18 Mayıs 2011 Çarşamba

eskici

-Köroğlu neyine yetmedi bre nadan
kesse de Bolubeyleri yolları!-
sen
masalımın en öncül kahramanı
dağ gibi sorunları bir koşu aşan
halkımın en 'keloğlan'ı..
bana sen kaldın yine
kaç, masal ülkeme
peşinde bak, hain vezirin adamları!
(ve sen;
içimin susmayan pasaklı çocuğu!
hayıflanma ‘yok’ diye bir ‘geleceğim’
‘parlak’ dediğini kazanım bir erdem miydi?
‘irfan’; ne kadar ilgilendirirdi ki
ayakaltlarında gezinen böcekleri?!

senin, ikiyüzlülerin uğruna taklalar attığı ikbâlleri
odanın ahşap tavanına nasıl çivilediğini bilirim
ve o en parlak gelecekleri nasıl nal yaptığını
duvarındaki, bozkırında nadasa bıraktığın tarlada
bibaşına otlayan resmine
o sevimli merkebinin..)
..
acı bir hikâyeye dönüşlü bir Yüzyıl bu
güpegündüz peydah, güpegürbüz toraman
iç düzen(siz), köşebent kafa, en kahraman
bir anglo-amerikanın baldırındaki kas kadar bile düzgün olmayan
hesapta önasyalı ve yerli
ve fakat o prensipler kraliçesi, bir ingiliz kanişi gibi
soylu-soğuk ve lakin bir o kadar yalama, bir o kadar yalak
lafazanlığa kesmiş, tepeden tırnağa ‘irfan’a abazan
kafatasında bol karbonhidratla besili beyni
o iki avuç patates püresinin tasasız kıvrımlarından
harikulade sosyal ve demokrat fikirler(!) damlatan
komik, karton ve taklit
‘ekşın men’, ‘süperkız’ ve ‘süperoğlan’dan ilham
kurtarıcı sazan, karasarı bir adam(!)
inadına arsız, inadına tahrif
inadına hınzır, inadına şâki
ve saltanatına devam-ı duâ için
bir tarih yazdırmak adına
inadına yersizdi
tepe üstü /d/evrilmiş, tersine bir üçgenin
en darından özürlü bakış açısını, kör görüş alanının
hesaplamak ebatlarını
dâra çektiği masum pîrlerin sayısını
ve Cercis misali yüzüp derilerini
etini astığı ağaç dallarının..
..
sipariş üzre çalışan müzayede makinesi
imitasyon antiği ve zoraki murassa her şeyi
yapan, yaptıran, alan, satan, kiralayan
şeflik dönemlerinden kalma bir eskiciydi
ne kolaydı devreye sokmak
ülkemin şu en eski ve en köklü aile şirketini
ve parti parti ısmarlamak karanlığın
tıpkısız bir benzerini?!
(oysa tarih kurumları bile koruyamazdı
‘diktatörden olma, yanaşmalardan doğ-g-ma’
ve laboratuarlarda suni ilkah
izandan prematüre tek kimseyi tanrıdan)
..
ey kurum! kemirmeseydin dilimi keşke
ne gerekti durup dururken Sanskritçe?!
zâten tüzüğünün dilim dilim ettiği
güneş değmemiş ve üstelik arî
bir ‘ana dil’im vardı benim..
hem o brakisefal kafaları ölçen alet
henüz bir işe yaramadan
ne diye gömüldüydü ‘dosdolma bir saray’ın çiçekli bahçesine?!)
..
kurban/lığım/ yakın ya nasıl olsa ve hep eliniz altında
derimi ve şu büyük bedel; biriktirdiğim diğer şeylerimi
bağışlamıyorum artık hiçbir kuruma
etimi de çok(tan) yemiştiniz
almaya gelirseniz şâyet bir kez daha
en kör ve en mâsum maskelerinizi takın
ki
yüze yüze cevizlerine kadar geldiğim koçun
tuttuğum takımlarını alırsınız belki!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder