yani ki valdeden öyleydi..
neyse!.işte lili, bu durumlar karşısında ben, ferdi abimden “batan güneeeeşş beniii de aaall!”ı söylerken, aynı anda kaşlarımı şu güççük Emrah gibi yapabilmek için neler çekerdim bir bilsen?!. yani o masum yüzde doğal olarak yani yaradılışı iktizası nerdeyse “ters v” olmaya yakın kaşlara öykünüp zorlu bir uğraş ve taklitle, kaşlarımı onun kaş pozisyonuna sokabilmek için…

gülüm be! biz, sevdiğimize naz bile edemedik, ne de sevenimiz naz eyleyebildi bize.. oysa âşık usandırırmış fazlası; öyle derler! hani bırak fazlasını mazlasını, biz nazın bi tüyünün teleğinin rüzgârını tozunu bile görmedik! biz, bize kör topal bi sevdalı bile görmedik ki anasını satiim!. belki de bu yüzden biz ne usandık aşktan, ne aşkı usandırdık!. belki de bu yüzden biz hep âşıktık, serapa aşktık..ama o da ayrı bi dertmiş be; onu da öyle söylerler!.o makama hiç oturamadık ki, oturtulmadık ki, hiç naz edecek, naz görecek kadar yakın olmadı ki uzaktan sevdalandıklarımız; ki hayatta bi kez olsun bari bi naz-maz ede eyleye de, bizi usandıra?!
hani bizim de canımız vardı, biz de insandık; kıyısından köşesinden biraz hani!.o halde en azından bi kez bari olsun yaşamalı değil miydik ömr-ü hayatımızda bi sevdiğimiz sevenimiz olup da karşılığında bi naz-maz görme, naza çekme, çekilme denilen illetin nemenem şey olduğunu bilmek adına?!

lili, dert ortağım!.bi başına, adam gibi ağlanabileceğini bi tek sen öğrettin bana!.

yok be lili, şu an ağlamıyorum; gözüme 'sitem' kaçtı biraz!.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder