24 Şubat 2011 Perşembe

yirmisekiz şubata medhiye

..daha dört gün var ama olsun!.
..
"28 Şubat'ın mimarı benim" Sisi
Anadolu atasözüydü; “kel yanında kabak anılmaz!”dı..
Daha dün, nereye baksan 'eylül'dü..gün ve hayat, onlarca yıl ve artık yarım asır, belki de bir ömür; ne çok ve inadına nasıl da 'eylül'dü ve eylül sevmeyenler nasıl da huzursuz...
sayfalar kapatan, sonlar yazdıran, ocaklar söndüren, ömürler tüketen, unutan, unutturan, vefadan yana çok sınanmış ve hep yanıltmış yıllar, o bir tek günü nasıl eskitip de tarihe gömememiş?!.
Hani istihbarat, ilk tahrirat defterimize mühim kayıtlar düşmek üzere, hayata karşı, ölmek hariç ilk ve tek başarılı girişimimiz sayılacak anadan doğum eylemimizden hemen sonra, kundakta mimleyip, henüz emeklemeye başladığımızda, karakollarının karakaplılarının ilk sayfalarına törenle düşürmüştü kulağımıza okunalı üç gün olmuş adımızı.. öte yanda, şu sinir bozucu psikiyatrlar klinik defterlerine kayıtlıyorlardı, yaş hani az biraz ilerleyip de ilk gençliğe demir attığımız yıllarımızda.. mirasyedi savurganlığında, bozukpara gibi harcamıştık gençliğimizi, en güzel günlerimizi..işte bu yüzden, şu piskopat psikiyatrlar, düğüne gider gibi, gülümseyerek ölüme sürüklediğimizi görünce, şaşkınlıktan o yiyesi Freud’cu bilinçaltlarına etmişler, nice sonra kendilerine geldiklerinde, bebekliğimizi, çocukluğumuzu, o sonu hiç belli olmayan, kadere kalmış ilk gençliğimizi, sonuçta total olarak; hakkımızda atılıp tutulacak, kayda değer ne varsa; özel notlar alıp, özenle fişleyip kayıtlamaya koyulmuşlardı ‘kimlik ve kişilik arayışı’ aşklarımızı, henüz emekleme devresindeki kendimiz kalma çabalarımızın aşağılanmamış yanlarını.. oysa "klinik vak'a" deyip, bir yandan böyle asap bozucu edâlarıyla bilinçaltımı kurcalayıp, psikolojim hakkında kalem üşürürlerken, öte yandan dibine indikleri, üstüme fena çökmüş o bilinçsiz bilincimin altından, benliğime evvel emir, ezelde işlenmiş şu 'ben'i nasıl çıkarıp kazıyacaklarını düşünüyorlardı kara kara..

Çok sürmediydi darbe sonraları bayağı form tutmuş, kozmik ve üniformik leke çıkarıcı adamların varlığımdan fenâ halde pirelenmeleri; hani konjonktür gereği, zaten baştan ayağa hâkîye boyanmış ülke sathında, zaten hakî renge kendiliğinden dönüşen kalemler kadar, o zamanların ve hemen her zamanların o, kargadan başka kuş, hakîden başka renk bilmeyen darbe boyacılarının, sabit fiks ve banko ve tek renkten müteşekkil, başka bir rengin mevcudiyetinin hayatta söz konusu olamayacağı o kutularına daldırıp çıkardıklarında, mükemmel tutmuş olduğunu görüp öğündüler.. hakî hakî yazan kalemleriyle, önüme, ardıma, adıma açtıkları dava dosyaları da dâhil tüm kayıtlara ve istatistik cetvellerine “aykırıdır, tehlikelidir, hakkında fiş gerektirir; fişsiz bi boka yaramaz; ilerde, vakti geldiğinde, müsait bir zeminde, mesela bi köşe başında, karanlık bi merdiven altında, izbe bi yerde, ıssız bi duvar dibinde hem hayat prizinden fişinin ve hem iplemediği, şeyine bile takmadığı hayatının ipinin çekilmesi olmazsa olmaz bi zorunluluktur..bu yüzden, biletinin dünden kesilip, her an eline tutuşturulacak bi şekilde hazır hâlde, el ve göz altında tutulması millet ve memleket menfaatinedir!” diyerek, kayıtlarından düşürme merasimlerinin uvertürü olan, 'hayatın, zaten zor tutunulabilen dallarından düşürene kadar silkeleme' kararı alırlarken, ruhum, âlem-i ervahtan, asıl vatanı cennetin bi locasından birinden, 'haşr gününe kadar hükümsüzdür!' denilip, her insan gibi, geri bölgesine bi 'kader ve sınav' tekmesi yiyerek, çoktan postalanmış bulunuyordu dünyaya..
Hani, Lokman’ın o deli suyuna düşürdüğü ve bugüne dek kimselerin bulamadığı şu ölümsüzlük iksirinin terkibine dair, o tek kayıp sayfayı bulmaya işte tam da o ara ahidlendiydim!.her nasılsa ve de nasıl da garip bi şekildeyese direnip 'eylül'de bi ölemeyişin ardından kendimi hapsettiğim loşluktan, boşluktan, yalnızlıktan, uzaklıktan, yabanlıktan, yabanîlikten, asosyallikten dolayı gün görmemiş yüzümü az biraz gün ışığına çıkarıp, hayattan kendime az biraz “yaşamak” almak için, bin yıllık bi kış uykusuna yattığım mağaramdan azcık başımı uzatmaya da böyle niyetlendiydim..
Uzattım da iyi halt mı ettim; kış geçmemiş erken uyanmışız..yetmezmiş gibi bi de aylardan şu eksik şubatmış; bi de üstüne üstlük, gün yirmi sekizine çok yakınmış, üstelik de darbe planlarını, sanki memlekette bi 'eerkek'(!) kalmamış gibi, şu nonoşlar kraliçesi, şu mimarisini ziktiğiminin Sisi'si hazırlıyormuş..sokiim topuna, ne şans var lan bende!.
N’apalım; çaresiz geçmesini bekliycez!.ama inşallah bu sefer caddelerden, ara sokaklardan bi tank-mank yürütmezler!.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder