21 Haziran 2011 Salı

menfur bi tecavüz girişimi olayı davası..

...yahut şiddetle fena hoyrat aşk, yahut da "niye vurdun lan, en verimli çağındaki adamı cevizlerinden?!
..
(bi hukukçu filan olmasak da bi bakalım, şu yarı amme yani ki kamu davası sayılan davanın dosyasında ne nedir, kim kimdir, kimler vardır, ne veya neler olmuş, kim hangi ifadesinde ne demiştir..
dosya münderecatına göre dava ilk bakışta bi taciz olayı davası..esas ve tek mağdur kişi tecavüze uğrayan kız gibi görünüyo gibi gibi..ama şurda kazın ayağı hiç de öyle değil işte!. olayın bizatihi mağduru kız, uğradığı ağır psikolojik akamet yüzünden konuşamamaktan müşteki olamamış, bu yüzden savcılık şu taciz suçunun toplum aleyhine işlenmiş bi suç olduğu kanaati ve görüşüne varıp ve biraz da şu yeni de ‘cumuk’ da gereği bi amme davası açmış, ama hepsi bu kadar değil tabi ki.. davanın aslı esası her ne kadar, felekten istisnasız, gün atlamadan çaldıkları gecelerden birinde azcık alkol alan üç itin, kıyak kafalarla, kendilerini bilmez bi vaziyette bi kıza uluorta tecavüz girişiminde bulunması, bunu kısmen de başarmaları ve sonuçta olayın bi şekilde şu yüce mahkemeye gelmesi gibi görünüyosa da öyle değil işte!. şu dava içinde ne davalar var ve bayaa bayaa da karışıklar hani.. dolayısıyla tecavüzcüler, tacizden davalıyken, ortaya bi anda şu kahpe Bizanslıların ezeli öpücüsü cüneyd gibi fırlayan biri tarafından uğradıkları darptan dolayı da mağdur, müşteki ve davacı oluyolar aynı zamanda; sanıkların şu 'girişim'leri sırasında ordan geçmekte yahut herhangi bi başka sebepten dolayı bi süreliğine durmakta olan, şimdilik n’idüğü belirsiz bi adam tarafından yapılan 'acizane' bi 'hafif' müdahale sonucu..
hâsılı; mesele o kadar basit değil yani!.yani iç içe acaip durumlar mevcut..anlıycaanız, mevzuu baya bi çetrefilli.. açıklaması da adamın beyninin maçasını bayaa bi sıkan cinsten.. bu yüzden, olayı, şurda okuyucunun kafasını bayaa bi karıştıran şu mabadından zumlama lüzumsuzluğunu bi kenara bırakıp, cepheden çekilmiş ayan beyan fotoğraflarına bakmak kaçınılmaz; ki buyurun, aşk ile:
şu üç zanlı; kızı bayaa bi tacizleri sırasında, yani tam da taciz üstüne taciz çekme çabaları esnasında ortaya bi anda nerden çıktığı ilk anda pek belli olmayan, mahkemenin kimliğini çözmekte şu bayaa bi zorlandığı, olaya hariçten müdahaleci şahısça darp yolu ile, pek bi şiddetli pek bi kötü muameleye maruz kalıyor.. yani ki şu ‘üç silahşörler’ gibi ‘üç tecavüzcüler’, taciz üstündeyken, mahalline gelip müdahale eden ve ama müdahalesinin dozunu biraz fazla kaçıran bi adam tarafından darp edilmek suretiyle ayrıca bi tecavüze uğruyolar.. şurda darp dediğimiz şey hakikaten bi ciddi bişey..sanıklar, şu yabancı adam tarafından darp edilirken, içlerinden en esas tecavüzcü sanık olanı, dosyada deliller arasında bulunan ateşli bi silah tarafından da ciciklerinden vurulup yarım adam, kadın daha doğrusu hadım da ediliyor..işte, şu üç zanlı, taciz üzre uğradıkları ağır taciz, darp, yetmezmiş gibi bi de içlerinden birinin; en ateşlilerinin ateşli bi silahla bi yaralanma yüzünden, aslında asıl davacı olundukları şu davada aynı zamanda, kendilerini şu hâle getiren adamdan davacılar da.. ha bi de; bunların yanında mağdur ve müştekîlerden biri de, şu olayların kendi mecrasında seyrettiği bi sırada olay yerine duruma el koymak üzere gelen asayiş ekiplerinden bi polis memuru..onun mevzusu ise; şu tecavüzcüleri darp eden adamı sanıkların üstünden alıp, önce hastaneye göndermek için ambülansa koymaya çalışırken tam göğsüne, belki de elde olmadan, gayr-ı ihtiyârî bi ufak tekme yemesi, bu vesileyle -doktor raporuyla da sabit- bi kaburga kemiğinin çatlamış olması..hem kalbi de varmış, maazallah.. yani ki o da bi nevi bi şikâyetçi şu adamdan..demek ki, direkt ve dolaylı olarak da olsa, onun da, aslî görevi dışında, hem bi şikâyetçi hem de bi tanık olarak bulunabilmek için bi nedeni var yani şurda.. yani dava içinde çok dava anlıycaanız; mağdur, sanık, müşteki, tanık, davacı davalı birbirine karışmış, arapsaçı bi dava yani..yani ki hâkimin, izleyicilerin, şurda bulunan, ilerde bulunması muhtemel tanık sanık müşteki, dinleyici, izleyici kim varsa artık; cem’i cümlesinin kafasını bayaa bi karıştıracak, insana 'e, çüş yani!' dedirtecek bi çok durumla iç içe bi dava bu.. işte, davanın asıl mağdurunun, asıl sanık yahut sanıklarının, olayın asıl esas oğlanının, esas kızının kim olduğu, tarafların kaç kişi ve kimler olduğu, kimin kimden şikâyetçi olduğu konusunu kolayca çözülemeyecek bi kördüğüm hâline getiren şeyler de bunların kendileri oluyo..lakin çok daha dikkatli bakılacak olduğunda, davada her iki veya üç belki de beş taraftan, cem'an dört, belki de beş, belki de daha da fazla sanık göze çarpıyo ve duruma göre de, beş yahut altı kadar da müşteki mağdur, bir de, gerçekte üç ama o an mahkemede olmayan bi sürü de tanığın var olduğu da anlaşılıyo durumdan.. tüm bunlardan başka, mahkeme huzurunda, sanık durumunda olan şu üç tecavüzcünün vekili, şehrin dişli ve baba barosuna kayıtlı üç baba avukat ve epeyce bi izleyicisi kitlesi de mevcut; al sana muhteşem seyirlik bi panayır yeri, bi ortaoyunu!. (bi dakka, bi dakka lan!.bi nefes al da, dur bi şurda!.şimdi ne demek ki bu?!.baştan beri kafayı isken şeyi sorucam lan şurda!.bu nası iş; bi adam aynı anda hem tanık sanık müşteki nası olur ki?!.yerim lan ben böyle davayı da dosyasını da!.
Da neyse!.şimdilik bunları düşünmeyi ‘az sonra!’ya bırakıp konuya dönelim biraz!.ne diyodunuz; ha, tüm bunlar yetmezmiş gibi, ilaveten, şu tüm darpları gerçekleştiren adamın olay esnasında fazlasiyle bi kalabalık, ayrıca olduğunca bi karışıklık yüzünden, kim yahut kimlerden geldiğini bilmediği, yine elde olmadan eline bi şekilde geçen, deliller içindeki odun kalas, levye ve bitakım kesici alet diye tesmiye olunan alet edevat arasında bulunan bi de bi ateşli silah var ayriyeten; bundan filan söz ediyodunuz)
..
hâkim, elinin altındaki dava dosyasını, şu parantez içi açıklamaların da ışığında, mahkeme salonunda muhtelif sebeplerden dolayı haazır bulunan özneli yahut öznesiz cümlenin cümlesinin, yani ki herkesin yüzüne bir kez daha, hızla mırıldanarak okuyup, durumu ve davaya konu olayı kabaca aktardığını kendince zannettikten, raporlara, delillere, dava müştemilatından olan diğer her bi şeye bi kez daha baktıktan ve içinden de 'biraz karışık bi dava; ama çözeriz evelallah!' dedikten de sonra, mahkeme salonundakileri tek tek şöyle bi süzdü..olayın üzerinden şunca zaman geçmiş, olayın şokunu hâlâ üzerinden atlatamamış, geçirdiği ağır psikolojik travma nedeniyle ağzını açıp konuşamayan, daha orda niye bulunduğundan bile habersiz, çenesi kitlenmiş, tek kelime etmeyen, etrafa boş boş bakan kıza baktı..sonra, şu kızın şu hâle gelmesine sebep, eli kolu bacağı, köprücük, kaburga kemiği sarılı, kafası gözü bandajlı üç zanlı adama.. sonra, şunları şöyle, yeni kreasyon, kar beyazı bandajlayan, elinde yüzünde bayaa bi çizik olan, görünmeyen yerlerinde bayaa bi çatlak ve yara izi mevcut, lakin buna pek aldırmayan, hâlinden memnun olup şikâyetçi mikâyetçi de olmayan, sanıkları darptan sanık adama.. sonra, şu adamın sonradan kazaen, yani ‘kendi kendilerine zarar verme’lerine engel olayım derken, can havliyle bilmeden bi ufak darp ettiği, şurda sanık tanık ve müştekîleri mahkemeye getiren görevli sıfatıyla bulunan ve yine şu adam marifetiyle, bi ufak tekmesiyle müşerref olmak durumunda kalan polise, sonra, aralarında, dosyada isimleri olmayıp, ilerde mahkeme görülürken tanıklık yapması muhtemel kişilerin bulunduğu kalabalık izleyici kitlesine bi göz gezdirdi ve her birini geçip, ilk direkt ve en önce şu darpları gerçekleştiren sanık ve aynı zamanda bi şekilde tanık da olan adama dönüp, “evladım!.karakol ve savcılıktaki ifadende abuk ve subuk bi sürü şey söylemişsin..hiçbi şey anlaşılmıyo anam arvadım olsun!.olay esnasında orda ne diye bulunduğuna, nerde yaşadığına, adresinin ner olduğuna dair adam gibi açıklama yok, bi kere..kâğıt mâğıt, geçim meçim, çöp möp, konteyner filan gibi bitakım anlaşılması zor laflar var sadece..güzel evladım, öncelikle sen kimsin; nüfusa kayıtlı bi vatandaş mısın, vatandaşsan ne iş yaparsın, görevin ne; bi kolluk kuvveti misin, değilsen de nesin?!. Ama hâlinden anlaşılan o ki, sivil yahut resmî bir görevli mörevli gibi durmuyosun.. sanırım, bu toplumumuzda bol miktarda bulunan, hariçten gazelci, haybeden müdahaleci sivrinin teki birisin!. De, ama müdahale ediş biçimine bakılırsa bayaa bi babaca ve candan müdahaleye etmişsin hani?!. Neyse, bak akıllı uslu, güzel çocuğum!.şurda davanın pisi piskopatı en kötü adamı erol taş’ı li van klif'i, ceki çen’i, bırkamıycanı sensin bi kere, bunu bil ona göre davran!.hem önce şu soruma cevap ver sen; sen, köroğlu, karaoğlan, tarkan mısın, cücü'müsün oğlum, yoksa şu, çok sevdiği karısı ve kızının kötülerce önce tecavüze uğrayıp sonra vahşice katledilen, kendi hâlinde yaşayıp giden bi mimarken şu menfur olaylardan sonra kendine toplumsal fena bi görev verip, bi anda kötülerin baş belası, amansız düşmanı, sıkı ders vericisi, bi numaralı katil olup çıkıveren bi adamı oynadığı ‘gece şahini’ filminin başrol oyuncusu, amerikanın cücü'sü C.Bronson musun?!. ondan mı etkilendin?!. yani ki bi fena etkilenme, esinlenme, öykünme, bi örnek mörnek alma durumu murumu mu mevzû bahis, ortada?!.şu adamları şu hâle bu yüzden mi getirdin?!.kendince, hayatını az biraz da tehlikeye atarak kurtarmaya çalıştığın, şurda tanık ve mağdur sandalyesinde oturan, müştekî olamayacak kadar kendinde olmayan, ruh gibi, kafayı yemiş, dilini yutmuş gibi duran mağdur kız neyin olur, tanıyo musun?! şu dili tutulmuş kızcaaz kardeşin, ablan, teyzen, yengen, kızın kızanın mıdır?!.bilir tanır mısın?!.yok, değilse eğer, olaya hangi saikle müdahale ettin?!.şu zavallı kızın maruz kaldığı iğrenç muameleye şahit olmak mı çıkardı seni bu kadar çileden; çileden bi çıkma ki, 'olmaz ki, böyle de çileden çıkılmaz ki?!' dedirten cinsten..
Yoksa, tamamen elinde olmayan bazı sebeplerden dolayı mı başvurdun şu fena şiddete?! Ayrıca, asıl merak ettiğim şey, olayın şu asıl baş müsebbiplerini şu şekilde komalık etmeyi bibaşına mı becerdin?!. Eğer öyleyse pes doğrusu yani!.alçaklık bu!. şu züppe yavşakları, şu üç adi sıpayı insafsızca şu hâle getirirken, hem de tek başına, hiç mi vicdanın sızlamadı?!.hele ki şu baş iti?!. hem de hayatının baharında, en en verimli çağında, bu gencecik yaşta cevizlerinden ederek?!! Yani şu aslan gibi yiğidimi genç yaşta ve en verimli çağında cepcevizsiz bırakıp, erliğinden erkekliğinden edip, ömrünün sonuna dek yarım adam olarak yaşatacak olman hiç mi oranda olmadı?!.ayıp, yazık, günah değil mi a benim angut evladım?!!. Peki ya şu diğer ikisi; el insaf yani!.insan bari onları boş geçer, hayrına..aşırı titizlik göstermenin ne âlemi var?!.şu şekil hacamat etmeyip, ellerinin yüzlerinin, bazı kemiklerinin şöyle üstünden hafifçe bi tozunu alıp bıraksan ne olurdu yani?!.hem olay sırasında sen, bu adamların az biraz alkollü olduklarını, alkollü bi şahsın ne yaptığını bilmez, dolayısıyla sorumlu tutulamayacağını bilmez misin?!.evladım, yoksa sen bi bidon kafa, göbeğini kaşıyan, cahil cühelâ, ipsiz sapsız halk takımından bi adam mısın ki, fena bi dallamalık yapıp olaya mabadından dalmak suretiyle, kafana göre bi ince müdahalede bulunup, şunları bi ince ameliyat etmek yetmiyomuş gibi, bi de üstüne şu üçünden birinin, yani üçün birinin, yani tecavüzcünün en önde gideninin tam da orasından, şu şeffaf naylon muhafaza içindeki suç aleti, şu ateşli silahla vurup, kuş ötmez, kervan geçmez, makine çalışmaz bi hâle getirip, suyunu kurutup, kupkuru bi dere yatağına çevirip, geleceğini karartıp soyunu sopunu ebediyen sürüyüp silkelemişsin?! hayatının bundan sonrasında ne yapçak şimdi lan bu adam?!.hem hayatının en mühim ve büyük zevklerinden birinden mahrum kalacak, hem zürriyetinden, doğal olarak da geleceğinden olacak..belki bi daha kimseye şu tür bi şey yapamıycak ama yazıktır günahtır be evladım!.(hakim şurda, nalına mı mıhına mı vuroyo, belli değil lan a.g!)
Ne yani, ipne mi olacak şimdi bu adam?! Güzel evladım, n’aptın sen böyle?!. işlediğin büyük cürmün farkında mısın?!. niye vurdun şu zavallı adamı cevizlerinden oğlum?!.manyak mısın sen; bu şiddet, bu celal ne?!. başlatacan beni şimdi anandan arvadından?!. neyse ya şimdi; dediğim gibi; emniyet ve savcılıktaki ilk ifadenden tek bişey anlaşılmıyo..çok şeyler gevelemişsin..hani kazara, kendi kendine ateş alan bi tabancadan filan söz ederken, aynı zamanda bi nişan almaktan filan da bahsetmişsin..peki bu ne şimdi?! tüm şunlar yetmezmiş gibi, bi de bu iş var!. hem nişan alıyosun, hem sen ateş etmiyosun.. silah havada bi vaziyetteyken, hani onu ters tutup, yani namlusundan ve o vaziyette fırlatıp attığın bi sırada, nası oluyosa artık kendi kendine ateş alıyo, gidiyo adamı tam oracığından, biricik sermayesinden, en hassas yerinden, top cevizlerinden vuruyo; ana, pardon, baba sermayesinden oluyo?!. Üstelik silah da senin değilmişmiş; ifadende öyle diyosun!. tamam anladık, silah senin değil, ama olay sırasında senin elinde ne arıyo?! adamı hem vurdun, hem vurmadın nası oluyo!. bi silahın kendi kendine ateş alması ne demek?!. sonuçta, her nası oluyosa artık, imkânsız mı imkânsız, en olmadık bi şey nası gerçekleşiyo!” diye, akılda tutması zor, bi yığın soru sordu ve “bak bu, son ve en sert uyarı! kabilinden bi mimik ve ses tonuyla; “artık gel de, şurda adam gibi baştan al, tüm şu olan biteni de sildirme bana, şu fezlekedeki öptüğümünün ifadeni?!” diye gürledi..
adam, heyecansız; “sayın hakimim!. eğer istediğimiz sorudan başlamak serbestse, soruları hatırladığım kadarıyla, cevaplarını arzediyim sayın hâkimim!” diyerek başladı sözüne..ama yine bi dallamalık yapıp, öncesindeki bi sürü, olmazsa olmaz cevaplara sahip, çok önemli soruyu atlayıp, doğruca son soruya geldi, şu vurulma hadisesi; müsaade buyurursanız, önce ondan başlayayım ben sayın hakimim!.
sayın hakim: tabi ki buyrun evladım!
sayın hâkimim, biraz sakarımdır ben, kör nişancıyım yani!.olay esnasında elime nasıl geçtiğini bilmediği şu tabanca da denilen metal aleti, halk arasında ‘namlu’ tabir edilen kısmından tutup, şu genç beyefendi adamın kafasını nişanlayıp fırlatıp atmaya çalışırken, lakin ve de ama nası oluyosa artık ve de ne de yazık ki, elimden çıkıp, planlamadığım bi istikamete doğru fırlayıp ateş almış kendiliğinden ve kendi kendine havada patlayan bir serseri kurşunu arkadaşın cevizlerine isabet ettirmiş..bu benim hiç beklemediğim, arzu etmediğim ve aklımın ucundan dahî geçmeyen bi durum..yine de tek müsebbibi ben görünüyorum şurda..gerçekten de hiç istemeden şu üzücü duruma ben mahal vermiş oluyo görünüyorum..hani böyle de olsa çok üzgün olduğumu belirtmeliyim şurda!”
Hâkim, sertçe, “lan evladım!.bu nası bi uçuk olay ve nası bi anlatış biçimi be!.silmek bi yana söktürtcen bana şu ifadeni!.doğru dürüst anlatsana şunu oğlum!.atarım bak, dışarı!.şeyy; yani içeri!. neyse!.anlat bakalım!. Öncelikle silahı nerden buldun?!. senin mi?! ruhsatlı mı?! Ruhsatlıysa ne marka?!.çakma ise, hangi yörenin el yapımı?!.
Nişanı, atışı, hedef vuruşu iyi mi, kaç mermi alıyo, tutukluk filan yapıyo mu?!
Şu tabanca senin değilse, kimin?!.olay ânında birden eline nası geçti?!.sonra, kendiliğinden nası ateş aldı?!.her şeyi baştan al ve adam gibi anlat, hadi güzel çocuğum, sakin sakin dinliyorum bak!”
Adam:
“ne silahı, ne ruhsatı, ne tutuğu sayın hakimim!.ben hayatta silah sevmem, korkarım ellemeye hem, elimi bile sürmem yani! Allah korusun, neme lazım, şeytan meytan doldurur!.zaten de benim hayatta bi silahım filan olmadı!.niye olsun ki, ihtiyacım mı var ki olsun bi silaha milaha, elim ayağım tutarken allaha şükür!.yani ayağımı boş verin, sadece elim varken başka hiç bi şeye cidden bi gerek filan olmaz ki!.
bakın sayın hakimim!.ben daha önce elime hayatımda silah almadım!.şu olaya dek ömrüm boyu kimseyle tek bi derdim merdim de olmadıydı benim!"
-silaha gel evladım, silaha!"
-ben de tam ordayım zaten hâkimim; silah diyordum tam da!.silah benim değil ekmek musaf çarpsın!
-tamam evladım; peki, peki anladık; senin değil!. peki o zaman eline nasıl geçti şu nalet alet?!
-arz edeyim sayın hâkimim! Şurda duran beyefendi var ya; ben, onun ve diğer şu kendilerine zarar vermek için çok çaba sarf eden arkadaşların... işte, kendilerine verdikleri şu pek zararlı zararı, zararın neresinden dönülse kârdır meşhur darb-ı meselimize tutunarak engellemek için canla başla uğraşırken ve sonrasında da onları sakinleştirme(!) eylemim esnasında, şu işaret ettiğim, cevizlerine kendi kendine hasar vermiş, bu yüzden yüce mahkemeniz huzuruna, altında on numara çocuk bezi, kolunda koltuk değnekleriyle gelen şu beyefendi var ya, işte o; bi ara, birden elini bel bölgesine attı ve şu masada hemen önünüzde duran ve aleyhime delil olarak sunulan, koyu renk bi meneviş çekilmiş, safi metalden mürekkep, Türkiye cumhuriyetimizin anayasasında “ateşli silahlar kanunu” çerçevesinde muamele görmeye aday, şu delikli demir nesneyi çıkarttı ve delik kısmını üzerime doğru tutup bir kaç kere yüksek sesle, biraz alev de çıkarttırarak patlattı..öyle çok ses çıktı ki hakimim, anlatamam!. e, azcık da korktum da ama ben!
-neee?!.ne demek lan bu?!.ne kadar mesafe vardı o anda aranızda?!
-üç, bilemedin beş metre sayın hâkimim!
-peki nasıl oluyor da sana bir şey olmuyo lan ve bir anda şurdaki adamın elindeki tabanca senin eline geçiyor ve adamı şeylerinden vuruyorsun ve yarım ediyorsun böyle?!
-işte, onu hiç hatırlamıyorum sayın hâkimim! Etraftan, sayamayacağım miktarda esnaf, gelen geçen, işli-işsiz, ipli-ipsiz, ipsiz-sapsız, başıboş ve sahipsiz mahluk üzerime doğru gelmişmiş; artık ellerine ne geçirmişlerse, hani allah ne verdiyse onlarla..şu tecavüzcü adamı yahut adamları değil, beni seviyolar güzel güzel..hani allah var, haklarını yememek de lazım; çok da cömert insanlar..dedim ya; hani, Allah ne verdiyse de hiç esirgemeden.. Bakın, hâlbuki o benden çok daha çekici, yakışıklı, genç..üstelik de arabası spor; pahalı mı pahalı, güzel mi güzel.. bi de spor giyimli, hem de zengin yani..niye onu sevmediler de, bırakıp benim bi gibi bi ipsiz sapsız bi züğürdü seçtiler, hiç anlamadım!.yani böyle aşırı yoğun ilgi gösterip iltifatlarını esirgemeyip üstüme üstüme gelişlerini hiç anlamış değilim sayın hâkimim; malûm, bizde cep delik, cepken delik; kimseye bi lira fayda sağlayacak durumda değilken anlıycaanız!.tamam!.toplumumuzun bi kısmının biraz dejenere olduğunu filan biliyorum, son yıllarda..zenginlere yalaklık etmeyi de pek seviyo, ama onlar, onca varsılın yanında, benim gibi bi çulsuzu seçtiler sevmek için. Hayret! Oysa o kadar da uyardım arkadaşları yani; hem yüksek sesle, 'ne olur beni böyle içten sevmeyin, katlanamam bu kadar yoğun sevgiye! Bakın, lütfen! Bu hâlimle üstünüze başınıza bulaşır kirletirim, temizlemekle de çıkmam sonra!' filan dediysem de dinletemedim!
-silaha gel evladım, silaha!.
-geliyorum sayın hâkimim; az sonra!. Ama o silah dediğiniz şey ööle sıradan bi şey değil hani!. O bir glock, o biiir efsane, o biiir tabanca, o biirr muhteşem bi şey! Ruhsatlısı da ruhsatsızı hem pahalı, hem çok yasak!.İşte bu kötü şöhretli aleti, şu kendini harap eden arkadaşın elinde görünce, birden çok paniklemişim, kendimi kaybetmişim korkudan..O an ne yaptığımı pek hatırlamıyorum bu yüzden, o kalabalıkta. O soğuk nesne elime nasıl geldi, hiç bilmiyorum!. sanırım, kendine çok zarar vereceğini adım gibi bildiğim bu beyfendiye bi şey olacak diye çok korkmuş olmalıyım ki, iyilik olsun diye elinden almaya çalışırken olupbitti her şey.. aleti bana doğru tutup kazara bir iki patlattıktan sonra, hiçbi şeyin farkında olmadan almışım elinden, nasıl olduysa artık.. tam da o sırada bu beyefendi olay mahallinden kaçmaya başladı, biraz uzaklaşınca hani elli altmış metre kadar, birden durup, bi kalas uydurdu yakındaki cami inşaatından, bize doğru koşmaya başladı..ben de hani, onun çekip benim elime nasıl geçtiğini hiç bilmediğim o aleti geri iade için ona doğru fırlatmak üzere tam da elimi kaldırmışken, birden, başının üstünde yüz, yüz elli metre yukarıya doğru, havaya, yani boşluğa doğru patladı! Nasıl oldu bilmiyorum ama öyle oldu!
-evladım delirtme bak insanı!..ne başı, ne yüz elli metresi, ne boşluğu; doğruca adamın cevizlerine gitmiş mermi; sekme mekme de yok yani, tam nokta atış! Keskin nişancı işi bu, başka hiç bi yerde ufacık bi hasar yok; sadece cevizler.. ilk ve son, tek atış ve tam isabet! Silahsa tam otomatik üstelik; bi kez bastığında tetiğe, içinde ne var ne yok hepsini boşaltan bi karakteri var ve buna rağmen ve üstelik, sen onca panik ve karışıklık sırasında tek bi atış yapmışsın ve maşallah, bingo!
-tamam da hâkim bey, ama ben kullanmasını hiç bilmediğim şeyi nasıl ateşler de beyfendinin mübarek minik cevizlerini kırarım?! Hani oysa ben tam beynine nişan almıştım!
-evladım!.bak aleyhinde vahim sonuçlara yol açıcak bişey itiraf ediyosun, olayı anlatayım derken, ona göre.. ve ben söylediklerini dikkate almak, zabıtlara geçmek zorundayım..
-olsun sayın hâkimim!. gerçek bu, yalan haram bak!.hani o aleti kendisine iade için fırlatmak üzere elimi kaldırmıştım ya?!! güzel evladım, güzel çocuğum, bak bu taammüden öldürmeye teşebbüse girer ve idamdan yargılanır, müebbet yersin, en son iyimser tahminle de otuz altı yıl brüt, ama yirmi dört yıl neti kesin, ona göre..bi daha düşün sen iyisi mi? gerçekten böyle mi oldu, niyetin bu muydu yani?!.yani kafasına mı nişan almıştın, iyi hatırla!"
-evet hakimim!..allah var, yalan sevmem ben!..aha şuraya çiziyorum; aynen böyle oldu, dediğim gibi yani!
-başka bir sözün var mı peki!
-hayır hâkimim!, niye olsun ki!. Beyfendilerin de başka sözü yoksa ben gidiyim artık!
-dur oğlum, çüşş!.yani nereye?!
-siz nereye derseniz hâkimim!
-evladım bak! Durumun hiç iç açıcı değil..gel şunu doğru düzgün anlat!
-ama dediğim gibi oldu hâkim bey!.başka da bir şey olmadı!
-peki!..benden günah gitti..yaz kızım; karar:
cinayete tam teşebbüsten idam, idamdan müebbet..bu sığırın şu ısrarına göre hafifletici bi neden de göremiyorum, ama sen yine da hafiflet şunu biraz; tecrübelisin, biliyorsun mevzuatı!.. ağır hapis; otuz altı yıl! Daha da hafifletici nedenden dolayı da yirmi dörde çek şunu! Onu da düşür biraz daha.. çünkü istemeden de olsa, şu genç arkadaşın belden aşağısına isabet etmiş kurşun. Yarım etmiş, en verimli çağındaki bu aslan gibi, damızlık boğa kadar güçlü genç adamı. Ama dur bi dakika! Delikanlının zürriyeti kesik kalacak bu durumda. Sen şuna bi on beş yıl daha ilave et; ki adalete yerini buldurmuş olalım değil mi?! Neticede burası mahkeme ve hâkimi de biziz!. adaleti biz sağlamasak, kaynım mı sağlayacak?!
-sayın hâkimim, izin verirseniz bi ufak maruzatım var tam da bu sırada!
-bi dakka kızım, yazma, dur, bekle biraz!.buyrun evladım!
-hâkim bey!.şu zürriyet kesme taksirli suçunu bi daha gözden geçirseniz..hani diyorum ki arkadaşın yerine ben zürriyetimi feda edebilirim; yani müsaade buyurursanız siz, müsaade buyururlarsa bu beyefendi onun yerine ben devam ettirebilirim zürriyetini, hem de seve seve!

hâkim, bu duruma tam da “oha yani!.çüşşşş!’ demeye hazırlanırken, o ara araya karşı tarafın üçlü ve güçlü, hayatlarında hiç dava kaybetmemiş ünlü avukat grubu, panter emel gibi zıpladı, çok da sinirli:
-ne münasebet efendim!..ne demek hafifletici neden?!
-nası ne demek?!. müvekkil(ler)iniz, sahipsiz kızı güpegündüz değil ama akşamdan sonra, geceye yakın, Ortaköy meydanının biraz loş bi kenarında, kafalar bayaa bi kıyak, beller kayık, zevkle ırzına tasallut etme girişiminde bulunmadı mı?. hâtta şu müvekkilinizin sert aletinin ucunu yarı beline kadar da sokarak kısmen de başarılı olmadı mı tecavüz girişimde?! Bu yetmediği gibi, başını çektiği o kalabalık motosikletli arkadaş grubuna da sırayla ikrâm etmeye kalkmadı mı, fedakârlık edip doymadan kalkarak sofradan?.Onlar da arka arkaya uzun eşşek marka dizilip, sırasıyla binmeye kalkışmadı mı bu zavallı kıza?
Vekil avukat:
-tamam da sayın hâkim; müvekkilim sarhoştu..sarhoşluk hâlini siz de bilirsiniz hani!.daha duygusal, daha sevecen daha hassas olurlar insanlar alkollüyken..bu da öylesi bir durum yani!.olay tamamen şu arz ettiğimiz hassaslıktan ileri gelmektedir..alkollü insan daha duyarlı oluyor meselelere..zaten müvekkillerim de dertten içerler hep!. Eh, dertli insan da zaten başkalarına asla zarar vermez; kendi doldurur kendi içer, hattâ kederinden bi köşeye çekilip kendi kendine ağlayanları bile olur. E ama müvekkilim ve arkadaşları bi ipnelik edip rakı içmişler ki, sormayın gitsin!.memleketimizde aslan sütü denir ya kendisine..hani fındık faresine bi damla içirsen aslan kesilir, 'bana serengetinin tüm dişilerini getirin lan!' filan der ya hani, öyle yani?!.de ama bunlar konumuz değil şimdi!. Şu olaydaki durumu kız kendi istediydi zaten..şahitler var, gelip yalvardı yani, müvekkilimin de içinde olduğu gruba yanaşıp 'ne olur; krize girmek üzereyim!.lütfen çok istiyorum ama!' demek suretiyle çok zorlamıştır şu müvekkilleri olduğumuz masum gençleri.. içlerinde en şefkatlisi olan şu baş mağdur ve müştekimiz de, kızcağızın böyle yalvarmalarına daha fazla kulak tıkayamamış.. merhametli gönlü razı olmamış yani, kızın bu tipten yalvarmalarına ve ona elinden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışmış, aşırı talebi doğrultusunda.. Olay böyle olmuş tam da!. önünüzdeki dosyadaki ifadelerimizde belirtmiştik de zaten..
-demek öyle oldu; kız hiç direnmedi yani, değil mi?.bağırıp çağırmadı, çığlık filan atmadı, etrafından yardım istemedi..
vekil avukat girdi devreye:
-evet aynen öyle oldu hakim bey!.hâtta bırakın direnmeyi, şu tip muhabbetler terminolojisinde zevkten köşeyi dörtleyip acaip sesler çıkardı, bi takım bazı garip sesler bile çıkardığı oldu, şey boyunca!
-ne boyunca?!
-yani şeyy boyunca!. şeyy işte, anlarsınız!
-olayın sanığını doğrulayacak bir tek görgü tanığı olmasa da mahkememize gizlice müracaat eden, ismini vermek istemeyen bazı hem görgü hem duygu şahitleri öyle demiyor ama!
-yanlış görgü ve duygular onlar hakim bey!.onlar mı bilecekler?!.hem duygular delil sayılmaz, hukuk reeldir, di mi, duygusallığa yer yoktur..hukuk iki kere iki dört; matematik gibi bir şeydir, otomatik çalışır.. en sıkı matematikçi bahçelidir.acaip matematik hesap yapar, yeryüzünde onun gibisi yoktur..
-siyaset yapma olum, burası mahkeme!.
-a, evet!.elbet!.şey diyoduk; kızın o bağırtıları af edersiniz ama aldığı zevktendi yani..
-hayret!.ilginç!..kızcağızın dili tutulmuş ama, konuşamıyor..olaydan duyduğu korkudan, girdiği şoktan dolayı filan olabilir mi acebaa, yani aşırı şok durumlarından?!
-hiç sanmıyorum hâkim bey, hâtta eminim!.duyduğu heyecandan olsa gerek şu şuur kaybı..öyle ki sesini duyan, etrafta izleyenler bile acaip etkilenmişler şu seslerden, garip şeyler yapmaya başlamışlar kendi kendilerine, oracıkta.. hem bakınız şu kadar zaman olmuş, hâlâ geçmemiş etkisi; yüzüne bakın anlarsınız..bu dudumda müfteri durumuna düşüyor..aldığı hazzın etkisi geçsin, açılır bir süre sonra, anlatır olanı biteni..siz kararınızı verin bu arada, bizden çekinmenize de hiç gerek yok yani!.lütfen, yani rahat olun; kendi mahkemeniz gibi davranın!. Zaten siz bu mahkemenin tek hâkimisiniz!. (hâkim, tam da burada, içinden, ‘siktir lan yalaka!’ dedi)
-pekâlâ..bekleriz hep birlikte dilinin çözülmesini!
dedi ve o ara bal gibi de suçlu sanığa dönerek
-evladım, peki sen yardımına mı koştun kızın?!
-başlangıçta öyle gibi gibiydi sanki sayın hâkimim!
-peki sonra?!
-sonra… şurdaki hem davalı hem de benden davacı arkadaşlara hamfendiyi lütfen rahat bırakmalarını söyledim, kibarca ve sakince..
O ara, davalı ve aynı zamanda da davacı vekili avukat araya girdi:
-sakince mi?!!
-evet sakince!
Davalı vekili avukat:
-peki bu ağır hasar nedir o zaman?.müvekkillerimin üçü de nerdeyse komalık; iki kırık kol, kemikleri tuz buz olmuş bi adet sol bacak, ceman on iki adet kırık kaburga kemiği, nerdeyse patlamaya yakın bir göz, yedi adet, nerden baksanız önümüzdeki en az üç ay içerisinde hiç kullanılamayacak durumda haşat el parmağı, bol miktarda kaş açılması, kafa yarılması, dikişlik malzeme?!!
Adam, vekil avukatı hiç iplemeden sayın hâkimine dönerek:
-hayır sayın hâkimim, onları ben yapmadım!”
-nası yani evladım; kendi kendine mi oluştu şu kırık çıkıklar, yarılmalar, dağılmalar, acil servislik, yoğun bakımlık vaziyetler?!
-müsaade ederseniz, tıpkı silah konusunda olduğu gibi, şunları da kelimesi kelimesine aktarayım mı sayın hâkimim?!
-iyi olur hani!.buyur evladım, söz senin!
-hâkimim!..şunlardan biri, şurda şimdi bana ana arvat söver gibi bakanı, siz görmeden bana doğru sol elinin işaret parmağını ‘seninle çıkışta görüşücez ulan!’ der gibi, tehditvarî sert sert sallayan şu arkadaş; o menfur olay sırasında, nasılsa, bi an, yediği halta feci pişmanlık gösterip, yaptığı şeyin üzüntüsünden dolayı kendini olay yerinin hemen yakınında haazır bulunan duvarlardan duvarlara çarptı..çok engel olmaya çalıştım, ama ben çok çelimsizim ya gördüğünüz gibi, çok beceriksizim de üstelik; beceremedim engel olabilmeyi, gücüm yetmedi yani..hani bu yüzden yani..hem dayaktan sopadan kavgadan çok korkarım ben..hâtta nefret bile ederim..ben aslında kimsenin üzerine gidemem böyle..ama o geceki olayda tüm cesaretimi toplayıp, şu fobimi de yenip şu arkadaşı kurtarmaya çok uğraştım, kendinden..çok çok çaba sarf ettim, kendine vereceği zarardan korumak için ama olmadı işte, yetişemedim!. bu yüzden çok üzgünüm..bi de gördüğünüz gibi acaip iri kıyım ve iyi besili, güçlü..bi de uzakdoğu sporcusu..çok hareketli kendisi, elle tutulacak gibi değil!. o ân anladıydım bunu ama yine de kendine fena halde zarar vermeye devam etmesi karşısında dayanamayıp, kendine daha fazla zarar vermesini engellemek için müdahalede bulunmaya tüm gayretimle devam ettimse de yine durduramadım..bi türlü mani olamadım yani..o ara, kendi kendime ‘en azından, kafasına yaptığı son üç beş darbesini engellemeye yetişebilir miyim acaba?!’ diye çok ısrar ve acele ettim ama gene olmadı, ben yanına gidene kadar o kendini çoktan şu hâle getirmişti bile..çok üzüldüm durumuna, çok korktum da ayrıca çok fena bi durumda diye..bu yüzden başından bir müddet de ayrılamadım zaten..kavga, bağırtı, çağırtı, gürültü fobim yüzünden acaip bi şoka girer donakalırım ben böyle durumlarda..o bakımdan bi yere ayrılamadım yani..yoksa şu zavallı, kuş kadar cürmümle benim orda işim ne, değil mi?!
-peki evladım!.anlaşıldı!.sen tek bişey yapmadın yani, fiske bile vurmadın!.ya ötekiler; onlara ne oldu çocuğum?!.onlar da mı, olay mahallindeki aynı duvarlara taşlara çarptılar kendilerini, aşırı pişmanlıktan?!
-şu arkadaşlar mı; anlatayım sayın hâkim bey! Şu hemen arkanızdaki başı bandajlı kafası gözü sarılı, şişlikler yüzünden gözleri nerdeyse kapanmış, pek bişey göremeyen, birer kolları, bacakları alçılı beyfendileri mi kastediyorsunuz?!
-evet onlar!
-yanlış hatırlamıyorsam, ben o ilk arkadaşı kendini heder edip paralamaması için canla başla mücadele verirken, şu arkadaşlar ellerine nasıl ve nerden geçirdiğini bilmediğim kalınca inşaat demirleri, kasa, levye, bitakım bazı odunumsu şeylerle kendi kafalarına gözlerine şiddetle vuruyorlardı..hâliyle hepsine birden yetişemezdim; elimde iş vardı yani..yani şeyy!.iş dediğime bakmayın; o ilk arkadaşı kendine verebileceği zarardan korumakla meşguldüm ya, iş dediğim o!. yoksa iş-miş deyince yanlış anlaşılabilir, Allah korusun hani!.o bakımdan yani!
-Allah Allah!..ilginç!..devam et bakalım!.ya şu üçüncü? O da mı kendi kendine kırdı bir kolunu, kaval kemiğini, bi köprücüğünü?!
-niye yalan söyleyeyim hâkim bey, onu hiç göremedim o hengâmede..yani fark edemedim o bağırış çağırış sırasında..Allah var, görsem kesin söylerdim hani!..bakın, yalanı allah hiç sevmez!. (hâkim o ara ‘yalanını yiyim mi senin?!’ diye iç geçirdi, içinden -lan, şu mahkeme olayını anlatan sığır!.sen de amma sığırsın ha?!!.laf mı yani bu şimdi; bi iç başka türlü nası geçirilir ki, elbette içinden!-
Aynı anda, kafası gözü sarılı, olaya şahit olarak gelen o grup harici, etraftaki esnaftan gençleri çok yakından tanıyan, iri kıllı pos bıyıklı, modern bi briç bezik salonu kulübü; yani ufak yollu bi kumarane mumarane işleten, çevresi çok geniş, en adi mafyasından, mevzi mevki rütbe sahibi en yüksek adamlara kadar herkesi tanıyan, biraz da dayı tipli adam ileri atılıp söz arasına girmişti:
-bu adam düpedüz yalan söylüyor hâkim bey!..hepsini bu adam yaptı, ekmek çarpsın!.beni de o paraladı, anam arvadım olsun!
-ne yani yalan mı söylüyor şimdi bu adam da?
-evet hâkim bey!.
-ama bi onun cürmüne, bi de kendi cüssenize, görgü ve duygu şahitlerinin ifade ettiği ellerinizdeki kırıcı, delici, kesici, hasar verici aletlerinize ve adedinize bakın..nasıl olabilir ki bu?!
-hâkim bey bize inanmıyorsanız, onu zapt için getiren polise sorun!.Kendisi burada ve o da mağdur ve şikâyetçi bu adamdan!.memur bey şu adamı zapt-u rapt altına alıp hastaneye götürmek üzere ambulansa koyarken!
-ha, doğru ya?!
-bi dakka, bi dakka!..nasıl yani?!..bu adam hastaneye niye gitsin ki?!.hem darp edip hem hastanelik mi oldu yani?!. öyle olsa o da şikâyetçi olurdu!.
sayın hâkim şu darptan sanık adama dönüp:
-evladım ne diyor bakın avukat beyler! Sen ne diyorsun bu duruma?!
-hâkim bey!. olabilir yani!.arbede çıktı o ara..etraftaki esnaf, orda oturup kalkan bazıları da olaya müdahil olmuş olabilir..yani olayı ben gibi yatıştırmak filan istemiş olabilirler onlar da!..o arada da bana bir iki zararsız tekme yumruk, kalas sopa, nerden bulduklarını hâlâ çözemediğim bilardo ve okey ıstakası, beyzbol sopası, levye, terazi, kasa, sandalye, masa bacağı, maça kızı, turnuva kupası gelmiş olabilir..bir şey diyemem yani, görmedim durumu!.görsem gerçekten söylerdim!.
Hâkim sözünü kesmişti sanığın, memura işaretle avukata dönüp:
-neyse..buna bakacağız sonra..memur bey neden şikâyetçi acaba?!
Araya davalı vekili girmişti:
-sayın hâkim!.memur beyler bu adamı etkisiz hâle getirmeye çalışıp sedyeye bağlarken onun da göğsüne tekme atmış..memur beyde kalp rahatsızlığı var..raporda da belirtiliyor, dosyada..bu nedenle bilmeden ve kazaen de olsa ölüme tam teşebbüstür bu!.
-durun bir dakika..kafam çok karıştı..bu adam eli kolu bağlıyken üstelik, sedyeden uçan tekme çıkarıp memur beyin tam da göğsünün üzerine vurabildiğini söylüyorsunuz; ne yani şimdi, bu adam ninja gibi bi şey mi?!.
-daha da beter bir şey hâkim bey!.ah bi bilseniz?!!
(Hâkim içinden için için gülüyordu; baştan beri dinleyip de kolayca anladığı, kafasında çoktan çözdüğü olayı ilk anlamaya başladığı yerinden itibaren ve fakat hiç belli etmiyordu..nasıl belli etsindi ki; o herkesi eşit bi şekilde, ayrım yapmadan, işe duygularını da karıştırmadan adilce bi karar vermesi gereken adamdı; mahkeme reisiydi yani)
-şu dediğinize normal akılla inanmak çok zor!.gerçi tüm müştekiler ve şahitlerin ifadeleri tersini söylüyor ama başka bir şekil de yok sanırım şu durumda..üstelik sanık da zaten bazı şeyleri doğruluyor..
Evladım, avukat filanın yok mu senin peki!?. Bi yakının, şahidin; tek başına mısın burda?!.
-evet sayın hâkimim!. kimsemin olmaması pek normal bişey! Hem kim ne yapsın ki beni?!. Bulan almaz, alan elinden çıkaramaz, satmak istese üç parayı bırak; bi pula veremez.. para etmem, çünkü çok var piyasada ben gibilerden.. yakınlarıma gelince; bi yakınım yok..babamı tanımam..anamı hatırlamıyorum; hayatta mı, rahmetli mi bilmiyorum..beni sıçarken doğurduğunu zannediyorum, ama cami avlusuna bıraktığını iyi biliyorum..anlattılardı; sabah namazına gelen cemaatten biri bulmuş, karakola götürmüş, ordan esirgemeye, esirgemeden de sokağa.. buraya öyle gelmiş bulunuyorum.. ama doğumumdan sonra yaş ceza sahasına girip on sekiz içinde kemale erene dek güzel güzel de esirgenirken, sonra saha değil stat dışına şutlanmışım.. ordan erkenden çıkıp hemen de buraya gelmedim tabii ki!.onsekizim dolana kadar, haftada ayda bi ziyaretimize gelen, çoğunun isimlerini şimdi hatırlayamadığım bir sürü anne-babayla mutlu bişekilde yaşadım orada.. vadem dolunca da, üstümde bi ceket, bi kazak; sosyal bi hayata, dıi dünyaya tepe üstü şutlanmış vaziyette buldum kendimi.. ama pes edip vazgeçmedim; dört elle sarıldım ben ona, yani hayata.. ama ben ona dört elle sarılırken, o bana orta parmak gösterdi..lakin ben buna da hiç aldırmadım. Çünkü bi tek bana göstermiyodu ki; dedim ya, ben gibilerden çok vardı piyasada.
Sonuçta anlıycaanız geçinip gidiyoruz çok şükür!. Çalıştığım mücellithanede kırpıntı kâğıttan güzel bi yatağım var..orda kalıyorum, karnımı doyuruyorum. Büyük bir matbaa burası, iş de çok! Allah var, patronlar da iyi insanlar; üst baş, yemek de veriyorlar. Daha ne isteyim. Çokça paraya ihtiyacım yok anlıycaanız.. ama kendimden başka bakmakla yükümlü biri olsaydı tabi ki geçinemezdim bu kazandığımla. O bakımdan yani, yoksa niye istemeyeyim bir yakınımın olmasını. Konuşcak, dertleşçek biri olsaydı iyi de olurdu hani, ama yok işte!. Avukat için de imkân kısıtlı, ama imkân olsa bile avukat istemem ben!
-neden evladım, bu durumda bi avukatının olması iyidir?!.
-önceden tecrübe ettiğim bi durum yok ama avukatlara pek güvenmem ben, sayın hâkimim!. Bi onlara güvenmem, bi faşistlere, bi de insanlara..
-ne diyosun sen lan evladım! Anüsün... pardon ağzın duyuyor mu kulağından çık… pardon, kulağın duyuyor mu ağzından çıkanı?!.
-kusuruma bakmayın siz sayın hâkimim!.aldırmayın siz şu ipsiz sapsız konuşmalarıma!.Bu yaşta bu kadar fazla hayat depolayınca el kadar harddiske bazen karışıyor hatlar biraz..lakin karışık da olsa derdimi anlatabileceğime dair çok kuvvetli hislere sahibim.. sesimi vicdanınızın kulağına duyurabileceğimi de hissediyorum.. malum his bu; ota da konar köke de lakin işte, gördüğüm gibi, hislerim yanıltmıyor..siz…siz dinliyorsunuz; hem de benim gibi birini bile!
-ne demek evladım, elbette anlatacaksın meramını, biz de dinleyeceğiz di mi?!.burası mahkeme.. anlatacaksın ki çözeceğiz meseleyi! Haklı haksız böylece ayrılacak!.ama biraz düzgün anlat olur mu? Damdan dama atlar yar, hop sana yandım yapma yani!.
-haklı dediniz de; ben hayatımda hiç haklı olmadım kıymetli hâkimim! Hani hayatımda bi kere bari bi haklı-maklı olmuş, olacak olsam -o ara cebinden bi kuru simit parçası çıkarıp hâkime göstererek- nah şu nimet gözüme dizime dursun, dünya benim olur..
(Hâkimin hoşuna gitmişti şu acaip sanığın böyle deli saçması konuşmaları. Duygularını belli etmemeye çalışıyordu. Bu ciddi olayın bi tiyatroya dönüşmesine izin veriyordu böyle yapmakla. İçinden, ‘bazen en saygın, en ciddi adam bildiklerin bile kafa yapabilmeliydi, en ciddi durumlarda hayatla, kendiyle, olaylarla..hani, akıl beden ruh sağlığı için!’ diye geçiriyordu o anda. Ama nerdeyse bi seyirlik oyuna dönüşmeye yüz tutan, cıvımaya iyiden iyiye müsaitleştirdiği şu durumu kimseler çakmadan çabucak toparlaması da gerekiyordu.. salonda hazır bulunanlarca konunun dağıldığına kanaat getirilen bazı durumlarda, herkesi ciddiyete davet, kendine getiriş ve mevzûya yeniden dönüş anlamına gelen o klasik sinyali çakmaya karar verip, boğazında o an mevcut da olmayan gıcığın bi imitasyonunu, hemen oracıkta, o dakka imal edip göndermişti salonun ağır havasının orta yerine)
-öhö!. Hımm! Seni anlıyorum! Ama bu durum, şu olaydaki suçu meşru göstermez di mi ama?
Konuya dönersek, özetle; sen, zannınca bi tecavüz girişimi olayına, bi mecburiyetin, görevin olmadığı halde insanî bi hıyarlık(!) edip, iyi niyetinle ufak bi müdahalede bulunmuşsun..lakin bunu yaparken de, hani bilmezlikten tecrübesizlikten, ekstrem unsurlarını kontrol altında tutamazlıktan hani de etrafına epey bi hasar vermişsin. Bir kere şunu bil; sen bi görevli mörevli, bi kolluk molluk kuvveti değilsin!...
(hakim bunu derken içindeki insanla kıyasıya ölümcül bir savaşın içine gireceğini biliyordu hâkim. Çünkü onun, önüne getirilen bir dava dosyasındaki olaylara tutarlı bir karar verebilmesi için doğru bir bakış açısı geliştirmeye ihtiyacı vardı. Bunun için de, durumun hassasiyetine binaen konuya vaziyet alıp doğrudan sanal empati yapması gerekiyordu ki bu onun bazen tanık, bazen mağdur, bazen davacı, bazen davalı, bazen katil bazen maktul, bazen sanık olmasını intaç ediyordu. Yani, duruşma sırasında, sanki darp, tecavüz, gasp veya katledilen ya da bunların faili kişi ya da kişilerden yahut görgü şahitlerinden biri olup, fail meful; duygularını bizzat yaşamış gibi, yakından hissetmeliydi ki hakkaniyetli hükümler verebilsin)
..sonracıma, sen hâlâ şurda olan bitmeyenin farkında değilsin ama ciddi bi suç işlemişsin..anlaşılan o ki, şu pij… pardon; ipn.. yok, şu gençler azcık sarhoş vaziyetteler iken bi itlik… pardon, aldıkları az miktarda bi alkolün tesiriyle bi kusur işleyip şu kızcağıza tecavüze yeltenmişler.. öyle görülüyo ki dosyadaki doktor raporuna göre de kısmen de başarmışlar bunu..sonra her nasılsa işte, nerden de geldiysen sen girmişsin devreye ve kendine bi kutsal vazife verip kendince, kendince ve ama pek saçma yöntemlerle müdahaleye kalkışmışsın.. kalkışmak bi yana (ayakta zor duran, hâli hoşaf, kaportaları fena dağılmış, uzunca bir süreliğine, gece âlemlerinden günlük normal sosyal hayattan az bi süreliğine safdışı kalacak görünen gençleri işaret ederek) senin de açıkça gördüğün gibi, müdahalenin babasının aşırısını yapmışsın biraz; dünyayı kurtaran adam cücü, malkoçoğlu, Süpermen misali; kimse sana böyle bi vazife vermese de?!
Şimdi… bi daha asla böyle bişeye kalkışmaman için sana en baba bi ceza keseyim de gör!
Yaz kızım; kesin karar!.gerçi böyle sikim bi davada gereğini düşünmek biraz göt ister ama biz gene de teamülden şaşmayalım!.yaz kızım!.gereği düşünüldü:
mağdur kızın, önce fiziki tedavi ve bakımının yapılması, sonrasında ciddi psikolojik yardım alması, tüm masrafların nah şu genç erkek aslanlar tarafından son kuruşuna kadar karşılanmak üzre, memleketin en iyi hastanelerine sevki, ayrıca, hayatı boyu geçireceği travmaların telafisi, mahvolan gençliğinin ve hayatının kalanında sosyal hayata uyum sağlamasına yardımcı olabilmesi için, 100 150 milyon dolar kadar sembolik bi tazminat ödemeleri, şu tecavüzcü aslanların her birinin ayrı ayrı on beşer yıl hapsine, hapis cezalarını memleketin en mülayim suçlularının yer aldığı, şöyle parlaklardan hoşlanan, huırlı hırssız, cinsi sapık...pardon, ne dedim ben..şey; yani, yalnızca üçü bi arada, aynı koğuşta kalmak suretiyle çekebilecekleri bi cezaevine yollanmasına, cezalarını çektikten sonra alkolden ve toplumdan on beş sene kadar tecritlerine, şu tecavüzcü sanıklara kast-ı mahsusasız, düpedüz, kendince iyi niyetle, kişisel müdahalede buluniim derken, aslında fena darp yolu ilen fena bi suç işleyip şu üç sanığın şu marka ve şekil mağduriyetlerine sebep olan şu sanığa gelince; yirmi dört yıl, altı ay hücre hapsi, yaptığı darpların sonucu oluşan kırık çıkık, patlak çatlakların tedavileri bitip tamamen düzelene dek tahakkuk edecek tüm tedavi ve mahkeme masrafları da dahil, ne kadar mesarif hasıl olduysa ve de varsa kıyıda kenarda birikmişleri müsadere edilip, yed'i emin eli, tasfiye işleri kurumu artık her neyse işte, marifetiyle haraç mezat satılıp, elde edilecek gelirin azcık ucundan ve ama mutlaka kanunun öngördüğü kesim nispetinde kesilmek suretiyle tahsil edilmesine, bu adamın bi daha bi dingillik edip, olura olmaza tayyarelenip, şu tür olaylara sebebiyet vermemesi için, ne idüğü belirsiz it takımının bulunma ihtimali olan şu tür sosyal hayatsal yerlerden asgari beş sene kadar uzak tutulmasına…falan’..
ilâ ahir dava ve yepyeni olaylara ve maceralara atılmak üzere; neticesi…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder