3 Haziran 2011 Cuma

yıkık duvar

o gün Karadeniz kadar dalgalı
Ölüdeniz’den hâlsizmişiz
dâra çekilmek içinmiş
ömürlerimizin törenle düşürülüşü beşiğinden

yelken açıp en sert poyrazlara ve içimize gedikler
basarak kalıbımızı, yeminler ederek dönmemeye
flû manzaralarına dalıp geçmişimizin
kendimizden geçer gibi geçerken içimizden
gebe kalıp anılardan fena düşükler yapmış
hiç korkusuz atlamışız eşiğinden yalnızlıklarımızın

üstüne hayat dökmüş, kaderi zâfiyet geçiren
fena öpülmüş, berduş beteri kedilermişiz
bu yüzden, burnumuzdan gelinceye dek hayat
iyi tımar edilmeliymiş üşümüş ruhlarımız

kırık dökük ve ucuz sermayemizmiş hüzün
sırtına doğuştan yüklü kederle
kendi içine gömülmüş metruk han
aşka fena çarpılıp ölmekte olan
pervasız külhan
rotasız gemiler virânesi, soğuk suların
sönmeye pek hevesli, ıssız denizfeneri
derinliklerinde kaybolup orman kalabalıkların
karanlığa soyunan ateşböceği…

serinlikleri dururken dünyanın
yangınına koşup, yakmakla gemilerimizi
ne aptalmışız?!

hani, çoktan fit olmuşken elemle
ne işimiz varmış bizim, kalemle
elimizde kâğıttan fenerler
kandiller ve kelimeler
‘anlam’ arıyormuşuz kendimize
diyojen gibi

1 yorum: