28 Nisan 2011 Perşembe

ranza türküleri

(yalnızca /kaybetmişler/in bir /yitirme/ korkusu olmaz lili
bilsem ne aradığımı insanlığın dibinde?!)
..
beni yıllar önce mapusta tahtakuruları vurmadı lelia
ayağımı naylon terlik, belimi demir ranza
bir zamanlar, yitik neslin sıra başı temsilcisiyken
bir kış günü, soğuk nezaretinde yakalanmıştım
kolluk güçlerine, Ankara’da..

sırtım daha o ilk tanışmasında coplarıyla fena yanmış
ve arkam, muhtelif ebat meşrubat şişeleriyle
yine de ikrâmda kusur etmemek için hani
“kola mı, fanta mı?!” diye sorduklarında
“çay, lütfen!” demekle ben, safça
daha beter kudurtmuştum şu kuduzlarımı..

sıkı maçtı hani!
özellikle devre araları çok eğlenceli
bir yandan, kalleşçe vururken midemi ülserim
kollarım uzadıkça uzar, üstte
o klasik tarz, alabildiğine nazik askıda
öte yandan, altta, morarmış rengine en yakışan kabloyu
bağlarken kutsal(!) âletime, en tecrübeli subay
‘uygun adım’ marş söyletirdi
tazyikli su eşliğinde böbreklerime..
yetmez gibi, bir de üstüne
o utangaç husyelerimi, ağır aksak tekmeleriyle
açık açık bir buluşturması vardı ki, sorma
hem hiç utanmadan!.

işte, peşimden, adım adım gelecek
muhtemel nice aykırı adayın
tekinin bile fırsat vermeden, başkaldırısına
topunun başını, henüz birer
mikro(sko)bik minik yaramazlarken, ezip
filizlenmeden daha, kırıp geçirip
kaynağında böylece kurutup
tane tane böyle karartmıştı neslimin geleceğini..

tam o ara ben, hiç farkında olmadan
ince ince, iplik iplik, kanlı-küfür, küfür-kafir
ve sidik sidik iş/l/emişim yüzlerine
bu hâlimle ben, hassas gergeflerine düşen
ne kanlı bir kanaviçeymişim?!

en çok da şu kibar(!) iknâ seansları sırasında
şu ince iş ameliyatlarını tarumar ediş şeklime hayran(!) olmuşlar
ve ellerimle patlatışıma dikişlerimi..
bundan daha da ilginci
işlerine karışıp, içine şöyle bigüzel etmişliğim
hattâ, şu hâl-i perişanıma bile hiç bakmayıp
ve ellerindeki o şefkatli(!) /haydar/larına aldırmadan
Hasan Dağı’na oduna çıkmışlığım
ve hani, yüzlerine o /siktir/i çekmişliğimmiş
işte, asıl buna fena bozulmuşlar!

şu hassas hususlarda hiç de savruk değildim oysa, lelia
hep ölçülü(!) olurdu sataşmalarım
inan, şu /özel tımar/ tercihim; insanca(!)
şu /kaba dayak/ta ısrar edişim
vücut ısımı artırmak
ve acısını uyuşturmak içindi, kırık kemiklerimin..

sonsuz hoşgörüleri(!) ne içtendi
benden şu hiç esirgemedikleri şu yakın alâka
şu tartışılmaz şefkatleri(!)
ya şu kontrolsüz sevgi gösterilerine ne demeli?!
apaçık ispatı, şöyle “sevme”lerin(d)e beni
/bayılışım/dan belli değil mi?

benimle başları niye hiç hoş değilmiş
işte, ilk bakışta hiç anlayamamışım
dertleri neymiş; bunu o parlak geleceğim(!)den olma pahasına
çok sonra öğrenmiştim..
meğer adım, aşırı derecede tehlikeli
ve varlığım içlerine fena işleyen bişeymiş

iyi bir zanlıydım demek; zanları huzurunda
o /paşa keyif/lerini bozmaya her an hazır; serseri it
ve apaçık bir potansiyel tehdit
şu toplumsal huzur(!) ve o sonsuz barış(!) harekatlarına

tabii ki kuru gürültü değillerdi lelia
işlerinin eri adamlardı
yine de şunlara pabuç bırakmak çok ayıp olacaktı
bu yüzden onun yerine
silme isyan ve değme terslik, pelteleşmiş et
ve bir yığın kırık kemikten ibaret
bir çuvaldan söküp başıma ördüğüm
şu kaçık çorabı bırakmıştım önlerine
yığılırcasına..

boşunaymış oysa şunca dikleniş, şunca inat
eğer düzen(leri)ne boyun eğip, af dileseymişim hizâya gelip
yaptıklarıma rağmen hiç /d/üzülmeyecekmişim(!)

bu yüzdenmiş işte her şey, şu müşfik(!) muamele
dâvâlarımın hep gizli/kapaklı celselerde görülüşü
ve bana bile kapalı oluşu
şu hâkimsiz mahkemelerimin..

lelia, şunlara tek değme noktam bu değildi elbet
ve şu dışlanmışlığımın tek nedeni
ters düşüncelerimden ziyâde, asıl felâket
“ben de ne olayım, eğer değişirsem!” diyerek
var gücümle dayanıp, muhkem kapılarına
geçen onca zamana rağmen, şu değişime
hâlâ aptalca(!) direnip
şu arkaik çemberlerini hiç teğet geçmeyip
üstelik tam ortasından; düpedüz kesişimmiş..

bakma gururlanıp /işte!.uzlaşmadım!/ deyişime
uzlaşamadığım bal gibi kendimdim aslında
bir de tuhaf tecellilerle karşıma çıkan
şu acâip kaderim!

hani er meydanı olsaydı şura
ve şunların o mübarek(!) serlerinde az bir yiğitlik
şu idam gömleğimi erkenden giymişliğimle
bükemediğim bileklerini, bilsen nasıl da öperdim(!)?!.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder