15 Haziran 2011 Çarşamba

ses gelmeyince senden, (d)üşüyorum lili!

“kalbe dair cümle kurmaktan yoruldum!” diye seslendi içimdeki ses, bana. Geceydi. Dedim, ne oldu, nen var? O vakit, gözlerinde yaşlarla, artık çoktan unutmuş olduğum irili ufaklı onlarca hâtırayı sessizce anlatmaya başladı: “neler kalmış çocukluğunun ve ilk gençliğinin patika yollarında!. ah nezir, patika diyorum; zira sen hiç şose yoldan yürümedin. İlle uzun ve yaşlı meşe ağaçlarının, çitlembiklerin, gülibrişimlerin arasında belli belirsiz patikalardan gittin, gittiğin zaman. İçindeki ağlamaklı ses, ölüme olan marazi alâkanın, çocuk yıllarında koynunda uyuduğun çilekeş anacığının, elini göğsüne koyup, kulağını ağzına yaklaştırıp hâlâ nefes alıyor olup olmadığını kontrol ettiği ürpertili dakikalardan kalma olduğunu söyledi. Sonrasında, beslediğin minik kanaryanın, kafesinin tellerine çarpa çarpa can verdiğinde katmerlendiğini, ennihayet, bir zamanlar dostun olan, ismi artık giderek soluklaşan bir mineye benzeyen bir adam, açlıktan ve kimsesizlikten teslim-i ruh edecek diye gece yarıları titreyerek uyandığın demlerde perçinlendiğini anlattı. Ölümün var olduğu yerde, aşk da mutlak vardır. Her yok oluş, bir varoluşa tutunma isteği hâtta ihtirası yaratır çünkü ruhta. Baktın, aşk mor örtüler altında, sıtmalı, ateşler içinde titriyor, onu kucaklamaya hevesli kollarında derman bulamadın; ne tabip bildin ona şifa verecek, ne mezarını kazabildin, acını erteleyip.. Uzaktan baktın hep, aşka; uzaklık eşyayı daha güzel gösteriyor diyerek.. hani dağlara uzaktan bakılırdı, heybetini anlamak için.

"kalbe dair söz söylemekten yoruldun!" dedi içimdeki ses; "kalbini tanımak için gösterdiğin onca çaba, o ağlamaklı sesin hüznü karşısında unufak oldu. Tek bir sesin yeniden ruh üflediği mazi söylenmiş ve söylenecek bütün cümlelerin kaderini tek bir noktada topluyor: "kelimeler yazılır; oysa yaşamaya talip olmalı!.Kendisine bir mazi inşa eden, aynı kudretle gelecek de inşa edebilir; velâkin söyleyerek değil, yaşayarak, yazarak değil, paylaşarak.. sen, yaşamak mı, yazmak mı sualine bezm-i elestte ‘Belî! Yazmak!’ demiş olmalısın. Fakat bir satha kazınmış herhangi bir kelimenin ruhunda açtığı yara, kelimenin kendisini aşıyor ve yazdıklarının kederi tutuyor er geç. Oysa şimdi, kalbini serin bir suyun kucağına yatırmaktan başka muradın yok, ki suyun azaltmadığı ağrı bulunmaz..

Neden her şey yükselme arzusunda, hiç düşündün mü? Ağaçlar dallarını göğe uzatır, su buhar olup semâya çıkar, insanlar ve hayvanlar boy atar, evlere bile yukarıya doğru kat çıkılır. Yeryüzündeki her varlık kendisinden taşarak bir üst basamağa ulaşma telaşındadır. Kalbini dünyadan yükselen anlama karasın ki yükselesin; çünkü hayat, bir varlığa huzur sunabilmek için öyle bir dengeyi şart koşuyor ki, ayaklarının toprağa bastığı sağlamlık ölçüsünde başın semada kendine yer bulmalı. Tek bir kutba bağlanırsan, yani toprağa, yani dünyaya, yani dünyevi olana şirazen kayar. Bir elin ırmakta ise, diğeri bulutta olacak. Bir kolunla yârini sardıysan ötekiyle ruhuna maya olan pirlerden, şehitlerden birini kucaklayacaksın. Bir köprü vazifesi göreceksin; ilahî olanla dünyevî olan arasında dengeli bir köprü"

Hiç düşündün mü lili, dünyadan kaçmış, hayattan, kendinden geçmiş sarhoşlar, âşıklar, dağları aşmış yollara çöllere düşmüş susuzlar birbirine yaslanarak yürür?!. işte, omzunu omzum bilmişim; yazarak, söyleşerek yaslanmaya, yaslanıp kendi yolumu yürümeye omzunu omzuma vermişim..

İçimde bir yerde, yaşanmamaktan yanmış kibritler var, ötesinde devasa bir yangın; su taşı bana, bir tek sen yapabilirsin bunu.

1 yorum: