27 Şubat 2011 Pazar

şifre

seçkinler..hayatın v.ı.p’inde seyahat edenler.. çok meşgul hayatlarının içinden, şehrin uğultusuna kafiye, şehvete ve hırsa acıkmış guruldayan kalplerini vernikleyip, kontak anahtarları, kredi kartları ve kokuşmuş elleriyle, gösterişsiz büyüyen, görkemsiz konuşan, merasimsiz gömülen sıradan insanların kabri üzerinde vals yapıp, pek keyifli bir Hollywood filmi fragmanının kucağında sızıveriyorlar. Gece bize kalıyor, en güzel gecesine erişemeden vurulan delikanlının ve kötürüm kızların yüreğinde büyüyen sevdaların ekranlara henüz düşmeden zaplanan trajedisi de..

çünkü yaşam
binlerce bombanın, bir gecede
bir yerlere düştüğü bir saatte
bir sanatseverin boynunda ve bileğinde
zarif bir imitasyon aksesuardır
en ince dantelalar gibi işlenir
düşünceleri
son derece transparan..

aynı anda bir afrodit larvası daha düşer dünyaya; el bebek
henüz sıyrılmıştır ki kabuğundan
geleceği gündelik telaşlardan yalıtılıp
özel havuzlarda damıtılıp
önceden belirlenen kulvarında
güvenle koşmaya hazırdır..
bale, şan dersleri, sen-benua, konservatuar
bilâhâre güzel sanatlar
sonra bakmışsın bir anda podyum hazırlığında
turizm elçisi, tv spikeri televole ve paparazzi
kraliçe adayı, süpernova
yeni bilenmiş, usturadan daha keskin
doğurgan olmayan müteharrik kelimelere gebe diliyle
usta bir matahari'dir..

(hemen her gün seçkin ajanslardan rumuzsuz mektuplar geçilir
posta kutularına..
soylular için
reklamik de olsa, bazı organizeler ücrete tabi değildir..

çok bahar akşamı boğaz’a karşı alabildiğine keyfi
çigan eşliğinde saltanatını sürdüren balık ve rakı
arka planında yatan, turşu tadında
pek de sıra dışı olmayan pahalı bir aşk(!)
yakalanır en sığ yerlerinden..
aslında mütemadiyen sanattan anlayan
ve ayrıca inzibat kültürlü de olmayan
pek elit bir adamdan bile müşteki olmak racondandır

vazgeçilmez can simididir stres
neyse ki oldukça terbiyeli işkembe
gecenin sabaha yakın vaktinde
çok geçmeden imdada yetişir
pahalı dostlar arası geyik sofrası
gündem, öyle ayarlanmış filan değildir
medya, suare, borsa gibi, oldukça spontanedir
hemen ardı sıra, yaşamın
tekdüzeliği şiddetle tekrar tel’in edilir
her bunalımda kuyruğuyla oynamaktan boğulmuş hapis yalnız(!)lar için
özel kaçış turları düzenleyen acentelerin
iyi ki paket halinde hazır, sürpriz “out door” gezileri vardır

ve cemiyeti ilgilendirmez, hâliyle
başkentlerin sükuneti hep aldatır.
kasalar ısmarlanır, muhkem
pazarlar kurulur her kabine değiştiğinde
en demokrat kardeşlik terâneleri dile gelir
ve “al gülüm-ver gülüm” lü detant
ne kadar da değerlidir.
fena kanayan şâirler içinse, gece kalemin kanlı mürekkebi
her şiir bir şifredir..

24 Şubat 2011 Perşembe

yirmisekiz şubata medhiye

..daha dört gün var ama olsun!.
..
"28 Şubat'ın mimarı benim" Sisi
Anadolu atasözüydü; “kel yanında kabak anılmaz!”dı..
Daha dün, nereye baksan 'eylül'dü..gün ve hayat, onlarca yıl ve artık yarım asır, belki de bir ömür; ne çok ve inadına nasıl da 'eylül'dü ve eylül sevmeyenler nasıl da huzursuz...
sayfalar kapatan, sonlar yazdıran, ocaklar söndüren, ömürler tüketen, unutan, unutturan, vefadan yana çok sınanmış ve hep yanıltmış yıllar, o bir tek günü nasıl eskitip de tarihe gömememiş?!.
Hani istihbarat, ilk tahrirat defterimize mühim kayıtlar düşmek üzere, hayata karşı, ölmek hariç ilk ve tek başarılı girişimimiz sayılacak anadan doğum eylemimizden hemen sonra, kundakta mimleyip, henüz emeklemeye başladığımızda, karakollarının karakaplılarının ilk sayfalarına törenle düşürmüştü kulağımıza okunalı üç gün olmuş adımızı.. öte yanda, şu sinir bozucu psikiyatrlar klinik defterlerine kayıtlıyorlardı, yaş hani az biraz ilerleyip de ilk gençliğe demir attığımız yıllarımızda.. mirasyedi savurganlığında, bozukpara gibi harcamıştık gençliğimizi, en güzel günlerimizi..işte bu yüzden, şu piskopat psikiyatrlar, düğüne gider gibi, gülümseyerek ölüme sürüklediğimizi görünce, şaşkınlıktan o yiyesi Freud’cu bilinçaltlarına etmişler, nice sonra kendilerine geldiklerinde, bebekliğimizi, çocukluğumuzu, o sonu hiç belli olmayan, kadere kalmış ilk gençliğimizi, sonuçta total olarak; hakkımızda atılıp tutulacak, kayda değer ne varsa; özel notlar alıp, özenle fişleyip kayıtlamaya koyulmuşlardı ‘kimlik ve kişilik arayışı’ aşklarımızı, henüz emekleme devresindeki kendimiz kalma çabalarımızın aşağılanmamış yanlarını.. oysa "klinik vak'a" deyip, bir yandan böyle asap bozucu edâlarıyla bilinçaltımı kurcalayıp, psikolojim hakkında kalem üşürürlerken, öte yandan dibine indikleri, üstüme fena çökmüş o bilinçsiz bilincimin altından, benliğime evvel emir, ezelde işlenmiş şu 'ben'i nasıl çıkarıp kazıyacaklarını düşünüyorlardı kara kara..

Çok sürmediydi darbe sonraları bayağı form tutmuş, kozmik ve üniformik leke çıkarıcı adamların varlığımdan fenâ halde pirelenmeleri; hani konjonktür gereği, zaten baştan ayağa hâkîye boyanmış ülke sathında, zaten hakî renge kendiliğinden dönüşen kalemler kadar, o zamanların ve hemen her zamanların o, kargadan başka kuş, hakîden başka renk bilmeyen darbe boyacılarının, sabit fiks ve banko ve tek renkten müteşekkil, başka bir rengin mevcudiyetinin hayatta söz konusu olamayacağı o kutularına daldırıp çıkardıklarında, mükemmel tutmuş olduğunu görüp öğündüler.. hakî hakî yazan kalemleriyle, önüme, ardıma, adıma açtıkları dava dosyaları da dâhil tüm kayıtlara ve istatistik cetvellerine “aykırıdır, tehlikelidir, hakkında fiş gerektirir; fişsiz bi boka yaramaz; ilerde, vakti geldiğinde, müsait bir zeminde, mesela bi köşe başında, karanlık bi merdiven altında, izbe bi yerde, ıssız bi duvar dibinde hem hayat prizinden fişinin ve hem iplemediği, şeyine bile takmadığı hayatının ipinin çekilmesi olmazsa olmaz bi zorunluluktur..bu yüzden, biletinin dünden kesilip, her an eline tutuşturulacak bi şekilde hazır hâlde, el ve göz altında tutulması millet ve memleket menfaatinedir!” diyerek, kayıtlarından düşürme merasimlerinin uvertürü olan, 'hayatın, zaten zor tutunulabilen dallarından düşürene kadar silkeleme' kararı alırlarken, ruhum, âlem-i ervahtan, asıl vatanı cennetin bi locasından birinden, 'haşr gününe kadar hükümsüzdür!' denilip, her insan gibi, geri bölgesine bi 'kader ve sınav' tekmesi yiyerek, çoktan postalanmış bulunuyordu dünyaya..
Hani, Lokman’ın o deli suyuna düşürdüğü ve bugüne dek kimselerin bulamadığı şu ölümsüzlük iksirinin terkibine dair, o tek kayıp sayfayı bulmaya işte tam da o ara ahidlendiydim!.her nasılsa ve de nasıl da garip bi şekildeyese direnip 'eylül'de bi ölemeyişin ardından kendimi hapsettiğim loşluktan, boşluktan, yalnızlıktan, uzaklıktan, yabanlıktan, yabanîlikten, asosyallikten dolayı gün görmemiş yüzümü az biraz gün ışığına çıkarıp, hayattan kendime az biraz “yaşamak” almak için, bin yıllık bi kış uykusuna yattığım mağaramdan azcık başımı uzatmaya da böyle niyetlendiydim..
Uzattım da iyi halt mı ettim; kış geçmemiş erken uyanmışız..yetmezmiş gibi bi de aylardan şu eksik şubatmış; bi de üstüne üstlük, gün yirmi sekizine çok yakınmış, üstelik de darbe planlarını, sanki memlekette bi 'eerkek'(!) kalmamış gibi, şu nonoşlar kraliçesi, şu mimarisini ziktiğiminin Sisi'si hazırlıyormuş..sokiim topuna, ne şans var lan bende!.
N’apalım; çaresiz geçmesini bekliycez!.ama inşallah bu sefer caddelerden, ara sokaklardan bi tank-mank yürütmezler!.

21 Şubat 2011 Pazartesi

hedef tahtası

O mermiler kıçına girsin; ruh hastası, piskopat pezevenk!

11 Şubat 2011 Cuma

"bazı komutanların kendi süs köpeklerine bakmaları için ‘özel yetkili asker’ görev..."

Sevgili günlük!.. evvelki gün gastelerde, “bazı komutanların kendi süs köpeklerine bakmaları için ‘özel yetkili asker’ görevlendirdiği ortaya çıktı.” başlığıyla çıkan asılsız haberler yüzünden moralim çok bozuktu. Vatan haini bunlar, asker düşmanı.. Haber bu kadarla kalsa iyi; daha da neler neler söylemişler. Hele bi içimi dökiim sana, o iğrenç haberlerin detayını ekleyeceğim!.
Tarçınım kadar taş düşsün başlarına!. bi kere minik tarçınım, öyle bi süs köpeği filan değil, o, kaç dilde talimatı ana dili gibi anlayan, soylu bi İngiliz kanişi, soylu ailemizin çok hassas bi elemanı..sadece bu kadar değil tabi ki, o bin kilometre ötedeki tehdit unsurlarını koklayarak belirleyebilecek, izini sürecek, arayıp bulacak, takibat altında tutacak stkların, bazı aykırı yazar çizer kişilerinin, esnafların, bazı cemaat ve dışı, üyelerinin, bağlantısızların, hiçbi erkin tehdidini, baskıyı sikine sallamayanların telefonlarını dinleyebiliyor, sıcak takip yapıyor, fişleme yapıp adlarına fiş kesiyor, haklarında gizli raporlar hazırlayabiliyor.. Ben, tarçınımın bu olağanüstü gayretleri için, üstün hizmet madalyası, maaş bağlanması, ödül verilmesini beklerken, şu çıkan, kuru yolma iftira haberlere bakar mısın?! İşte, o moral bozukluğu ile bakımını yapmayı hiç aksatmadığım darbeli matkabım; pardon sen günlüğümün günlük ayarları üzerinde çalışma yapamadım.
Dün de çok fena gergindim, sevgili günlüğüm, çook!. bazı kendini bilmezlerden, konuyla ilgili gelen yığınla imzasız mektup, kimliği belirsiz imayıllar, bazı gizli görüntüler, cd ve belge imajları canımı çok sıktı. Bazıları ismimizi bile vermiş, hem de hiç utanıp sıkılmadan, korkmadan da; hayret yani!.ama üçbeşi hariç, bi çoğunun ismi, adresi yok; ki gidip tarçınımla, kaattan kaplanımla inlerini daatıp, ev bark ocaklarını tarumar ediiim, başlarına geçiriiim adilerin!.birileri de, tutmuş, koleksiyonuma katmak için ömrümü verdiğim, kendileri hakkındaki fişleri geri istiyorlar. Lakin bunun ülke güvenliği açısından kozmik bi sır olduğunu bilmiyor, gafiller.
Sevgili günlüğüm..iyi ki sen varsın! Hani sen de olmasan kime, ağlar, kiminle dertleşirdim! Kimse beni anlamıyor şu günlerde. Eskiden olsa, herkes hani mecburen çok iyi anlardı. Sıkardı biraz anlamamak!.
Ah, o günler; esas duruşta hepsini ayakta hizaya sokar, kodumu da oturturdum!.olmadı, fail-i meçhûl yapar, asit kuyularında kebab ederdim, kemiklerini kıyamete kadar bulamazlardı..
Sattılar beni işte, aleyhimde ne lakırdılar etmeye başladı, müptezeller! Bi zamanlar, hiçbi örtülü ödenek harcamasından kaçınmayarak tertiplediğim o mutad akredite yalak ve yalamalar toplantılarıma, aldığım brifinglere koşa koşa, ayakları şeylerine vura vura, gelen, kapıkulum bildiğim o medyatörlere, bol bol ikrâm ettiğim o akredite pastalarım haram zıkkım olsun!

Sevgili günlük!.minik tarçınımla ilgili çıkan şu menfur haberler kadar, yalnızca sana itiraf edebileceğim, bundan daha bi menfur olay beni ve aileyi daha da perişan etti. İnsan içine çıkamaz olduk! Biricik kızım tarçınıma, gözünden daha çok sakınarak bakmasını emir ve talimat eyleyip, özel yetkilerle donattığım ve başına herhangi bir olumsuz iş geldiği vakit, anında haber vermesi için son model, ‘sokia’ marka bi cep telefonu sokuştur...; pardon tahsis ettirdiğim er, dün akşamüzeri, ingiliz marka biricik cins kanişime hava aldırmak için gezintiye çıkarttığında, bu onurlu görevini ifası sırasında, garnizonun talim yerinin topağaç mevkii dolaylarında çişi gelen nazlı kızımın, küçük ihtiyacını gidermek için çalılar arasına girmesini fırsat belleyen ve sahaya nasıl sızdığını belirleyemediğimiz, feleğin çemberinden geçmiş, bi adi sokak çomarı ırzına geçiyomuş az kalsın. Zavallı kızımın çığlık atması sonucu etraftan yetişen kahramanlarım sayesinde, menfur emelini gerçekleştiremeden apar topar kaçmak zorunda kalmış da, daha patisine erkek patisi değdirtmediğimiz tarçınımın o minicik körpe boncuğu çizilmekten böylelikle kurtulmuş. Yine de, n’olur n’olmaz diyerek, bekâret testi için gotaya kontrole gönderdim. Rapor sonucuna göre, kızımın boncuk bölgesi civarında bolca çomar spermi izlerine rastlanmasına rağmen, şükür ki bi duhûl vakası filan yaşanmamış.
Alayını topladım alayın. Olayda ihmâl ve kusru görülenleri fena halde cezalandırdım. Birine ellibin şınav çektirdim, birine çek-pasla esas duruş; günde seksen saat tuvalet nöbeti yazdım, sonuncusuna ise, tüm alayın postallarını hakî renge boyama cezası verdim. Lavukların cezalarını verdim de lakin garsonlar ve çaycılar, reçmeciler, overlokçular, son ütücüler bölüğünden bazı bedhahların işbirliğinden kuşkulanmıyo da değilim. Bu yüzden, İstihbârî bilgilerimi kaynaklarımı, kötü günler için biriktirdiğim fişlerimi yeniden gözden geçiriyorum. Bu konu üzerinde ciddi çalışıyorum.

Benim biricik günlüğüm!.şu günlerde güvenlik tedbirlerini fena artırdım. Lakin o kadar olağanüstü çabaya rağmen bazı şeyleri engelleyemiyor, milletin ağzını o kadar da torba ettiğim halde büzemiyorum. Dut yemiş bulgar şeyi gibiler adiler, habire konuşuyolar..yasak masak koydum ama ne çare; dinlemiyolar!. Bütün alay, hattâ memleket bu menfur tecavüz girişiminden çok, beni konuşuyo; minik tarçınımıza, bana, aile efradımıza, sevgili eşime mânâlı mânâlı bakıp imâda bulunuyorlar. Başımıza gelen şu talihsiz olaydan sonra, sevgili tarçınımız ruhsal problemler yaşamaya başladı, sık sık sinir krizleri geçiriyor, uykusuzluk sorunu had safhada; bazı geceler çığlık atarak uyanıyor. Psikolojik yardım alması kaçınılmaz.

Sevgili günlük! Nazlı tarçınımızın maruz kaldığı tecavüz girişimi ile ilgili, güvenlik zafiyetini kökünden halletmek için, amerikadan son teknoloji, erken uyarı sistemine sahip, dünyada sayısız ailenin minik tarçınım tipi, değerli soylu bireyleri için imal edilmiş, son derece kullanışlı, sorunu kökünden halledici bi bekâret kemeri getirtiyorum. Bundan böyle, eşsiz tarçınımın elmas kadar değerli boncuk bölgesinin etrafında erkek sinek uçsa ânında haberim olucak!.
Arz ederim günlüğüm!  

Not: sevgili günlüğüm!.işte o asılsız haber; “köpeği için özel yetkiler verdiği askere birer cep telefonu verdiği iddia edilen G.deniz’in, askere köpeğin başına herhangi bir olumsuz iş geldiği vakit kendisini anında haberdar etmelerini emrettiği öne sürüldü.
Vatanı korumak için milletin evladını gönderdiği askeri birlikte askerleri köpek bakıcısı yapan C. G.deniz, ‘tarçın’ ismini verdiği köpeğine bakmaları için iki asker görevlendirmiş. Sabahtan akşama kadar köpeğe bakıcılık yapan erler köpeğin her türlü ihtiyaçlarını karşılamak zorunda.
Tümamiral köpeğini o kadar çok seviyor ki, normalde erlerin askeri birlik içinde sivil dolaşması ve cep telefonu kullanması yasakken, köpeğe bakmakla görevlendirilmiş erler bu yasaktan muaf tutulmuşlar.”

1 Şubat 2011 Salı

lan hüsnü!.

..behey mübarek(!)!.behey angut!.dedik ama o kadar, di mi; 'ibnelik etme bak, başına iş gelir sonra!' diye!
gel şimdi otuz yıldır kan kusturduğun halkının adaleli kollarına!.