26 Nisan 2011 Salı

mahzen kafe

 "Kapısından girilince karşınıza çıkan eski ve bakımsız apartman görünümünün ardından, nemli havayı soluyunca “kim buraya kafe diye oturmaya gelir” diye düşünüyor insan. Kuruyemişçi, manav, kasap, balıkçı dükkanlarının arasından açılan demir kapının arkasındaki bu gizli yer, hiç de alıştığımız kafe mekânlarına benzemiyor. Burası ne bir apartman ne de sinek avlayan bir yer.. İşletmecisinin deyimiyle “okumuş, entel” hatırı sayılır müşteri kitlesi ve ünü gizliden gizliye yayılan bir atmosferi var. Akşam Fatih’e indiğinde, Fatih Camii’nin Boyacı ya da Börekçi kapısından Malta’ya çıkan herkes, ünlü Çarşamba pazarının kurulduğu, Darüşşafaka Caddesi’nin başındaki cami duvarıyla bitişik olan bu eski binaya geliyor. Saat beş olduğunda, avukatı, hakimi, gazetecisi, öğrencisi, yazarı çizeri, şairi, müzisyenini ağırlayan kafe, mekân tutanların bir türlü kalkıp gitmek bilmemeleri yüzünden, gecenin üçüncü yarısına kadar açık kalıyor. Bazı geceler mekânın müşterileri arasındaki amatör-porfesyonel müzisyenlerin, neyden kemana, bağlamadan yaylı tambura, perdeli perdesiz gitar, çeşitli perküsyon aletleri ve enstrümanlarıyla verdikleri harika müzik ziyafeti dinlemeye değer...
mekânın karanlığından mı yoksa tarihinin etkisinden midir bilinmez, sohbetin rengi vakit ilerledikçe öyle çok koyulaşıyor ki... Şikâyetçi değil bundan, kafenin işletmecisi Ömer Kurhan... kendilerinin de çok sonra fark ettiği bir ünleri var müşterileri arasında. Ancak bunun nasıl oluştuğunu pek bilmiyorlar. Tek bildikleri ağızdan ağıza, herkesin kafeyi birbirlerine anlatmaları... Daha çok beylerin geldiği (bayanların gelmesi tercih edilmiyor çünkü) Mahzen Cafe’nin görünüşte çok fazla bir özelliği yok. Duvarlarına kilim asılmış, oturma düzeni sedir tarzında yapılmış, çayı, çorbası, kahvesi olan sıradan bir yer. Hatta içindeki nemli kokusu itici bir özellik bile taşıyor. Ama özel ray sistemi ile yapılmış ve depremde hiç zarar görmemiş tavanına baktığınızda, duvarlardaki 1 metre aralıklarla duran demir halkaları fark ettiğinizde ‘burası neymiş’ diye sormaktan kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Bahsettiğimiz yer, Fatih Malta pazarında bulunan Taşhan’ın giriş katındaki Mahzen Cafe. İstanbul’un fetihinin 550. yılı nedeniyle Fatih Belediyesi’nin hazırladığı “Fatih: İlk İstanbul” (bulabildiğimiz tek kaynak) adlı kitapta Taşhan ile ilgili şu bilgi yer alıyor: “Fatih Malta’dadır. H. 863/M.1459 yılında Fatih Camii şantiye mekanı olarak yapılmıştır. Vakıflar tarafından şahsa satılmıştır. Tonozlu, Bizantik izler taşıyan bu han halen ticari amaçla kullanılmaktadır.” Bu bilgiye göre Taşhan’ın Fatih döneminde yapılmış olduğu anlaşılıyor. Ancak Fatih dönemi mimarisini en iyi bilen Ekrem Hakkı Ayverdi’nin araştırmalarında (Fatih Dönemi Mimarisi Kitabı) Taşhan’ın adı geçmiyor. Bizzat Taşhan’ı görmeye giden, Ekrem Hakkı Ayverdi ile uzun yıllar çalışan Fetih Cemiyeti’nin başkanı İbrahim Aydın Yüksel, 1990’lü yıllarında başında yapılmış bir 20.yüzyıl binası olduğunu ifade etti Taşhan’ın. Mahzen Cafe’yi müşterileri açısından cazibeli kılan, yapıldığı dönemlerde burasının at ahırı olarak kullanılması. Duvardaki atların bağlandığı ve fenerlerin asıldığı demir halkalar hâlâ duruyor. Yığma kara taşlardan yapılan duvarlar, esnafların bütün kötü çabalarına (!) rağmen kendini korumayı başarmış. İstanbul ve çevresinde hatırı sayılır bir Kırım Tatar göçmen nüfusu bulunduğu aşikâr. Taşhan ve biraz aşağısındaki Hamza Efendi’nin kahvesi, 1930’larda Kırım göçmenlerinin buluşma yeriymiş. O yıllarda Zehra Kural ve babası göç etmiş İstanbul’a. Taşhan’ın yaşayan iki tanığı var. Biri 91 yaşında olan Zehra Kural, diğeri ise ara sıra Mahzen Cafe’ye uğrayan, bu handa doğup büyüdüğünü söyleyen yaşlı bir teyze. Yaşlı teyzeyi bulamadık; ama Şehzadebaşı’nda eşinden kalan evde yalnız başına yaşayan Zehra Kural’dan Taşhan hakkında bildiklerini öğrenmeye çalıştık. Zehra Kural, Kırım’da komşu oldukları bir aile burada kaldığı için annesiyle birlikte Taşhan’a ziyaret geldiğini anlattı sadece. Hanın ikinci katına çıkarken merdiven başında bir kuyu bulunuyor. Belli ki, hanın müşterilerinin kullandığı su, bu kuyudan sağlanıyormuş. Üç katlı olan hanın her katında 6 oda var. Şu anda çok bakımsız. Bazıları atölye olarak kullanılıyor, bazıları ise boş. Çatısı Fatih Camii’nin bahçesine bakıyor. Yaz akşamlarının sohbetleri aşağıdan yukarıya taşınıyor bu nedenle."
-gazeteden-

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder